003: ALİ İMRAN

1: Elif-lam-mim

2: Allah’tan başka ilah yoktur. Allah Hayydır, Kayyumdur.

3-4: Allah, öncekinin yerine gelen[1] bu Kitabı sana bir amaç için indirdi. Daha önce insanlara rehber olarak Tevrat’ı ve İncil’i de indirdi. Furkanı da Allah indirdi. Allah’ın ayetlerini inkar edenlere şiddetli bir azap vardır. Allah Azizdir, intikam alandır.

5: Ne yerde ne de gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.

6: Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. O Azizdir, Hakimdir.

7: Kitabı sana indiren Allah’tır. Onun bazı ayetleri muhkem ayet[2] olup Kitabın temelidir ve diğerleri müteşabihtir.[3] Kalplerinde eğrilik olanlar fitne ve kendi tevilini çıkarmak için kitaptan müteşabih ayetlerin ardına düşmek ister. Oysa onun tevilini ancak Allah ve ilimde derinleşenler bilir. İlimde derinleşenler “Biz O’na iman ettik, hepsi Rabbimizdendir.” der. Ancak idrak sahipleri öğüt alır.

8-9: Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Çünkü Sen Vehhabsın. Rabbimiz, hakkında şüphe olmayan bir günde, insanları sen toplayacaksın.” Çünkü Allah sözünden dönmez.

10-11: İnkar edenlerin ne malları ne de çocukları Allah’a karşı kendilerine bir fayda sağlamayacak. İşte onlar ateşin yakıtıdır.  Firavun ehli ve onlardan öncekilerin durumu gibi. Onlar da bizim ayetlerimizi inkar etti. Allah onları suçları nedeni ile cezalandırdı. Allah’ın cezalandırması ise çok şiddetlidir.

12: Kafir olanlara de ki “Mağlup olacak ve cehennemde toplanacaksınız. Ne kötü bir yer.”

13: İki birliğin karşılaşmasında sizin için bir ayet vardır. Bir birlik Allah yolunda savaştı. Diğeri kafirdi. Kafirler gözleriyle onları kendilerinin iki katı görüyordu. Allah, dilediği kimseyi yardımı ile destekler. Bunda basiret sahipleri için bir ders vardır.

14: Kadınlara, çocuklara, yığınla altın ve gümüşe, soylu atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı muhabbet insanlara çekici gösterildi. Bunlar dünya hayatının gerekleridir. Oysa güzel olan dönüş yeri, Allah’ın katındadır.

15: De ki “Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Sakınanlar için Rableri yanında, aralarından ırmaklar akan, içinde ölümsüz olacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın hoşnutluğu vardır. Allah kullarını görendir.

16-17: Sakınanlar; “Rabbimiz, iman ettik, bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateşin azabından koru.” diyenler, sabredenler, doğru olanlar, gönülden bağlı olanlar, infak edenler ve seherlerde bağışlanma dileyenlerdir.

18: Allah şahittir ki O’ndan başka ilah yoktur. Melekler ve kıstı[4] uygulayan ilim sahipleri de şahittir ki O’ndan başka ilah yoktur. Allah Azizdir, Hakimdir.

19: Allah katında din İslam’dır. Kendilerine vahiy[5] geldikten sonra aralarındaki kıskançlık, kitap verilen kimseleri ayrılığa düşürdü.  Kim Allah’ın ayetlerini inkar ederse, doğrusu Allah, hesabı hızlı olandır.

20: Eğer seninle tartışırlarsa de ki “Ben, kendimi Allah’a teslim ettim ve benim peşimden gelenler de.” Kitap verilenlere ve Kitap verilmeyenlere[6] de ki “Siz de teslim oldunuz mu?” Eğer teslim olmuşlarsa doğru yolu bulmuşlardır. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen sadece duyurmaktır. Allah, kullarını görendir.

21: Allah’ın ayetlerini inkar edenleri, haksız yere nebileri öldürenleri ve insanlara kıst[7] ile hükmedenleri öldürenleri elim bir azab ile müjdele.

22: Onlar, dünyada ve ahirette yaptıkları boşa giden kimselerdir. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.

23: Aralarında hükmetmesi için Allah’ın Kitabına çağrılıp ama onlardan bir grubun yüz çevirerek geri döndüğü, Kitap ile kendilerine nasip verilenleri görmedin mi?

24: Bu onların, “Ateş bize ancak sayılı günler dokunacak” demeleri sebebiyledir. Dinleri hakkında uyduruyor oldukları şeyler onları aldattı.

25: Ya her nefsin kazandığının tam verildiği, zulme uğratılmadığı ve hakkında şüphe olmayan gün için onları topladığımız zaman?

26-27: De ki “Ey mülkün sahibi Allah’ım. Sen mülkü dilediğine verirsin, mülkü dilediğinden çekip alırsın. Dileyeni aziz, dileyeni zelil edersin. Hayır, senin elindedir. Sen her şeye gücü yetensin. Geceyi gündüze geçirir, gündüzü de geceye geçirirsin. Diriyi, ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. Dilediğin kimseyi hesapsız rızıklandırırsın.

28: Müminler, müminlerin dışında kafirleri dost edinmesin. Kim böyle yaparsa onun Allah ile hiçbir bağı kalmaz, korkudan tarafmış gibi gözükerek onlardan korunmanız başka. Allah sizi, kendine karşı ikaz eder. Yalnızca Allah’a varacaksınız.

29: De ki “Sudurlarınızda olanı[8] gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Allah göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah her şeye gücü yetendir.

30: Her nefsin hayrdan ve kötülükten ne yaptıysa hazır bulacağı gün, kendisi ile cehennem arasında uzak bir mesafe olmasını ister. Allah sizi, kendine karşı ikaz eder. Çünkü Allah kullarına şefkatlidir.

31: De ki “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır merhamet edendir.”

32: De ki “Allah’a ve rasule itaat edin[9]. Dönerlerse Allah kafirleri sevmez.”

33: Allah Adem’i[10], Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemlere üstün kıldı.

34: Onların bazısı, bazısının neslindendir.  Allah işitendir, bilendir.

35: İmran’ın hanımı “Rabbim, karnımdakini özgür olarak sana adadım. Benden kabul et. Sen işitensin, bilensin.” demişti.

36: Onu doğurduğunda, Allah onun ne doğuracağını daha iyi bilirken dedi ki “Rabbim, ben onu kız olarak doğurdum. Erkek kız gibi değildir. Onun ismini, Meryem koydum. Onu ve onun neslini kovulmuş şeytandan Senin himayene bırakıyorum.”

37: Rabbi Meryem’i, hüsnü kabulle kabul etti. Onu güzel bir bitki[11] gibi yetiştirdi ve Meryem’i Zekeriya’ya baktırdı. Mabette Zekeriya onun yanına her ne zaman girse, orada bir rızık bulurdu. Zekeriya dedi ki “Ey Meryem, bu sana nereden geliyor?”. Meryem dedi ki “Bu, Allah katındandır.” Allah dilediği kimseye hesapsız rızık verir.

38: Orada Zekeriyya, Rabbine dua etti. Dedi ki “Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bağışla. Şüphesiz sen her duayı işitirsin.”

39: Melekler, mabette ayakta ibadet eden Zekeriya’ya seslendi. “Allah sana, Allah’ın hükmünü doğrulayan, nefsine hakim, saygın ve salihlerden bir nebi olan Yahya’yı müjdeler.”

40: Zekeriya dedi ki “Rabbim, bana ihtiyarlık gelmiş, karım da kısır iken benim nasıl çocuğum[12] olabilir? Allah dedi ki “Allah dilediği şeyi böyle yapar.”

41: Zekeriyya dedi ki “Rabbim, bana bir delil[13] göster.” Allah dedi ki “Senin alametin, insanlara üç gün, işaretten başka konuşamamandır. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam O’nu yücelt.”

42-43: Melekler “Ey Meryem, Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni alemlerin kadınlarına üstün kıldı. Ey Meryem, Rabbine gönülden bağlan, secde et ve rüku edenlerle birlikte sen de rüku et[14].”

44: Bunlar, bizim sana vahyettiğimiz gayb[15] haberlerindendir. Hangisi Meryem’e bakacak diye kalemlerini atarlarken(kura çekerken) sen onların yanında değildin. Onlar tartışırken de yanlarında değildin.

45-46: Melekler dedi ki “Ey Meryem, Allah seni tarafından bir hüküm ile müjdeliyor. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesihtir. Dünyada ve ahirette seçkin, yakınlaştırılanlardandır. O beşikte ve yetişkinlikte insanlara konuşacak ve iyilerden olacak.”

47-48: Meryem dedi ki “Rabbim, bana hiçbir beşer dokunmadığı halde nasıl çocuğum olur?” Melek dedi ki “İşte böyle Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmedince ona sadece “Ol” der sonra o da olur. Ayrıca Allah ona Kitabı, hikmeti, Tevrat’ı, İncil’i öğretecek.”

49-50-51: Bir rasul olarak İsrailoğullarına “Size Rabbinizden bir ayet[16] getirdim. Sizin için çamurdan kuş şekline benzer bir şey yaratırım. Ona ilham ederim, Allah’ın emriyle o bir kuş olur. Doğuştan körü ve alacalıyı iyileştiririm. Allah’ın emri ile ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yediğinizi ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer iman ediyorsanız bunda sizin için bir ayet vardır. Size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmam için elimdeki Tevrat’ın yerine gelen[17] Rabbinizden bir mucize getirdim. O halde Allah’tan sakının ve bana itaat edin. Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyle ise O’na kulluk edin. Bu, doğru yoldur.”

52-53: İsa, onlardaki inkarı sezince dedi ki “Allah için bana yardımcı olacaklar kimlerdir?” Havariler dedi ki “Biz, Allah’ın yardımcılarıyız. Allah’a inandık, şahit ol ki bizler teslim olduk. Rabbimiz, indirdiğine inandık ve elçiye tabi olduk. Bizi şahidlerle beraber yaz.”

54: Onlar tuzak kurdu. Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.

55: Allah dedi ki “Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni kendime yükselteceğim, seni inkar edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kafirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz banadır. Sizin  ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda hükmedeceğim.”

56: İnkar edenleri dünyada ve ahirette şiddetli bir azabla cezalandıracağım. Onların hiç yardımcıları da olmayacak.

57: Allah, iman edip iyi ve yararlı işler yapanların mükafatını tam olarak verecek. Allah, zalimleri sevmez.

58: “Bu sana okuyup aktardıklarımız ayetlerden ve doğru hüküm veren Ez-Zikirdendir.[18]

59: Allah katında İsa’nın örneği, Adem’in örneği gibidir.[19] Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona “Ol!” dedi, o da oldu.

60: Gerçek olan, Rabbindendir. Şüphe edenlerden olma.

61: Sana gelen vahiyden[20] sonra, her kim seninle onun hakkında tartışmaya girerse onlara de ki “Gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım sonra lanetleyelim. Allah’ın lanetinin yalancıların üzerine olmasını dileyelim.”

62: Bu, İsa hakkında gerçek haberdir. Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah Aziz ve Hakim olandır.

63: Yüz çevirirlerse şüphesiz ki Allah bozguncuları bilendir.

64: De ki “Ey Kitap ehli, Sizinle bizim aramızda aynı olan hükme gelin. Allah’tan başkasına tapmayalım, O’na bir şeyi eş koşmayalım ve Allah’ı bırakıp kimimiz kimimizi ilahlar edinmesin. Eğer onlar yüz çevirirlerse deyin ki “Şahit olun ki biz teslim olanlarız.”

65: Ey ehl-i kitap, İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat ve İncil ondan sonra indirildi. Akıl etmiyor musunuz?

66: İşte siz böylesiniz. Hakkında bilgi sahibi olduğunuzu tartıştınız fakat hakkında bilgi sahibi olmadığınızı niçin tartışıyorsunuz? Oysa Allah bilir, siz bilmezsiniz.

67: İbrahim ne yahudi ne de hristiyandı fakat o hanif bir müslümandı ve müşriklerden değildi.

68: İnsanların İbrahim’e en yakın olanı; ona uyanlar, bu nebi ve iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.

69: Kitap ehlinden kimisi sizi saptırmak ister. Oysa onlar sadece kendilerini saptırır ama farkında değiller.

70: Ey Kitap ehli! Şahid olduğunuz halde niçin Allah’ın ayetlerini inkar ediyorsunuz?

71: Ey Kitap ehli, neden gerçeğe batılı karıştırıyor ve bildiğiniz halde gerçeği gizliyorsunuz?

72-73-74: Kitap ehlinden bir gurup dedi ki “Dönmeleri için, iman edenlere indirilmiş olana günün başında inanıp günün sonunda inkar edin. Sadece sizin dininize uyanlara güvenin.” De ki “Rehber[21] olan, Allah’ın rehberidir. Size verilenin benzeri başka birine verildiği veya Rabbinizin huzurunda sizinle tartışacaklar diye mi!” De ki “Lütuf Allah’ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah Vasidir, bilendir. Rahmetini dilediğine bahşeder. Allah büyük lütuf sahibidir.”

75: Kitap ehlinden kimisine kantarla emanet bıraksan, onu sana öder. Ama onlardan kimine bir dinar emanet bıraksan, başında durmadığın sürece onu sana ödemez. Bu onların “Ümmilere karşı bize günah yoktur” demeleri nedeniyledir. Onlar Allah’a karşı bilerek yalan söylüyor.

76: Hayır. Allah sözünü tutan ve sakınanları sever.

77: Allah’a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlara ahirette bir pay yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları arındırmayacak. Onlar için elim bir azap olacak.

78: Onlardan bir grup, kitaptan sanmanız için Kitaba karşı dillerini eğip büker. Oysa O Kitaptan değildir. Allah katından olmadığı halde “O, Allah katındandır.” derler. Allah’a karşı bilerek yalan söylerler.

79-80-81: Allah’ın kendisine kitap, hüküm ve nebilik verdiği hiçbir beşerin, insanlara “Allah’ın yanı sıra bana kulluk edin demesi mümkün değildir. Ancak, öğrendiğiniz ve öğrettiğiniz Kitabın gereği olarak, Rabbe bağlı olun der.  Allah, nebilerden söz almış iken[22], bir nebi size melekleri ve nebileri Rabler edinmenizi emretmez. Siz müslüman olduktan sonra size kafir olmanızı emreder mi?  Size[23] kitap ve hikmet verdiğimde sonra yanınızdakinin yerine gelen[24] bir kitap[25] geldiğinde, ona inanacak ve yardım edeceksiniz. Allah “Bunu kabul ettiniz mi? Bu ısri üzerinize aldınız mı?” dedi. Onlar da “Kabul ettik.” dedi. Allah “Öyleyse şahit olun, Ben de sizinle birlikte şahidim” dedi.

82: Artık bundan sonra kim dönerse işte onlar yoldan çıkanlardır.

83: Göklerde ve yerdekiler, isteyerek veya istemeyerek O’na teslim olduğu halde Kitap ehli Allah’ın dininden başkasını mı arıyor? Oysa onlar yalnız Allah’a döndürülecek.

84: De ki “Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve onun soyundan gelenlere indirilene; Musa’ya, İsa’ya, nebilere Rablerinden verilene iman ettik. Onların arasında hiçbirini ayırt etmeyiz. Biz, O’na teslim olanlardanız.”

85: Kim İslam’dan başka bir din peşindeyse kabul edilmeyecek ve o ahirette kaybedenlerden olacak.

86: İman ettikten, Rasulün doğru olduğuna tanık olduktan ve kendilerine apaçık kanıtlar geldikten sonra inkar eden bir kavmi Allah nasıl doğru yolu iletir? Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.

87-88-89: İşte onların cezası, Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların lanetinin onların üzerine olmasıdır. Kafirler orada ölümsüzdür. Onların azapları ne hafifletilir ne de onlara mühlet verilir. Ancak inkardan sonra tevbe edip kendilerini düzeltenler hariç. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

90: Onlar iman ettikten sonra inkar[26] ettiler. Sonra inkarları arttı. Onların tevbeleri kabul edilmeyecek. Çünkü onlar sapkınlardır.

91: Kafir olarak ölen inkarcıların hiçbirinden, yeryüzü dolusu altını fidye olarak verse bile kabul edilmeyecek. Onlar için elem verici bir azap olacak. Onların hiçbir yardımcısı da olmayacak.

92: Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar takvaya[27] ulaşamazsınız.  Her neyden infak ederseniz Allah onu bilendir.

93: Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in kendi nefsine haram kıldıklarının dışında bütün yiyecekler İsrailoğulları’na helaldi. De ki “Eğer doğru söylüyorsanız, Tevrat’ı getirip okuyun.”

94: Bundan sonra kimler Allah’a karşı yalan uydurursa, onlar zalimdir.

95: De ki “Allah doğru söyler. Öyle ise hanif olarak İbrahim’in milletine tabi olun. O müşriklerden değildi.”

96: İnsanlar için kurulan ilk ev, alemler için kutlu ve rehber olarak Bekke’de olandır.

97: Orada apaçık ayetler vardır. Kim İbrahim’in makamına girerse güvende olur. İnsanlardan onun yoluna gücü yetenin[28], Beyt’i haccetmesi Allah içindir. Kim nankörlük ederse, doğrusu Allah alemlere ihtiyaç duymaz.

98: De ki “Ey kitap ehli, Allah’ın ayetlerini niçin inkar ediyorsunuz? Oysa Allah yaptıklarınıza şahittir.”

99: De ki “Ey kitap ehli! İman edenleri neden Allah’ın yolundan engelliyorsunuz? Gerçeğe şahit olduğunuz halde neden Allah’ın yolunda eğrilik bulmayı istiyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.”

100: Ey iman edenler, kendilerine kitap verilenlerden bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi küfre döndürürler.

101: Allah’ın ayetleri size okunup aktarılırken, rasulu de aranızdayken nasıl inkar edersiniz? Allah’a sımsıkı tutunan kimse doğru yola ulaştırılmıştır.

102: Ey iman edenler, Allah’tan takva ile hakkıyla sakının. Allah’a teslim olmuş olarak ölün.

103: Allah’ın ipine (Kur’ana) hep beraber sımsıkı tutunun, ayrılmayın, Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Siz düşman iken kalplerinizi uzlaştırdı ve O’nun nimeti ile kardeşler oldunuz. Ateşten bir çukurun kenarındayken[29] Allah sizi oradan kurtardı. Allah doğru yolu bulmanız için ayetlerini size böyle açıklıyor.

104: Sizden hayra çağıran ve iyiliği tavsiye eden ve kötülükten sakındıran bir topluluk olsun. İşte onlar başaranlardır.

105: Kendilerine apaçık kanıtlar geldikten sonra, ayrılığa düşüp bölünen kimseler gibi olmayın. Onlara büyük bir azap vardır.

106: O gün kimi yüzler ağarırken kimi yüzler kararacak. Yüzleri kararanlara “İmanınızdan sonra inkar mı ettiniz? O halde inkar etmenizden dolayı azabı tadın.”

107: Yüzleri ağaranlara gelince, onlar Allah’ın rahmetinin içindedirler ve onlar orada ölümsüzdürler.

108: Bunlar, sana bir amaç için okuduğumuz Allah’ın ayetleridir. Allah, alemlere zulmetmek istemez.

109: Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. Ve bütün işler Allah’a döndürülür.

110: Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. İyiliği tavsiye edip kötülükken sakındırır ve Allah’a iman edersiniz. Eğer Ehl-i kitap da iman etseydi, bu onlar için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır ama onların çoğu fasıktır.

111: Onlar, size eziyetten başka bir zarar veremeyecek. Sizinle savaşsalar bile geri dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.

112: Onlar nerede olursa olsunlar, Allah’ın ipine(kitabına) ve insanların ipine(anlaşmalarına) tutunanlar hariç onlara zillet damgası vuruldu. Allah’ın gazabına uğradılar ve onlara miskinlik damgası vuruldu. Bu, onların Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri ve nebileri haksız yere öldürülmeleri nedeniyledir. Onlar böylece isyan etti ve haddi aştı.

113-114: Onlar aynı değiller. Kitap ehlinden gece saatlerinde ayakta olan, Allah’ın ayetlerini okuyan ve secde eden bir ümmet vardır. Onlar Allah’a ve ahiret gününe inanır, iyiliği tavsiye edip, kötülükten sakındırırlar, hayırlarda yarışırlar. Onlar salihlerdendir.

115: Onların yapacakları hiçbir iyilik inkar edilmeyecek. Allah, sakınanları bilir.

116: İnkar edenlerin malları da evlatları da Allah’a karşı kendilerine hiçbir yarar sağlamayacak. Onlar ateş ehlidir, orada ebedi ölümsüz olacaklar.

117: Onların bu dünya hayatında harcadıklarının durumu, dondurucu bir rüzgarın kendilerine zulmeden bir kavmin vurup mahvettiği ekinine benzer. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmetti.

118: Ey iman edenler, sizden başkasını arkadaş edinmeyin. Onlar, size zarar vermekten geri durmazlar, sizin sıkıntıya düşmenizi isterler. Nefretleri ağızlarından belli olurken sudurlarının[30] gizlediği daha büyüktür. Akıl etmeniz için size ayetleri açıkladık.

119: Siz onları seversiniz. Oysa siz bütün kitaplara inandığınız halde onlar sizi sevmez. Sizinle karşılaştıkları zaman inandık derler. Yalnız kaldıkları zamansa, size olan öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki “Öfkenizle ölün!” Çünkü Allah, sudurlardaki nefsi[31] bilir.

120: Size bir iyilik dokunsa ona üzülür, başınıza bir kötülük gelse ona da sevinirler. Sabreder ve sakınırsanız onların hilesi size hiçbir zarar veremez. Allah onların yaptıklarını kuşatandır.

121: Sen sabah erkenden savaş için müminleri yerlerine yerleştirmek üzere ailenden ayrılmıştın. Allah işitendir, bilendir.

122: İçinizden iki grup başarısız olmaktan endişelenmişti. Oysa Allah iki grubun da yardımcısıydı. Müminler, yalnızca Allah’ı vekil(otorite)[32] edinsin.

123: Siz güçsüz iken Allah, Bedir’de size yardım etti. Şükretmeniz için Allah’tan sakının.

124: Sen müminlere dedin ki “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmez mi?”

125: Evet! Sabreder ve sakınırsanız, onlar şu anda size hemen gelseler bile Rabbiniz size nişanlı beş bin melekle yardım eder.” 

126-127: Allah meleklerle yardımı, sizin için sadece bir müjde ve onunla kalpleriniz tatmin olsun, inkar edenlerinse grubunu parçalasın, onları bastırsın sonra da hüsrana uğramış olarak geri dönsünler diye yaptı. Zafer ancak Aziz, doğru hüküm veren Allah katındandır.

128: O konuda senin yapacağın herhangi bir şey yoktur. Allah onların tevbelerini ya kabul eder ya da onlara azap eder ki onlar zalimdir.

129: Göklerde ve yeryüzündekiler Allah’a aittir. Allah dileyeni bağışlar; dileyene azap eder. Allah bağışlayandır, merhametlidir.

130: “Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış riba yemeyin. Başarmak için Allah’tan sakının.

131: Kafirler için hazırlanmış ateşten sakının.

132: Merhamet edilmeniz için Allah’a ve rasule itaat[33] edin.

133: Rabbinizin bağışlaması ve sakınanlar için hazırlanmış genişliği gökler ile yer kadar olan cennet için gayret edin.

134: Sakınanlar bollukta ve darlıkta infak eder, öfkelerine hakim olur ve insanları affeder. Çünkü Allah güzel davrananları sever.

135: Sakınanlar çirkin bir iş yaptıklarında veya kendilerine haksızlık ettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarının bağışlanmasını ister. Günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Sakınanlar yaptıklarında bilerek ısrar etmezler.

136: Sakınanların mükafatı, Rablerinin bağışlaması ve aralarından ırmaklar akan, içinde ölümsüz olacakları cennetlerdir. Çalışanların mükafatı ne güzeldir!

137: Sizden önce de yaşamlar geldi geçti. Yeryüzünde dolaşın ve yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!

138: Kur’an, insanlar[34] için bir beyan, sakınanlar için bir rehber ve bir öğüttür.

139: Vazgeçmeyin, üzülmeyin! Eğer müminseniz üstün olan sizsiniz.”

140-141: Size bir yara dokunduysa, o kavime de benzer bir yara dokundu. Allah’ın iman edenleri ortaya çıkarması, sizden şahitler edinmesi, Allah’ın iman edenleri arındırması ve kafirleri helak etmesi için o günleri insanlar arasında döndürürüz. Allah zalimleri sevmez.

142: Yoksa siz Allah’ın içinizden gayret edenleri ve sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız!

143: Siz onunla karşılaşmadan önce ölümü temenni ettiniz. Ölümü gördünüz ama düşünüyorsunuz.

144: Muhammed sadece bir rasuldur. Muhammed’den önce de rasuller gelip geçti. O ölür veya öldürülürse, topuklarınız üzerinde gerisin geri mi döneceksiniz? Kim topukları üzerinde gerisin geri dönerse Allah’a hiçbir zarar veremeyecek. Allah şükredenleri ödüllendirecektir.

145: Her nefis yalnızca Allah’ın izniyle ölür. Ölüm, belli bir süre için ertelenmiş bir yazıdır. Kim dünya mükafatını isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükafatını isterse, kendisine ondan veririz. Biz, şükredenleri ödüllendireceğiz.

146: Nice nebi beraberinde kendilerini Rablerine adayanlarla savaşmıştır. Onlar Allah yolunda isabet eden şeylerden dolayı gevşeklik göstermedi, zayıf davranmadı ve baş eğmedi. Allah sabredenleri sever.

147: Onların sözleri sadece “Rabbimiz! Günahlarımızı ve işlerimiz ile ilgili haddi aşmamızı bağışla. Ayaklarımızı sabit tut, kafirler toplumuna karşı bize yardım et!” demekti.

148: Allah da onlara dünya ve ahiret mükafatının güzelini verdi. Allah güzel davrananları sever.

149: Ey iman edenler! Eğer kafir olanlara itaat ederseniz, onlar sizi topuklarınız üzerinde geriye döndürürler ve kaybetmiş olarak dönersiniz.

150: Hayır, mevlanız Allah’tır. Allah yardımcıların en hayırlısıdır.

151: Kendilerine hiçbir yetki vermediği şeyleri Allah’a ortak koşmalarından dolayı kafir olanların kalplerine korku salacağız. Onların barınağı ise ateştir. Zalimlerin yeri ne kötüdür.

152: Siz Allah’ın izni ile kafirleri kırıp geçirirken, Allah size olan vadini yerine getirdi. Allah’ın sevdiğiniz şeyi göstermesinden[35] sonra gevşediğiniz vakit, emir hakkında münakaşa edip karşı geldiniz. Sizden kiminiz dünyayı kiminiz de ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi denemek için onlardan uzaklaştırdı. Allah sizi bağışladı. Çünkü Allah müminlere çok lütuf sahibidir.

153: Rasul arkanızdan size seslenirken hiç kimseye dönüp bakmadan tepelere çıktınız. Allah elinizden gidene ve başınıza gelene üzülmeyin diye size keder içinde keder verdi. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

154: Sonra Allah size o kederin arkasından, sizden bir grubu kaplayan bir güven durgunluğu indirdi. Bir grupta Allah’a karşı cahiliye zannı gibi haksız yere zanda bulunarak kendileri için kaygılandı. “Bize bu işte bir şey var mı?” diyorlardı. De ki “Hükmün tamamı Allah’a aittir.”  Onlar, sana açıklayamadıklarını içlerinde gizler.  Onlar “Bu işte bize bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” dedi.  De ki “Evlerinizde olsaydınız bile öldürülmesi yazılmış olanlar, ölecekleri yer için çıkardı. Allah sudurlarınızda olanı[36] deneyip kalplerinizdekileri arındırır. Çünkü Allah, sudurlardaki [37]nefsi[38] bilir.

155: Şeytan, iki topluluğun karşılaştığı gün sizden yüz çevirenleri, bazı kazandıkları yüzünden yoldan çıkarmak istedi. Allah ise onları affetti. Allah bağışlayandır, hoşgörülü olandır.

156: Ey iman edenler! İnkar edenler ve yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri için “Bizim yanımızda olsalardı ölmezler, öldürülmezlerdi.” diyenler gibi olmayın. Allah bunu onların kalplerinde bir pişmanlık yapacak. Allah hayat verir ve öldürür. Allah yaptıklarınızı görendir.

157: Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz; Allah’ın bağışlaması ve rahmeti, onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.

158: Ölseniz de öldürülseniz de Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.

159: Allah’ın merhameti sebebiyle onlara yumuşak oldun. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın çevrenden dağılırlardı. Onları affet, onlar için bağışlanma iste. Her işte onlarla istişare et[39]. Kararını verdiğin zaman da Allah’ı vekil(otorite)[40] edin. Allah kendisini vekil edinenleri sever.

160: Allah eğer size yardım ederse, size üstün gelecek kimse yoktur. Allah eğer sizi yüzüstü bırakırsa, size Allah’tan başka yardım edebilecek kimdir?  Müminler, yalnızca Allah’ı vekil(otorite) edinsin.

161: Bir nebinin ihanet etmesi mümkün değildir. Kim ihanet ederse, kıyamet günü ihanet ettiği şey ile gelir. Her nefse kazandığı tam olarak verilir ve onlara zulmedilmez.

162: Allah’ın rızasının peşinden giden kimse, Allah’ın gazabına uğrayan kişi gibi olur mu? Onun barınağı cehennemdir. Ne kötü yerdir.

163: Onlar, Allah katında derece derecedir. Allah ise onların yaptıklarını görendir.

164: İçlerinden kendilerine Allah’ın ayetlerini okuyan, onları arındıran, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir elçi göndermekle Allah müminlere lütufta bulundu. Onlar daha önce apaçık bir sapkınlık içindeydi.

165: Onları uğrattığınız musibet gibi bir musibet sizin başınıza geldiği için mi “Bu nasıl?” dediniz? De ki “O musibet kendinizdendir. Allah her şeye gücü yetendir.

166-167: İki toplumun karşılaştığı gün sizin başınıza gelen şey, Allah’ın emriyle müminleri ve münafık kimseleri ortaya çıkarması içindi. Onlara “Gelin Allah yolunda savaşın veya savunun” denildiğinde “Savaşı bilseydik elbette size uyardık.” dedi. Onlar o gün, imandan çok küfre yakındılar. Kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylediler. Oysa Allah, onların sakladıklarını çok iyi bilendir.

168: Onlar oturup kardeşleri hakkında “Bize uysalardı öldürülmezlerdi.” dediler. De ki “Doğru söylüyorsanız o halde kendinizden ölümü savuşturun.”

169-170-171: Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın. Aksine onlar diridir, Rableri katında rızıklandırılırlar. Onlar Allah’ın lütfundan kendilerine verdikleri ile sevinir. Arkalarından henüz kendilerine yetişmemiş kimselere onlar için korku olmadığını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek ister. Onlar Allah’ın nimetini, lütfunu ve Allah’ın müminlerin mükafatlarını zayi etmeyeceğini de müjdelemek ister.

172: Kendileri yara aldıktan sonra yine de Allah’ın ve rasulun çağrısına karşılık verenlere, onlardan güzel davrananlara ve sakınanlara büyük bir mükafaat vardır.

173: Müminlere “İnsanları size karşı topladılar, onlardan çekinin” diyen insanlar, onların imanını artırdı ve dediler ki “Allah bize yeter. O, ne güzel vekildir(otorite)”

174: Onlar kendilerine zarar dokunmadan, Allah’ın nimet ve lütfu ile geri döndüler ve Allah’ın rızasına uydular. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.

175: O şeytan ancak kendi yardımcılarını korkutur. Eğer müminseniz, onlardan korkmayın, benden korkun.

176: İnkarda yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah’a hiçbir zarar veremeyecek. Allah onlara ahirette bir pay vermek istemiyor. Çünkü onlar için büyük bir azap vardır.

177: İmana karşılık inkarı satın alanlar, Allah’a hiçbir zarar veremeyecek. Onlar için elem verici azap vardır.

178: İnkar edenler kendilerine süre vermemizi yine de kendileri için hayırlı sanmasın. Aksine onlara günahlarını artırmaları için süre veririz. Onlar için alçaltıcı bir azap olacak.

179: Allah iyiden kötüyü ayırıncaya kadar müminleri bulunduğunuz hal üzere bırakacak değildir. Allah size gaybı da bildirecek değildir. Allah rasullerinden dilediğini seçer. Allah’a ve rasullerine iman edin! İman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir mükafat olacak.

180: Allah’ın lütfundan kendilerine verdiklerine karşı cimrilik edenler, bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasın. Hayır bu, kendileri için şerdir. Kıyamet gününde cimrilik ettikleri şey boyunlarına dolandırılacak. Oysa göklerin ve yerin mirası Allah’a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

181: “Allah fakir oysa biz ise zenginiz” diyenlerin sözünü Allah duydu. Onların söylediklerini ve haksız yere nebileri öldürmelerini yazdık. Onlara “Tadın o yakıcı azabı!” diyeceğiz.

182: Bu, yapmış olduğunuz şeyler sebebiyledir. Çünkü Allah kullarına zulmetmez.

183: “Allah, ateşin yiyeceği bir kurban getirinceye kadar hiçbir rasule inanmamakla bizi sorumlu tuttu.” diyenlere de ki “Size benden önce de rasuller apaçık deliller ve sizin dediğiniz ile geldi. Eğer doğru söylüyorsanız onları niçin öldürdünüz?

184: Seni yalanlayacaklar. Zaten onlar apaçık deliller, sahifeler ve aydınlatıcı kitabı getiren senden önceki rasulleri de yalanladı.

185: Her nefis, ölümü tadacak. Kıyamet günü mükafatlarınız size tam olarak verilecek. Kim ateşten uzaklaştırılıp[41] cennete konulursa, o başarmıştır. Dünya hayatı sadece aldatan bir zevktir.

186: Mallarınız ve kendiniz ile deneneceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve ortak koşanlardan çok eziyet işiteceksiniz. Sabretmeniz ve sakınmanız ise sebat isteyen buyruklardandır.

187: Allah kendilerine kitap verilenlerden “Kitabı insanlara beyan edeceksiniz ve onu gizlemeyeceksiniz” sözü almıştı. Onlar ise sözü sırtlarının ardına attılar. Kitabı az bir değer karşılığında sattılar. Ne kötü şey satın alıyorlar.”

188: Sanma ki verdikleri şeyle şımaran, yapmadıkları şeyler ile övülmeyi sevenler azaptan kurtulacak. Onlar için elem verici bir azap olacak.

189: Göklerin ve yerin mülkü Allah’a aittir. Allah her şeye gücü yetendir.

190: Göklerin ve yerin yaradılışında, gece ile gündüzün arka arkaya gelişinde idrak sahipleri için ayetler vardır.

191-192-193-194: Onlar ayakta, otururken ve yanları üzerineyken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yeryüzünün yaratılışını fikrederler. “Rabbimiz Sen bunu boş yere yaratmadın. Sen kusursuzsun. Bizi ateşin azabından koru. Rabbimiz! Sen kimi ateşe sokarsan, onu rezil etmişsindir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur. Rabbimiz! Biz ‘Rabbinize iman edin” diye imana çağıran davetçiyi duyduk ve iman ettik. Rabbimiz! Bizim için günahlarımızı bağışla; kötülüklerimizi ört ve bizi sakınanlarla beraber vefat ettir. Rabbimiz! Bize, rasullerin ile vadettiklerini ver. Kıyamet gününde bizi rezil etme! Çünkü Sen vaadinden dönmezsin.”

195: Rableri de onlara “Ben içinizden erkek veya kadın hiçbir çalışanın amelini ziyan etmeyeceğim. Siz birbirinizdensiniz. Hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda eziyete uğratılanların, savaşanların ve öldürülenlerin kötülüklerini örteceğim ve onları, Allah katından bir mükafat olarak aralarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım.” diye cevap verdi. Mükafatların en güzeli Allah’ın katındadır.”

196: İnkar edenlerin yurtlar dolaşması seni aldatmasın.

197: O az bir menfaattır.  Sonra onların barınağı cehennemdir. Ne kötü bir yerdir.

198: Fakat Rablerinden sakınanlara Allah katından konak olarak aralarından ırmaklar akan, içinde ölümsüz olacakları cennetler vardır. Sakınanlar için Allah katındakiler daha hayırlıdır.

199: Kitap Ehlinden Allah’a, size indirilene, kendilerine indirilene iman edenler vardır. Allah’tan hürmetle çekinirler. Allah’ın ayetlerini az bir değer karşılığında satmazlar. Onların ödülleri Rablerinin yanındadır. Allah, hesabı hızlı görendir.

200: Ey iman edenler! Başarmak için sabredin, sabırda gayret edin, hazır bulunun ve Allah’tan sakının .

 

[1] Ayet metninde yazılı olan “musaddikan li” kelimesinin anlamı “yerine gelen” demektir. Teknik bir detaydır. İlgilenenler web sayfamdaki ilgili yazıyı okuyabilir.

[2] Muhkem ayet, tek anlama sahip, yoruma kapalı ve mesajı açık ayetlerdir. Kur’anla muhatap olan “herkes” anlayabilir. Kitabın anası yani esaslarıdır. Yüzlerce muhkem ayet vardır fakat onları sahip oldukları bu özellikleri nedeniyle tanımak çok kolaydır. Örneğin İhlas-1: “De ki “O tek Allah’tır.” Fatiha-4: ” Hesap gününün sahibidir.” gibi ayetler muhkem ayetlerdir.

[3] Muhkem olmayan her ayet, Ali İmran-7. ayet gereği müteşabih ayettir. “Müteşabih”, birbirine benzeyen demektir. Muhkem ayetle benzer konudan bahseden, onu detaylandıran, bu nedenle ona benzeyen fakat tek başına okunduğunda farklı anlaşılabilen ayet demektir. Müteşabih ayet ile muhkem ayet arasındaki ilgiyi koparmak, kişiyi, ayetin hakikatinden farklı mecralara  sürükleyebildiğinden, mutlaka muhkem ayet ile birlikte okunup anlaşılması gereklidir. Aksi durumda kişi yeri gelir, ayet veya birçok ayeti inkar eder duruma sürüklenir. Kalbinde eğrilik bulunanlar işte bu yüzden müteşabih ayetlerin peşine düşmeyi tercih eder. Ayetin hakiki mesajını kavramak gibi bir amaçları ve çabaları yoktur. Onların maksatları, sadece kusur arayarak taarruz etmektir. Bu Kur’anın tuzağı değil, okuma yapanın niyeti ve donanımındaki eksiklikleri nedeniyle kendi düştüğü hatadır. Örnek verelim; Mümin-11 ve Müminun-99-100. ayetler reenkarnasyonu reddeden ayetlerken Abese-22-23, Bakara-28 ve Hac-66. ayetler reenkarnasyona delil olarak gösterilen müteşabih ayetlerdir. Bu ayetleri tek tek okuduğunuzda, yukarıda saydığım nedenlerden ötürü kendinizi veya başkalarını reenkarnasyona ikna edebilirsiniz. Reenkarnasyonu savunan müslümanların düştüğü hata tam da muhkem ve müteşabih ayrımına özen göstermemelerinin sonucudur.

[4] Kıst, adaletin alt kümesidir. Kıst; paylaşım, miras, ticaret ve hukuk gibi “somut ölçü” gerektiren alanlarda kullanılır. Bir bütünün parçalara ayrılmasında her hak sahibinin “payını” tam olarak almasıdır. Kur’an’da terazi ve ölçü birimleri anlatılırken genelde bu kelime tercih edilir. Adalet ise sadece insanlar arasındaki davaları değil, kainattaki tüm dengeyi ifade eder.

[5] İlim” kelimesinin bir anlamı da” vahiy”dir.

[6] Ümmi kelimesinin bir anlamı da Kitap verilmeyen kimsedir.

[7] 18. Ayet dipnotuna bakınız.

[8] Göğüs bölgesi dediğimiz yerin dış tarafı Arapçada cüyub, iç tarafı sudurdur. Bedene canlılık veren nefstir. Sorguya muhatap olacak olan, cennet veya cehennemi hak eden de nefstir. Ve nefsin bedendeki ikameti sudurdur.

[9] Kur’anda istisnasız tüm itaat emirleri rasuledir, nebiye değil. Çünkü Allah rasulunun her sözü, misyonu gereği sadece vahiydir. Vahiy, Allah’ın sözüdür, kendisi de iletirken hataya kapalıdır. Vahiye itaat, iman eden kimseye farzdır. Rasule itaat, vahye itaattir.

Fakat nebinin her sözü, vahiy değildir. Nebi vahyi uygulayan olduğu gibi aile yaşamı gibi özel yaşamı olan, devlet, siyaset ve ordu ile ilgilenen, hata yaptığında Allah tarafından ikaz edilen, bazı kararlarda insanlarla istişare tavsiye edilen kimsedir. Bu nedenle nebiye itaat değil tabi olunur.

[10] Adem’in ismi diğer nebilerle birlikte anılmış, kendisinin de diğer nebiler gibi üstün kılındığı beyan edilmiştir. Bu ayet, Adem’in ilk Allah rasulu nebi olduğunun delillerindendir.

[11] Ayet metninde yer alan “nebat” kelimesi; Meryem’de bitkilerde bulunan bir özelliğe dikkat çekmektedir. Birçok bitki nasıl ki kendi kendini dölleme kabiliyetine sahipse Meryem de hiçbir erkeğin kendisine teması olmadan hamile kalmıştır. Burada Meryem’e ait çok önemli bir bilgi ifşa edilmiştir.

[12] Ayet metninde yer alan “gulam” ve çoğulu “gılman” olan kelime “küçük oğlan çocuğu” dur. Yusuf-19. ayette kuyuya atılan Yusuf da henüz küçük bir oğlan çocuğuydu. O kadar küçüktü ki 21. ayette köle değil evlat edinilmesinden bahsedilmektedir. Cennet ayetlerinde yer alan gılman, küçük yaşta vefat etmiş erkek çocuklarıdır. Peki kafir kimselerin küçük yaşta vefat etmiş erkek çocukları da cennet halkından mı? Onlar da cennet halkından olacak. Çünkü müminlerin küçük yaşta vefat etmiş çocuklarının cennet halkından olmasının nedeni, anne ve babalarının mümin olması değil, kendilerinin henüz sorguya muhatap olmamış olmamalarıdır. Kafirlerin küçük çocukları için aksi iddia edilemez. Bu durumda bu küçük çocuklar, kafir anne ve babalarının günahını yüklenmiş olurdu.  Bu ise hem yaşları itibarı ile mümkün değildir hem de günah Kur’anda şahsidir, kimse kimsenin günahını yüklenemez.

[13] İbrahim nebi gibi Zekeriya nebi de aldığı müjdeye karşılık kalbi mutmain olsun diye delil istemektedir.

[14] Taha11..17. ayetler arasında İsrailoğullarına da namazın emredildiğini öğrendik. İsrailoğullarından olan Meryem, yahudilerin kıldığı namazı kılan, hanife bir mümineydi. Meryem’e bu ayetlerde emredilen, fiziki ruku ve secdedir. Çünkü fiziki ruku ve secde, Yahudi namazının fiziki rukunlarındandır. Ayette yer alan “birlikte rüku et” emri, toplu halde yapılan fiziksel bir eylemi ifade eder. Eğer rüku, sadece “boyun eğmek” gibi soyut bir anlam taşısaydı, “başkalarıyla beraber” yapılması vurgulanmazdı; çünkü kalp ile boyun eğmek, bireysel bir eylemdir.

Kur’an ile namaz, bize de emredildiği için, namazın maksadı nasıl aynı ise  temel rukunları da aynıdır. Yani bizim kıldığımız namazda da kıyam, ruku ve secde farzdır. Ayrıca Bakara-238. ayet de namazın ana rukunlarından olan kıyamın, fiziki rukun olduğuna ispattırFiziki secde ise Fussilet-37. ayette; kıyam, ruku ve secdenin bahsedildiği ayetse Hac-26. ayettir. (İlgili ayetlere ve dipnotlarına bakınız).

[15] Gayb kelimesinin bir anlamı; gerçekleşmiş ama şahit olunmamış herşeydir. Bu durumda şahit olunmamış geçmiş, bizim için gaybtır.

[16] Ayet, Vahiy anlamında değildir. Kastedilen kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır.

[17] Ayet metninde yazılı olan “musaddikan li” kelimesinin anlamı “yerine gelen” demektir. Teknik bir detaydır. İlgilenenler web sayfamdaki ilgili yazıyı okuyabilir.

[18] Ayet metninde “Ez-zikr” yazar. Kastedilen kitaptır. Delilimiz ise Fussilet-41: “Onlar kendilerine gelen Ez-zikri inkar ettiler. Oysa o aziz bir kitaptır.” Gördüğünüz üzere Ez-Zikr, Allah’ın beyanı ile kitap olarak açıklanmaktadır. Kitap, her gelen dine ait kitabın ismini alır. Kitabın gelen son din için ismi El-Kur’andır.

[19] İsa nebi, anneli ama babasız doğdu. O halde Adem nebi de anneli ama babasız doğmuştur. Bu çok önemli bir bilgidir. Bu durumda Adem nebi, ilk insan olsa da ilk beşer değildir. Anladıklarımızdan biri şu ki; kendi ve eşinden başka beşerler de vardı. Yani yalnız değillerdi. Belki de cennet dediğimiz bahçede üzerleri açıldığında diğerleri görecek endişesiyle yapraklarla örtündüler.

[20] “İlim” kelimesinin bir anlamı da” vahiy”dir.

[21] Rehber; Bakara-2 ayet gereği kitaptır. Bakara-2: “Bu kitap sakınanlar için bir rehberdir.”

[22] Bu kısım, 81. Ayetin başında olmasına rağmen 80. ayete aittir. Kur’anın mesajını ciddi anlamda bozacak şekilde hatalı yerden bölünerek ayet numarası verilmiştir.

[23] Kastedilen kimseler nebiler değil, iman edenlerdir. Çünkü Allah nebilere verdikleriyle, onlardan bahsederken; “kitap, hüküm ve nebilik verdiklerim” der. (Tıpkı Ali İmran-79, Enam-89 ve Casiye-16. ayetler gibi.) Ama Allah iman edenlere verdikleriyle onlardan bahsederken; “kitap ve hikmet verdiklerim” der. (Tıpkı Ali İmran-81, Bakara-231. ayetler gibi.)

[24] Ayet metninde yazılı olan “musaddikan li” kelimesinin anlamı “yerine gelen” demektir. Teknik bir detaydır. İlgilenenler web sayfamdaki ilgili yazıyı okuyabilir.

[25] Kur’anda Allah, kitaptan rasul olarak da bahseder. Delil olarak; Bakara-89 ve 101. Ayetlere bakalım;  Gördüğüz üzere ayetlerin ilgili kısımları birebir aynıdır. O halde rasul=kitaptır. Buna kıyas denir. Ayrıca 81. ayetteki rasullere iman ve yardım sözü, Kur’an şeriatinin emri değildir. Ayette Allah’ın, dünya yaşamı başlamadan önce nefsler aleminde yarattığı tüm insanlardan aldığı sözden bahsederek o sözü hatırlatmasıdır. O söz Araf-171-172. Ayetlerde yer alır. Araf-172-173: Kıyamet günü “Biz bundan gafildik” demeyesiniz veya “Daha önce babalarımız ortak koştu ve biz onlardan sonra gelen bir nesil olduk. Batılla amel edenlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin?” demeyesiniz diye Rabbin, ademoğlunun sırtlarından soylarını çıkardı ve onları kendilerine şahit tuttu. Ben sizin Rabbiniz değil miyim?  “Evet, Rabbimizsin, tanıklık ediyoruz.” dediler.”

[26] Nisa-137: O kimseler iman ettiler sonra inkar ettiler. Yine iman ettiler ardından inkar ettiler sonra da inkarları arttı. Allah onları kesinlikle bağışlamayacak. Onları kesinlikle yola da iletmeyecek.”

Bu ayetlere rağmen mürted yani dinden çıkan öldürülür fetvası verenler bilerek ve isteyerek Kur’ana muhalif hüküm vermektedir. Nisa-137. ayette bahsedilen kimseler 2 kez iman edip ardından 2 kez de inkar etmişse, o kişi dinden çıktığı için öldürülmüş olamaz. Aksi takdirde ilk inkarından sonra öldürülmüş olması lazım gelirdi. Bu fetvayı verenler, rivayetleri mutlak hüküm kabul ettiği için vermektedir. Oysa nebi, Kasas-85. ayet gereği Kur’an kendisine farz kılındığı için Kur’ana aykırı asla hüküm vermemiştir. Allah, rivayetlere koruma vaadi vermediğinden, rivayetlerin bir kısmına ciddi müdahale edildiği bu ayetle bir kez daha ortaya çıkmıştır. Mürtedin katli ile ilgili verilmiş bahse konu fetva, nebiye ve Allah’a atılmış apaçık iftiradır. İşte bu sebeple rivayetlerin Kur’ana arz edilmesi çok önemlidir. Allah rasulu Muhammed nebiyi sevenler, O’na atılan iftiraları reddetmeli ve O’nu savunmalıdır.

[27] Bakara-189: “Fakat takva kişinin sakınmasıdır.” ayetinin metninde “birra” olarak geçen kelimenin tanımı, ayetin içinde “kişinin sakınması” olarak tanımlanmıştır. O halde birra kelimesinin bir anlamı da takvadır diyebiliriz.

[28] Bu ayetten Hacc vazifesini, ancak gücü yeten kulların yapabileceğini öğreniyoruz. Allah “gücü yetmek” deyimini açıklamamıştır kaldı ki açıklamasına da gerek yoktur. Kişinin gücü yetmiyorsa; yaşlı veya gidemeyecek kadar hasta veya engelli, maddi gücü yetersiz veya özgür değil kısıtlı olabilir. Aklınıza gelen başka sebepler varsa siz de ekleyebilirsiniz. Sonuçta bu nedenler, kişinin gücünün yetmesini ilgilendiren sorunlar olup gidip-gidememesini etkileyen faktörlerdir.

[29] Bu mecazi bir benzetme değildir. Meryem-68: “Rabbine yemin olsun, insanları ve şeytanları toplayacağız. Sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz.” ayetinin beyanıyla, ateşten çukur dediği yer cehennemin kendisi olup toplanılacak yer de onun çevresidir. Böylece; cehennemin ateşten bir çukur olduğunu birkez daha öğrenmiş oluyoruz.

[30] Göğüs bölgesi dediğimiz yerin dış tarafı Arapçada cüyub, iç tarafı sudurdur. Bedene canlılık veren nefstir. Sorguya muhatap olacak olan, cennet veya cehennemi hak eden de nefstir. Ve nefsin bedendeki ikameti sudurdur. Aslında kastedilen sudurda ikamet eden nefstir.

[31] Ayet metninde yer alan “zate” kelimesinin sözlük anlamlarından biri de “nefs”tir. Nefs, bedende sudur bölgesinde ikame eder.

[32] Allah nebilere dahi vekil olma özelliğini vermemiş, birçok ayette tek vekilin kendi olduğunu beyan etmiştir.

[33] Kur’anda istisnasız tüm itaat emirleri rasuledir, nebiye değil. Çünkü Allah rasulunun her sözü, misyonu gereği sadece vahiydir. Vahiy, Allah’ın sözüdür, kendisi de iletirken hataya kapalıdır. Vahiye itaat, iman eden kimseye farzdır. Rasule itaat, vahye itaattir.

[34] Bu ayet, Kur’anın sadece Arap kavmine indirilmediğinin delilidir. Çünkü Kur’an, bugünün insanlarına da ulaşmıştır. Diğer bir ayet ise; Enam-19: “Bu Kur’an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu”

[35] Kastedilen, savaşta galip olmalarıdır.

[36] Bedene canlılık veren ruh değil nefstir ve bedende sudurda ikame eder. Yani sudurda olan nefstir.

[37] Göğüs bölgesi dediğimiz yerin dış tarafı Arapçada cüyub, iç tarafı sudurdur. Bedene canlılık veren nefstir, ruh değil. Sorguya muhatap olacak olan, cennet veya cehennemi hak eden de nefstir. Ve nefsin bedendeki ikameti sudurdur.

[38] Ayet metninde yer alan “zate” kelimesinin sözlük anlamlarından biri de “nefs”tir. Nefs, bedende sudur bölgesinde ikame eder.

[39] Allah, yönetimde istişareyi emreder. İstişare etmek emir formunda gelmiştir. Yani isteğe bağlı değildir.

[40] Allah nebilere dahi vekil olma özelliğini vermemiş, birçok ayette tek vekilin kendi olduğunu beyan etmiştir.

[41] Uzaklaştırma ifadesi bir gerçekten bahseder. Meryem-68: “Rabbine yemin olsun, insanları ve şeytanları toplayacağız. Sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz.” ayetinin beyanıyla herkes cehennemin çevresinde toplanacak. Meryem-72: “Sonra sakınanları kurtaracağız.  Zalimleri ise cehennemde diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.” Ayetinin beyanı ile de cennet ehli, cehennemden ve ateşten uzaklaştırılmış olacak.