004: NİSA

1: Ey İnsanlar! Sizi tek bir nefsten ve o tek nefsten[1] de eşini yaratan, her ikisinden çok sayıda erkek, kadın ile akrabalık var eden ve kendisinden de dilekte bulunduğunuz Rabbinizden sakının. Allah üzerinizde gözetleyicidir.

2: Yetimlere mallarını verin. Pis olanı temiz olan ile değiştirmeyin. Onların mallarını kendi mallarınız ile yemeyin. Bu çok büyük bir günahtır.

3: Eğer yetimler hakkında kıst[2] olmadan davranmaktan korkarsanız, sizi hoşnut edecek kadınlar ile iki iki, üç üç, dört dört nikahlanın. Yine de adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir kadın veya akitle sahip olduğunuz bir kadın ile nikahlanın[3]. Bu, adaletsizce davranmaktan daha uygundur.

4: Kadınlara mehirlerini hibe olarak verin. Eğer onlar mehirlerinden bir kısmını gönüllü olarak size bırakırsa, o takdirde onu afiyetle iç huzuruyla yiyin.

5: Allah’ın size geçim için tahsis ettiği mallarınızı[4] aklı ermezlere[5] vermeyin. O mallar ile onları rızıklandırın ve giydirin. Onlara güzel söz söyleyin.

6: Nikah çağına varsalar bile yetimleri sınayın. Eğer onlarda bir olgunluk görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin. Büyüyecekler diye haddinizi aşıp acele ederek mallarını yemeyin. Zengin olan kimse kaçınsın. Fakir olan kimse hakkaniyet ile yesin. Onlara mallarını teslim ettiğinizde onların yanında şahit bulundurun.[6] Allah hesap görücü olarak yeter.

7: Bırakılanlar az veya çok olsun belirlenmiş pay olmak üzere, anne babanın ve en yakınlarının bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır, anne babanın ve en yakınlarının bıraktıklarından kadınlara da bir pay vardır.

8: Eğer miras taksiminde yakınlık sahibi olanlar, yetimler ve yoksullar hazır bulunursa, mirastan onlara da rızık verin ve onlara güzel söz söyleyin.

9-10: Arkalarında gücü yetmez çocuklar bırakmaktan korkan[7] kimseler, yetimler için de korksun. Allah’tan sakınsın ve doğru söz söylesin. Haksızlık yaparak yetimlerin mallarını yiyenler, karınları için sadece ateş yemiş olur. Onlar alevli ateşe girecek.

11[8]: Ölenin yaptığı vasiyetten ve borçtan sonra; Allah size çocuklarınız hakkında erkeğe, iki kadının payı kadar vasiyet eder. Eğer ikiden fazla kadın iseler, bıraktığının 2/3 onlarındır. Eğer tek bir kadın ise 1/2 onundur. Eğer çocuğu varsa, ana babasından her birinin mirastan 1/6 payı vardır. Çocuğu yok ve ana babası ona mirasçı olmuş ise annesinin payı 1/3‘tür. Eğer kardeşleri varsa, annesinin payı 1/6‘dır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size yarar bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah’ın farzlardır. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.

12[9]: Hanımların yaptığı vasiyetten ve borçtan sonra; eğer hanımlarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının 1/2‘si sizindir. Eğer hanımlarınızın çocukları varsa, bıraktıklarının 1/4‘ü sizindir. Sizin yaptığınız vasiyetten ve borçtan sonra; Eğer sizin çocuğunuz yoksa bıraktığınızın 1/4‘ü hanımlarınızındır. Eğer çocuğunuz varsa bıraktığınızın 1/8‘i hanımlarınızındır.  Eğer miras bırakılan erkek veya kadın kelale[10] ise yapılan vasiyetten ve borçtan sonra; kendisinin bir erkek ve bir kız kardeşi varsa o ikisinden her birine 1/6, eğer bundan fazla iseler mirasın 1/3‘üne ortaktırlar. Bu Allah’ın zarar verici olmayan vasiyetidir. Allah Alimdir, Halimdir.

13: Bunlar Allah’ın hudutlarıdır[11]. Kim Allah’a ve rasulune itaat ederse Allah onu, aralarından ırmaklar akan içinde ölümsüz olacakları cennetlere sokar. Büyük başarı işte budur.

14: Kim Allah’a ve rasulune karşı gelir ve Allah’ın sınırlarını aşarsa, Allah onu içinde ölümsüz olacakları ateşe sokar. Ona alçaltıcı bir azap vardır.

15: Kadınlarınız ile fahişelik[12] yapan kadınlara karşı aranızdan 4 şahit getirin. Şahitlik ederlerse, onlar ölünceye veya Allah onlara bir yol gösterinceye kadar evlerinde tutun.

16: Sizden fahişeliği yapan iki erkeğe[13] de eziyet edin. Eğer tevbe eder, kendilerini düzeltirlerse ikisinin de peşini bırakın. Allah tevbeleri kabul edendir, merhamet edendir.

17: Allah için tevbe, ancak cahillikle kötülük edip kısa süre sonra dönenler içindir. Onlar Allah’ın tevbesini kabul ettiği kimselerdir. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.

18: Ne kendilerine ölümün yaklaştığı zamana kadar kötülükler yapıp “Ben şimdi tevbe ettim.” diyene ne de kafir olarak ölene tevbe yoktur. Onlar için elim bir azap hazırladık.

19: Ey İnananlar! Kocası ölen kadınları miras yoluyla[14] zorla almanız size helal değildir. Açıkça çirkin bir iş yapmaları hariç onlara verdiğinizin mehrin bir kısmını almak için onlara baskı yapmayın! Onlarla güzelce geçinin. Onlardan hoşlanmadıysanız da sizin hoşlanmadığınız bir şeye Allah çok hayır koymuş olabilir.

20: Eğer bir eşi boşayarak[15] yerine başka bir eşle evlenmek isterseniz, ona kantar vermiş olsanız dahi verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın. Verdiğinizi, iftira ve apaçık günahla mı geri alacaksınız?

21: Bazınız bazınızla birleşmiş ve eşleriniz sizden sağlam bir söz almışken, verdiğinizi nasıl geri alırsınız?

22: Kadınlar ile atalarınızın nikahlandığı gibi nikahlanmayın. Ve[16] önceden olanlar da muhakkak ki bir çirkinlikti, iğrençlikti ve yolun kötüsüydü.

23: Size analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileri ile zifafa girdiğiniz hanımlarınızın himayenizde olan kızları, eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla size bir günah yoktur, öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi bir araya getirmeniz haram kılındı. Ve[17] önceden olanlar da haram kılındı.[18] Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

24: Akitle malik olduğunuz kadınlar ile hür kadınlardan evli olan kadınlar da size haram kılındı.[19] Bu Allah’ın size buyruğudur. Bunun dışındaki kadınları, zina etmeden ve iffetli olmanız kaydıyla mallarınız ile istemeniz size helal kılındı. O halde onları donatacak kadar farz olan mehirlerini verin. Bu farzdan sonra onun hakkında uzlaşmanızda size günah yoktur. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.

25: Sizden kimin mümin hür kadınlarla evlenmeye gücü yoksa, mümin kızlarınızdan[20] akitle malik olduğunuz[21] kimseler ile evlensin. Allah, imanınızı en iyi bilendir. Sizler, birbirinizdensiniz. Kadınlardan zina etmeden, dost[22] edinmeden korunanlara mehirlerini[23] hakkaniyetle verin ve ehlinin izni ile nikahlanın. Evlendirildikten sonra bir fahişelik yaparlarsa, onlara ceza, hür kadınların cezasının yarısıdır.[24] Bu içinizden günahtan korkanlar içindir. Sabretmeniz sizin için hayırlı olandır. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

26: Allah size beyan etmek, sizi sizden öncekilerin yoluna iletmek ve tevbenizi kabul etmek ister. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.

27: Allah, tevbelerinizi kabul etmek ister. Şehvetler peşinden gidenler ise büsbütün saptıkça sapmanızı ister.

28: Allah sizi hafifletmek ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.

29: Ey iman edenler! Aranızdaki karşılıklı anlaşmaya dayalı ticaret olmadıkça mallarınızı haksızlıkla aranızda yemeyin ve birbirinizi öldürmeyin. Allah size karşı merhametlidir.

30: Kim düşmanlıkla ve haksızlıkla bunları yaparsa, yakında ateşe atacağız. Bu, Allah için kolaydır.

31: Eğer siz yasaklandığınız şeylerin büyüklerinden sakınırsanız, kötülüklerinizi bağışlarız. Ve sizi değerli bir yere dahil ederiz.

32: Allah’ın onunla bazınızı bazınıza üstün tuttuğu şeyleri arzu etmeyin. Erkeklerin, kendi kazançlarından bir pay, kadınların da kendi kazançlarından bir pay vardır. Allah’tan, O’nun lütfunu isteyin. Allah, her şeyi bilendir.

33: Her birini anne, baba ve en yakınların bıraktıkları şeylere varis kıldık. Yeminlerinizle   karşılıklı sözleştiğiniz[25] kimselere paylarını verin. Kuşkusuz, Allah her şeye şahittir.

34: Erkekler mallarından harcadıkları ve Allah’ın onların bazısını bazısına üstün tuttuğu şeyler sebebiyle erkekler kadınlara göre gözeticidir. İyi kadınlarsa gönülden bağlı[26], Allah’ın kendilerini koruduğu gibi aynı şekilde gaybı[27] koruyanlardır. Asiliğinden[28] endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, yatakta yalnız bırakın[29] ve onları ayırın[30]. Eğer size uyarlarsa onların aleyhine bir yol aramayın. Kuşkusuz Allah yücedir ve büyüktür.

35: İkisinin arasındaki birliğin dağılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem[31] ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Eğer ikisi barışmayı isterse Allah ikisinin arasını bulur. Allah bilendir, haberdardır.

36: Allah’a kulluk edin. Hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmayın. Anne ve babaya, en yakınlara, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, akitle malik olduklarınıza iyilik edin. Allah, kibirli ve kendini övenleri sevmez.

37: Kibirli ve kendini övenler cimrilik eden, insanları da cimri olmaya teşvik eden ve Allah’ın kendi lütfundan verdiklerini gizleyenlerdir. Biz, o kafirler için aşağılayıcı bir azap hazırladık.

38: Onlar mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak eden, Allah’a ve ahiret gününe de inanmayan kimselerdir. Şeytan kime arkadaş olduysa, o ne kötü arkadaştır.

39: Allah onları daha iyi bilirken, Allah’a ve ahiret gününe inansalardı ve Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi, ne kaybedelerdi?

40: Allah, zerre miktar haksızlık yapmaz. Bir iyilik olursa Allah onu kat kat artıracak, katından da büyük bir ödül verecek.

41: Her ümmeti şahidi[32] ile seni de bunlar ile şahit olarak getireceğimiz zaman, onların hali nasıl olacak?

42: İnkar edip rasule isyan edenlerin, toprağa karışıp yok olmayı isteyecekleri gün, Allah’tan hiçbir sözü gizleyemeyecek.

43:Ey iman edenler! Sarhoş iken ne dediğinizi bilinceye kadar ve cünüpken yolda seyahat eden hariç yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculuk halinde iseniz ya da biriniz ğaitten(tuvalet)[33] gelmişse ya da kadınlara temas etmiş olup sonrasında su bulamazsanız temiz bir toprağa teyemmüm edin sonra da yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin. Allah affeden ve bağışlayandır.

44: Kendilerine kitaptan pay verilenleri görmüyor musun? Onlar sapkınlığı satın alıyor, sizin de yolu sapıtmanızı istiyor.

45: Allah, size düşmanlarınızı bildirir. Allah dost ve yardımcı olarak kafidir.

46: Yahudilerin bir kısmı dine dil uzatıp, dillerini eğip bükerek kelimelerin yerlerini tahrif edip “İşittik ve reddettik.”, “İşit, işitmez olası.”, “Bizi güt.” der. Eğer onlar “İşittik, itaat ettik.”, “Dinleyin”, “Bizi gözet.” deselerdi onlar için hayırlı ve doğru olurdu. Ancak Allah, küfürlerinden dolayı onları lanetlemiştir. Artık pek azı hariç iman etmez.

47: Ey Kitap verilenler! Küfrün önderlerini yok edip arkalarına döndürmeden veya cumartesi halkını lanetlediğimiz gibi lanetlemeden önce yanınızdakinin yerine gelen[34] indirdiğimize iman edin. Allah’ın buyruğu mutlaka yapılır.

48: Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Dilediği kimse için bundan başkasını bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse, büyük bir günahla Allah’a iftira etmiştir.

49: Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi? Hayır! Allah dileyeni arındırır ve onlar kıl kadar bir haksızlığa uğratılmaz.

50: Allah’a karşı nasıl yalan uydurduklarına bak. Apaçık bir günah olarak bu onlara yeter.

51: Kendilerine kitaptan pay verilenleri görmüyor musun? Onlar kehanetlere ve şeytana inanır ve inkar edenler için derler ki “Bunlar iman edenlerden daha doğru yoldadır.”

52: Onlar, Allah’ın lanetlediği kişilerdir. Allah kimi lanetlerse, artık onun için hiçbir yardımcı bulamazsın.

53: Yoksa onların mülkten herhangi bir payları mı var? O vakit insanlara zerre kadar vermezlerdi.

54: Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeyler için insanları mı kıskanıyor? Oysa İbrahim’in soyuna Kitabı ve hikmeti, onlara da büyük bir hükümranlığı Biz verdik.

55: Onlardan bir kısmı ona inandı, kimi de ondan yüz çevirdi. Onlara alevli cehennem yeter.

56: Ayetlerimizi inkar edenleri yakında ateşe sokacağız. Azabı tatmaları için, her ne zaman derileri pişse onları başkasıyla değiştireceğiz. Allah Azizdir, doğru hüküm verendir.

57: İman edip iyi işler yapanları ise aralarından ırmaklar akan içinde sonsuza kadar ölümsüz olacakları cennetlere koyacağız. Onlar için orada tertemiz eşler de olacak. Onları daimi bir gölgeye koyacağız.

58: Allah size emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.  Allah size ne kadar güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah duyandır, görendir.

59: Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, rasule ve sizden olan buyruk sahiplerine[35] de itaat edin! Bir şeyde ihtilafa düşerseniz onu Allah’a ve rasule geri götürün. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız bu daha hayırlı ve sonuç olarak daha güzeldir.

60: Sana ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi? Tağutun önünde mahkemeleşmek istiyorlar. Oysa onu inkar etmeleri emredildi. Şeytan da onları derin bir sapkınlıkla saptırmak istiyor.

61: Onlara “Allah’ın indirdiğine Kitaba ve rasule gelin” denildiği zaman, münafıkların senden yüz çevirerek uzaklaştıkça uzaklaştıklarını görürsün.

62: Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir musibet geldiğinde “Biz sadece iyilik ve barış istedik.” diye nasıl da Allah’a yemin ederek sana geliyorlar!

63: Onlar, Allah’ın kalplerinde olanı bildiği kişilerdir. Sen onlara aldırma ama öğüt ver. Kendilerine etkili söz söyle!

64: Biz her rasulu Allah’ın buyruğu ile ancak kendisine itaat edilmesi için gönderdik. Onlar kendilerine haksızlık ettikleri vakit sana gelselerdi ve Allah’tan bağışlanma dileselerdi, rasul de onlar için bağışlanma dileseydi, Allah’ı mutlaka tevbeleri çok kabul eden ve merhametli bulacaklardı.

65: Hayır, Rabbine yemin olsun ki onlar, aralarında anlaşmazlık olan şey hakkında seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tamamen teslim oluncaya kadar iman etmiş olmaz.

66: Onlara “Kendinizi öldürün veya yurtlarınızdan çıkın.” diye emretseydik ancak içlerinden azı bunu yapardı. Kendilerine verilen öğüdü yapsalardı, onlar için hayırlı ve sağlam olurdu.

67-68: O zaman kendilerine katımızdan büyük bir ödül verir ve onları doğru yola ulaştırırdık.

69: Kim Allah’a ve rasule itaat ederse, onlar Allah’ın kendilerine nimet verdiği sıddıklar, şahitler ve salihler olan nebilerle[36] beraberdir. Onlar ne güzel arkadaştır.

70: Bu lütuf Allah’tandır. Bilen olarak Allah yeter.

71: Ey iman edenler! Tedbirinizi alın. Ya bölük olarak veya topluca sefere çıkın.

72: İçinizden bir kısmı geri kalır. Size bir musibet gelirse derler ki “Allah bana lütfetti de onlarla birlikte tanık olmadım.”

73: Allah’tan size herhangi bir lütuf gelirse, sanki sizinle onun arasında bir yakınlık sorunu olmamış gibi “Keşke onlarla birlikte olsaydım ve büyük bir başarı elde etseydim.” der.

74: Ahiret karşılığında dünya hayatını satanlar Allah yolunda savaşsın. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir ödül vereceğiz.

75: Siz neden Allah yolunda ve “Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir koruyucu ver, bize katından bir yardımcı ver!” diyen ezilmiş erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz?

76: İman edenler Allah yolunda, inkar edenler ise tağutun yolunda savaşır. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Şeytanın tuzağı zayıftır.

77: Kendilerine “Elinizi çekin, namazı kılın ve zekat verin!” denilenleri görmüyor musun? Üzerlerine savaş yazılınca onlardan bir grup, Allah’tan korkar gibi, hatta daha fazla insanlardan korktular. Onlar dedi ki “Ey Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Bunu bizim için yakın bir süreye kadar erteleseydin.” De ki “Dünyanın keyfi pek azdır. Ahiret, sakınan kimseler için daha hayırlıdır. Ahirette size kıl kadar zulmedilmeyecek.”

78: Nerede olursanız olun, sağlam inşa edilmiş kalelerde bile olsanız ölüm size ulaşır. Kendilerine bir iyilik gelse “Bu, Allah’tandır.” derler. Kendilerine bir kötülük geldiğinde ise “Bu, sendendir.” derler. De ki “Hepsi Allah’tandır. Bu toplum nasıl da sözü idrak edemiyor.

79: Sana gelen her bir iyilik Allah’tandır. Başına gelen her bir kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara rasul olarak gönderdik. Allah şahit olarak yeter.

80: Kim rasule[37] itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onlara muhafız göndermedik.

81: Münafıklar itaat ettiklerini söyler. Yanından çıkınca onlardan bir kısmı, geceleyin senin dediğinden başkasını tasarlar. Allah ise onların tasarladıkları şeyleri yazmaktadır. Sen onlardan uzaklaş. Allah’ı vekil[38] edin. Vekil olarak Allah yeter.

82: Onlar Kur’anı anlamaya çalışmıyor mu? Kur’an, Allah’tan başkasının katından olsaydı, onda birçok çelişki bulurlardı.

83: Onlara güven veya korkuya dair bir buyruk gelince hemen onu ortaya dökerler. Eğer onu, rasule ve onlardan buyruk sahiplerine götürselerdi, onlardan işin içyüzünü araştırıp ortaya çıkaranlar mutlaka onu bilirdi. Allah’ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı azınız hariç şeytana uyardınız.

84: Allah yolunda savaş. Sen sadece kendinden sorumlusun. Müminleri de teşvik et. İnkar edenlerin gücünü engellemek Allah’ın vaadidir. Allah’ın gücü ve cezalandırması ise daha şiddetlidir.

85: Kim güzel bir işe yardım ederse onun o işten bir payı olur. Kim de kötü bir işe yardım ederse onun da ondan bir payı olur. Allah her şeyi gözetendir.

86: Bir selam ile selamlandığınız zaman, siz de ondan daha güzeli ile selamlayın veya selamı iade edin. Allah her şeyi hesaplayandır.

87: Allah, O’ndan başka ilah olmayandır. Sizi, kendinde şüphe olmayan kıyamet gününde mutlaka toplayacak. Sözü Allah’tan daha doğru olan kimdir?

88: Neden münafıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz? Oysa Allah münafıkları kendi kazandıkları şeyler sebebiyle ters yüz etti. Allah’ın sapkınlık içinde bıraktığı[39] kişileri siz mi doğru yola iletmek istiyorsunuz? Oysa Allah’ın sapkınlık içinde bıraktığı kimse için bir yol bulamazsın.

89: Kendileri inkar ettikleri gibi sizin de inkar etmenizi isterler ki onlarla aynı olasınız. Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin. Yüz çevirirlerse onları bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün.[40] Onlardan dost ve yardımcı edinmeyin.

90: Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar veya sizinle de kendi toplumlarıyla da savaşmaktan sudurları[41] daralarak size gelenler hariç. Allah dileseydi onları size musallat eder onlar da sizinle savaşırdı. Onlar sizden uzaklaşır, sizinle savaşmaz ve size barış teklif ederse Allah size, onlara karşı bir yol vermemiştir.

91: Sizden ve kendi toplumlarından emin olmak isteyen başkalarını bulacaksınız. Onlar her ne zaman fitneye götürülseler ona atılırlar. Sizden uzak durmaz, size barış teklif etmez ve ellerini çekmek istemezlerse, karşılaştığınız yerde onları yakalayın ve öldürün. İşte onlara karşı size apaçık bir yetki verdik.

92: Bir mümin, hata dışında bir mümini öldürmeye muktedir değildir. Kim, hata ile bir mümini öldürürse, mümin bir köleyi özgürlüğüne kavuştursun ve ölenin ailesi bağışlamadıkça ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet versin. Eğer hata ile öldürülen, düşmanınız olan bir toplumdan ve mümin ise mümin bir köleyi azat etsin. Eğer hata ile öldürülen kişi kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir toplumdan ise ailesine teslim edilecek bir diyet versin ve bir mümin köleyi azat etsin. Kim bunları bulamazsa, Allah’a karşı tevbesi için peş peşe iki ay oruç tutsun. Allah bilendir doğru hüküm verendir.

93: Kim bir mümini kasten öldürürse onun cezası, içinde ölümsüz olacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş ve lanetlemiştir. Allah onun için büyük bir azap hazırlamıştır.

94: Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıkacağınız zaman iyice araştırın. Size barış teklif edene, dünya hayatının menfaatini isteyerek “Sen mümin değilsin!”[42] demeyin. Allah’ın katında sayısız ganimetler var. Daha önce siz de böyleydiniz. Allah size lütfetti. O halde iyice araştırın. Çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdar olandır.

95-96: Müminlerden mazeret sahibi olanlar dışında yerinde kalanlarla malları ve canlarıyla Allah yolundaki mücahitler eşit değildir. Allah malları ve canları ile cihad edenleri derece bakımından yerinde kalanlardan üstün kıldı. Allah hepsine en güzel olanı vadetti. Ancak kendinden dereceler, bağışlama ve rahmetle mücahitleri, yerinde kalanlardan daha büyük bir ödülle üstün kılmıştır. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

97-98-99: Melekler, canlarını alırken kendilerine yazık edenlere “Siz ne yapardınız?” der.  Onlar “Biz yeryüzünde ezilmiştik.” der. Melekler “Allah’ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz” der. İşte onların barınağı cehennemdir. Ne kötü varış yeridir. Ancak hiçbir çareye gücü yetmeyen, yol bulamayan ezilmiş erkekler, kadınlar ve çocuklar hariç. Allah’ın onları affetmesi vaadidir. Çünkü Allah çok affedendir, bağışlayandır.

100: Allah yolunda hicret eden kimse, yeryüzünde sığınacak birçok yer ve imkan bulur. Kim Allah’a ve rasulune hicret etmek için evinden çıkar da sonra kendisine ölüm ulaşırsa, onun mükafatı Allah’a aittir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

101: Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman inkar edenlerin size kötülük etmelerinden korkarsanız[43], namazı kısaltmanızda[44],[45] size bir günah yoktur. Kafirler, sizin için apaçık düşmandır.

102: Sen içlerinde onlara namaz kıldırdığın zaman[46], onlardan bir grup silahlarını alarak, seninle birlikte namaza dursunlar, secde[47] ettikten sonra arkanızda bulunsunlar. İbadet etmemiş olan diğer grup gelip tedbirlerini ve silahlarını alarak seninle birlikte ibadet etsin. İnkar edenler sizin silahlarınızı ve eşyanızı ihmal etmenizi ve üstünüze bir hücuma meyletmeyi ister. Eğer size yağmurdan dolayı bir eziyet olursa veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda size günah yoktur. Ama tedbirinizi alın. Allah kafirler için aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.

103: Namazı bitirdikten sonra da ayakta, otururken, yanlarınız üzerindeyken Allah’ı hatırlayın. Güvene kavuştuktan sonra da namazı kılın. Çünkü namaz[48], müminler üzerine zamanı belirlenmiş[49],[50] olarak yazılıdır.

104: O topluluğun peşinden gitmede zayıf düşmeyin. Siz acı çekiyorsanız, onlar da sizin çektiğiniz gibi acı çekiyor. Ama siz Allah’tan, onların ümit etmedikleri şeyleri ümit ediyorsunuz. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.

105-106: Sana Kitabı bir amaçla, insanlar arasında Allah’ın sana bildirdiği gibi hükmetmen için indirdik. Hainlerin savunucusu olma. Allah’tan bağışlanma dile. Allah bağışlayandır, merhametlidir.

107: Kendilerine ihanet eden kimseler için mücadele etme. Allah, hain günahkarları sevmez.

108: Onlar insanlardan gizler ama Allah’tan gizleyemez. Söz ile ilgili Allah’ın razı olmadığı şeyi geceleri tasarlarlarken, Allah onlarla beraberdir. Allah onların yaptıklarını kuşatandır.

109: Hadi bu dünya hayatında onlar için mücadele ettiniz. Kıyamet gününde Allah’a karşı onları kim savunacak ya da onları kim koruyacak?

110: Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder sonra Allah’tan bağışlanma isterse, Allah’ı bağışlayan ve merhamet eden olarak bulur.

111: Kim bir günah kazanırsa onu ancak kendi aleyhine kazanır. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.

112: Kim bir hata veya günah kazanır sonra bir masumu suçlarsa, apaçık bir iftira ve bir günah yüklenir.

113: Allah’ın sana lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya azmetti. Onlar ancak kendilerini saptırır ve sana hiçbir zarar veremez. Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. Allah’ın sana lütfu büyüktür.

114: Sadaka veya bir iyilik veya insanların arasını düzeltmeyi tavsiye eden kimselerinki hariç onların gizli toplantılarının birçoğunda hayır yoktur. Kim Allah’ın rızasını isteyerek bunu yaparsa, biz ona yakında büyük bir mükafaat vereceğiz.

115: Kendisine doğru yol belli olduktan sonra kim rasule karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yolun peşine düşerse, onu döneceği yere döndürecek ve cehenneme atacağız. Ne kötü yerdir.

116: Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Dilediği kimse için bundan başkasını bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse ise derin bir sapkınlığa düşmüştür.

117-118-119: Onlar Allah’ın yerine dişilere yalvarıyor. Onlar Allah’ın kendisine lanet ettiği asi şeytana yalvarıyor. Şeytan dedi ki “Senin kullarından belirli bir pay edineceğim. Onları mutlaka saptıracağım, onlara arzu ettireceğim. Onlara emredeceğim hayvanların kulaklarını yaracaklar. Onlara emredeceğim Allah’ın yaratmasını değiştirecekler.”  Kim Allah’ın yerine şeytanı dost edinirse, apaçık ziyana uğramıştır.

120: Şeytan onlara vaad eder ve arzu ettirir. Oysa şeytanın vaad etmesi sadece aldatmadır.

121: Onların barınağı cehennemdir. Cehennemden kurtuluş da bulamazlar.

122-123: İman edip iyi işler yapanları, Allah’ın gerçek bir vaadi olarak aralarından ırmaklar akan içlerinde ebedi ölümsüz olacakları cennetlere koyacağız. Sözü Allah’tan daha doğru olan kimdir? O, sizin ya da kitap ehlinin arzusuyla değildir. Kim bir kötülük yaparsa onunla cezalandırılır. Kendisi için Allah’tan başka ne koruyucu ne de yardımcı da bulur.

124: Erkek veya kadın, mümin olarak iyi işlerden yapanlar cennete girer ve zerre haksızlığa uğratılmaz.

125: Güzel davranarak iradesini Allah’a teslim eden ve din bakımından hanif İbrahim’in dinine uyandan daha güzel kimdir? Allah, İbrahim’i dost edinmişti.

126: Göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah’a aittir ve Allah her şeyi kuşatandır.

127: Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki “Allah kadınlar hakkında size fetva veriyor. Fetvası; kendilerine verilmesi yazılanı vermediğiniz ama kendileriyle evlenmek istediğiniz yetim kadınlar, zayıf bırakılmış çocuklar ve yetimlere karşı kıstı[51] yerine getirmeniz hakkında Kitap’ta size okunanlardır. Hayr olarak yapacağınız her hayrı Allah bilir.

128: Eğer bir kadın kocasının asiliğinden[52] veya ilgisizliğinden korkarsa, barış ile aralarını düzeltmelerinde her ikisine de bir günah yoktur. Barış daha hayırlıdır. Her nefs bencilliğe hazırdır. Eğer güzel davranır ve takvalı olursanız muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

129: Ne kadar gayret gösterseniz de kadınlar arasında adil davranmaya güç yetiremeyeceksiniz. Tamamen bir tarafa yönelmeyin ki onu boşlukta gibi bırakmayın. Eğer düzeltir ve sakınırsanız, Allah bağışlayandır merhamet edendir.

130: Eğer ayrılırlarsa, Allah imkanlarıyla hepsini yeterli kılar. Allah Vasidir, doğru hüküm verendir.

  1. Göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah’a aittir. Sizden önce kitap verilenlere de size de Allah’tan sakınmanızı emrettik. Eğer inkar ederseniz göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah’ındır. Allah Ganidir, Hamiddir.

132: Göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah’a aittir. Allah vekil[53] olarak yeter.

133: Ey insanlar! Allah dilerse sizi yok eder ve başkalarını getirir. Allah buna gücü yetendir.

134: Kim dünyanın mükafatını isterse, dünyanın da ahiretin de mükafatı yalnızca Allah katındadır. Allah duyandır, görendir.

135: Ey iman edenler! Kendiniz, ana baba ve yakınlara karşı da olsa, Allah için kıst[54] ile şahitliği tam yapan kimseler olun. Zengin veya fakir olsalar bile Allah bunlardan daha önceliklidir.  O halde adil davranmada hevanıza uymayın. Eğer eğip bükerseniz veya kaçınırsanız, Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

136: Ey iman edenler! Allah’a, rasulune ve rasulune indirdiği Kitaba[55] ve daha önce indirdiği her kitaba inanın. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, rasullerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapkınlığa düşmüştür.

137: O kimseler iman ettiler sonra inkar ettiler. Yine iman ettiler ardından inkar ettiler[56] sonra da inkarları arttı. Allah onları kesinlikle bağışlamayacak. Onları kesinlikle yola da iletmeyecek.

138: Münafıklara, kendileri için elem verici bir azabı müjdele.

139: Müminlerin yerine kafirleri dost edinenler, kafirlerin yanında izzet mi arıyor? Oysa izzet bütünüyle Allah’a aittir.

140: Allah Kitapta size “Allah’ın ayetlerinin inkar edildiğini veya onlarla alay edildiğini duyduğunuz zaman, onlar bundan başka bir sözle ilgili lakırdı edinceye kadar onlarla birlikte oturmayın yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Allah bütün münafıkları ve kafirleri cehennemde toplayacak” diye indirmiştir.

141: Münafıklar sizi gözetler. Size Allah’tan bir zafer olursa, “Biz sizinle birlikte değil miydik?” derler. Kafirlerin bir payı olursa “Biz hakimiyet kurup sizi müminlerden korumadık mı?” derler. Allah kıyamet gününde aranızda hükmedecektir. Allah kafirlere, müminlere karşı bir yol vermeyecek.

142: Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çabalarlar. Oysa Allah onları aldatır. Münafıklar namaza kalktıkları zaman insanlara gösteriş yaparak üşenerek kalkar. Onlar Allah’ı pek az anar.

143: Ne onlara ne de bunlara, münafıklar bunların arasında bocalar. Allah’ın sapkınlık içinde[57] bıraktığı kimse için bir yol bulamazsın.

144: Ey iman edenler! Müminlerin yerine kafirleri dost edinmeyin. Allah’a, aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?

145: Münafıklar, ateşin en alt tabakasındadır. Onlar için yardımcı da bulamazsın.

146: Ancak tevbe edip kendilerini düzeltenler, Allah’a sımsıkı tutunanlar ve dinlerinde Allah’a karşı samimi olanlar müminlerle beraberdir. Allah müminlere yakında büyük bir mükafaat verecek.

147: Siz iman edip şükrederken Allah size neden azap etsin? Allah şükre çok karşılık verendir, bilendir.

148: Allah, zulmedilen kimse hariç, kötülüğün sözle açıkça söyleyeni sevmez. Allah duyandır, bilendir.

149: Bir iyiliği açıklar veya gizlerseniz veya bir kötülüğü affederseniz Allah da affedicidir, gücü yetendir.

150-151: Allah’ı ve resullerini inkar edenler, Allah ile resullerinin arasını ayırmak ister. “Bir kısmına inanır bir kısmını inkar ederiz.” derler. Bunun arasında bir yol tutmayı isterler. İşte onlar gerçek kafirdir.[58] Biz kafirler için alçaltıcı bir azap hazırladık.

152: Allah’a ve elçilerine iman edip onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayanlara Allah ödüllerini yakında verecek. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.

153: Kitap ehli senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Onlar Musa’dan bunun daha büyüğünü istedi ve “Bize Allah’ı apaçık göster.” dedi. Haksızlıkları nedeniyle onları yıldırım yakaladı. Ardından kendilerine apaçık kanıtlar geldikten sonra o buzağıyı ilah edindiler. Biz bunu da affettik ve Musa’ya apaçık bir mucize[59] verdik.

154: Yeminlerinden dolayı Tur’u üzerlerine kaldırdık[60]. Onlara dedik ki “Kapıdan saygı ile eğilerek girin ve Cumartesiyi çiğnemeyin!” Onlardan ağır bir söz aldık.

155: Yeminlerini bozmaları, Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri, haksız olarak nebileri öldürmeleri ve “Kalplerimiz perdelidir!” demeleri sebebiyle Allah kalplerine mühür vurdu. Küfürleri sebebiyle ancak pek azı iman eder.

156-157: Küfürleri ve Meryem’e büyük iftira attıkları sözlerinden ve “Allah’ın elçisi Meryem’in oğlu İsa’yı öldürdük!” demelerinden dolayı da Allah kalplerine mühür vurdu. Oysa onu öldüremediler ve çarmıha geremediler. Fakat onlara öyle gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler ondan dolayı tam bir şüphe içindedir. Onların İsa hakkında zanna uymak dışında hiçbir kanıtları[61] yoktur. Kesinlikle onu öldüremediler.

158: Aksine Allah İsa’yı katına yükseltti. Allah Azizdir, doğru hüküm verendir.

159: Kitap ehlinin bir kısmı, kendi ölümünden önce İsa’ya iman edecek. Kıyamet günündeyse İsa, onlara şahit olacak.

160: Yahudilerin haksızlıklarından ve çok kimseyi Allah yolundan uzaklaştırmalarından dolayı kendilerine helal kılınmış iyi şeyleri onlara haram kıldık.

161: Yahudilerin riba almaları ve kendilerine yasaklanmasına rağmen ve insanların mallarını  batıl yollarla yemelerinden dolayı, onlardan kafir olanlar için elem verici bir azap hazırladık.

162: Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman eder. Namaz kılanlara, zekat verenlere, Allah’a ve ahiret gününe inananlara yakında büyük bir ödül vereceğiz.

163: Biz, Nuh’a ve ondan sonraki nebilere vahy ettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve biz İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a[62] ve Süleyman’a vahyettik. Ve Davud’a Zebur’u verdik.”

164: Daha önce sana kıssasını anlattığımız rasullere de kıssasını sana anlatmadığımız rasullere de vahy ettik[63]. Allah Musa ile konuştu.

165: Müjdeleyici ve uyarıcı olan rasullere vahy ettik ki rasullerden sonra insanların Allah’a karşı gerekçeleri kalmasın! Allah Azizdir, doğru hüküm verendir.

166: Fakat Allah sana indirdiğine şahitlik eder. Allah onu kendi ilmi ile indirmiştir. Melekler de şahitlik eder. Şahit olarak Allah yeter.

167: İnkar edip Allah yolundan uzaklaştıranlar derin bir sapkınlığa düşmüştür.

168-169: İnkar edip zulmedenleri Allah kesinlikle bağışlamayacak. Onları içinde sonsuza kadar ölümsüz olacakları cehennemin yolundan başka bir yola iletmeyecek. Bu ise Allah’a kolaydır.

170: Ey insanlar! Rasul size Rabbinizden bir amaçla geldi. Kendi hayrınız için iman edin. İnkar ederseniz, göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah’a aittir. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.

171: Ey Kitap Ehli! Dininizde sertlik veya katılıkla hareket etmeyin. Allah’a karşı gerçeğin dışında bir şey söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah’ın Rasulu, Allah’ın Meryem’e ilettiği hüküm ve O’ndan bir rahmettir.[64] O halde Allah’a ve rasullerine iman edin. Kendi hayrınız için “Üçtür” demeye son verin. Ancak Allah tek ilahtır. Allah, çocuk sahibi olmaktan uzaktır. Göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah’a aittir. Vekil[65] olarak Allah yeter.

172: Ne mesih ne de Allah’a yaklaştırılmış melekler Allah’a kul olmaktan kaçınmaz. Kim Allah’a ibadetten kaçınır ve büyüklük taslarsa Allah yakında hepsini huzuruna toplayacak.

173: Allah iman edip iyi işler yapanlara ödüllerini tam olarak ve onlara lütfundan daha fazlasını da verecek. Ama kaçınanlara ve kibirlenenlere Allah elim bir azapla azap edecektir. Onlar kendilerine Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulacak.

174: Ey insanlar! Size Rabbinizden açık bir ispat geldi. Size apaçık bir nur indirdik.

175: Allah’a iman edip O’na sımsıkı tutunanları Allah, kendinden bir merhamete ve lütfa sokacak ve onları kendine ulaşan doğru yola iletecek.

176: Senden fetva isterler. De ki “Allah size kelale[66] hakkında fetvasını veriyor. Ölen kimsenin çocuğu yok ama bir kız kardeşi varsa bıraktığının 1/2‘si onundur. Çocuksuz bir kadın ölür ama erkek kardeşi varsa ona varis olur. Eğer iki kız kardeşse bıraktığının 2/3‘si onlarındır. Eğer erkek ve kadın kardeşler olursa, o zaman erkeğe iki kadın payı vardır.” Allah şaşırırsınız diye size açıklıyor. Allah her şeyi Bilendir.

 

[1] Tevrat Yaratılış 2:21-22: “RAB Tanrı Adem’e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. RAB Tanrı Adem’den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem’e getirdi.” derken İncil 1. Korintliler 11:8: “Çünkü erkek kadından değil, kadın erkekten yaratıldı.” der. Oysa Kur’an müheymin olarak tahrib olmuş 2 kitabı da düzelterek erkek ve kadının aynı nefsten yaratıldığını açıklar.

[2] Kıst, adaletin alt kümesidir. Kıst; paylaşım, miras, ticaret ve hukuk gibi “somut ölçü” gerektiren alanlarda kullanılır. Bir bütünün parçalara ayrılmasında her hak sahibinin “payını” tam olarak almasıdır. Kur’an’da terazi ve ölçü birimleri anlatılırken genelde bu kelime tercih edilir. Adalet ise sadece insanlar arasındaki davaları değil, kainattaki tüm dengeyi ifade eder. 2. ayette yetim mallarından bahsetmesi ile bu ayette kullanılan kıst kelimesi ilişkilidir. Erkek, kadının yetim yani atası veya yakınları olmaması nedeni ile ona ait maddi hakları ihlal etme endişesi taşıyorsa ayet, onlarla evlenmemeyi tavsiye eder.

[3] Bu cümlenin fiili, ayetin başındaki “nikahlanın” fiili iken birçok mealde “yetinin” fiili eklenmiştir. Fakat bu fiil, ayet metninde yoktur. Yetinin fiili, maalesef nikahsız ilişkiye kapı açmıştır. Oysa Nisa-25. ayete göre erkek, kadın köle ile ancak nikahlanarak karı-koca ilişkisi yaşayabilir. Muhtemel ki Emeviler zamanında ve sonrasında kadın kölelerden nikahsız faydalanmak için meallere bu fiil eklenmiş, devamında kadınlara boşanma hakkı veren Bakara 229. ayet görmezden gelinerek Allah’ın kadınlara verdiği kimsenin iznine tabi olmayan boşanma hakkı, kocasının iznine bağlanmış ve bu bid’at yüzyıllardır sanki Kur’ani bir hükümmüş gibi kabul ettirilmiştir. Muhtemel ki bu bid’at erkek, kadın köleden nikahsız faydalanmak istediğinde ona karşı çıkacak ilk kişi karısı olup kocasından boşanmayı tercih edeceği için türetilmiştir.

[4] Allah, “mallarınızı” dediği için emanet mallardan değil ailenin kendi mal varlığından bahsetmektedir.

[5] Allah, “mallarınızı” dediği için bahsedilen o sefih kimseler, ailenin öz evlatlarıdır. Sefih kimseler 3 türlüdür. Onlar, yaşça küçükler yani henüz malın kıymetini bilmeyen, parayı nerede harcayacağını kestiremeyen çocuklar, akli dengesi zayıf olanlar yani zihinsel engeli nedeniyle hukuki işlem yapamayacak durumda olanlar ve muhakemesi bozuk yetişkinler yani akıllı görünmesine rağmen malını mülkünü boş işlerde tüketen, sonunu düşünmeden yaşayan “müsrif” kişilerdir.

[6] Şahit bulundurulması doğabilecek tüm yanlış anlama ve iddialara karşı tedbirdir. Hatta Bakara-282. ayet gereği yazılı devir yapılmalıdır. Bakara-282. ayet ticaret hukukunu ilgilendiren bir ayet olsa da aynı zamanda alacak verecek işlerini güvenceye, insanlar arası ilişkileri ise önceden koruma altına bir ayettir.

[7] Ayet metninde haşyet ve havf kelimeleri kullanılmıştır. İki kelimenin de “korkmak” anlamı ortak anlamdır. Çünkü kişi öldüğünde geride bıraktığı bakıma muhtaç çocukları için her ne hissedecekse yetimler için de aynı şeyi hissetmesi istenmektedir.

[8] Bakara-180: “Sizden birine ölüm yaklaştığı zaman, eğer geride bir hayır bırakacaksa, anneye, babaya, yakınlara iyilik ile vasiyet etmek muttakiler için hak olarak yazıldı.” ayetinde “hadara” fiili kullanıldığından vasiyet emri, kişinin mirasçılarına değil yaşayan mal-mülk sahibi kişiyedir. Kişi cinsiyete göre değil ihtiyaca göre istediği oranda miras bırakabilir. Fakat Nisa-11. ayette muhatap ölen kişinin mirasçılarıdır. Bu ayetteki oranlar, sanki insanlar yaşarken vasiyetlerine yazmaları gereken oranlar olarak anlatılmış ve öğretilmiştir. Oysa ayetin konusu; kişi vasiyet edemeden ölmüş olup geride malı kalmışsa veya kişinin vasiyeti yerine getirildikten sonra geride vasiyet edilmemiş malı kalmışsa geçerlidir. Bahse konu mirasçılar ise vefat edenin çocukları, anne babası ve kardeşleridir. Kalan eşe bırakılacak olanlar ise 12. ayette belirlenmiştir.

[9] Vefat eden kimsenin geride kalan eşleri ve kelale olma durumunda paylar belirlenmiştir. Mirasçılar arasında eş olacaksa Nisa-12. ayet hesaba dahil edilir. Kişinin birden fazla kadın eşi olması durumunda; vefat eden kadının sadece öz çocuklarına miras verilir. Üvey çocuklar o vefat eden kadının mirasından pay alamaz. Bu ayetinin hükmü de 11. Ayet gibidir. Yani kişi, vasiyet edemeden ölmüş olup geride malı kalmışsa veya kişinin vasiyeti yerine getirildikten sonra geride vasiyet edilmemiş malı kalmışsa geçerlidir.

[10] Kelale; miras bırakan kişinin anne, baba, eşi ve çocuğunun olmayıp sadece kardeşi mirasçı olan kimsedir. Nisa 12 ve 176. ayetlerde düzenlenmiştir.

[11] Hudut kelimesinin “bir şeyin uç sınırı ya da en ucu, en üst nokta” gibi anlamları vardır. Hudut kilit kelimedir. Sadece “sınır” demek, ayetlerin mesajını anlamayı zorlaştırır. Nisa-11 ve 12. ayetlerde verilen oranlar, ayetin beyanıyla huduttur. Yani ayetlerdeki oranlar, çıkılabilecek en üst oranlardır. Bunun anlamı, daha düşük oranlarda da pay verilebilir. Ama bu düşüş, her mirasçıda aynı oranda düşmelidir. Bunu yapabilecek tek metod ise “Avliyye” metodudur. Aksi halde oranlar, müdahele ile keyfi değiştirilmiş olur. “Mirasta avliyye, ilk defa Halife Ömer zamanında ortaya çıkmış ve sahabe ile yapılan istişare sonunda Abbas b. Abdülmuttalib’in teklifi üzerine bu usül benimsenmiştir.” denmiş olsa da bu Kur’anla zıtlaşan bir bilgidir. Bu bilgiye inanacak müslümanlar şu sorulara cevap bulmalıdır;

  1. Miras ayetleri indirildikten sonra nebi yaşarken hiç müslüman ölmemiş midir?
  2. Bu ölen müslümanın varisi ve geriye az-çok malı kalmamış mıdır?
  3. Muhammed nebi bu oranlarla taksim yapılmayacağını fark etmemiş midir?
  4. Fark etmişse nasıl bir çözüm bulmuştur?
  5. Çözüm bulmamışsa bu Kur’an hükümlerini uygulamamış mıdır?
  6. Bu problem olarak kaldıysa, “Kur’an indirilirken sorarsanız açıklanır” ayeti varken neden bu problem Allah’a sorulmamıştır?
  7. Muhammed nebinin ayet hükmünü uygulamaması mümkün müdür?
  8. Bu ayetin tüm oranlarıyla uygulanabilir olması gerçekten de Halife Ömer zamanına mı kalmıştır?

Tüm bu soruları cevapladığımızda bu metodun nebi zamanında da uygulanmış olduğu kanaati bizde hakimdir.

[12] Lezbiyenlikten bahseden ayettir.

[13] Homoseksüellikten bahseden ayettir.

[14] Cahiliye döneminde kocası ölen kadın “terekeden yani miras” kabul edilirdi. Aileden isteyen kişi onunla evlenebilirdi veya başkasıyla evlendirmek için mehiri alınır kendisine verilmezdi. Ayet bu cahiliye uygulamasını yasaklamaktadır.

[15] Ahzab-52. Ayet açıklamasına bakınız.

[16] Ayet metninde yazılı “illa” kelimesinin tek anlamı “hariç” demek değildir. Birçok anlamından birisi “ve” anlamıdır. Bu ayette de “ve” anlamında kullanılmıştır.

[17] Ayet metninde yazılı “illa” kelimesinin tek anlamı “hariç” demek değildir. Birçok anlamından birisi “ve” anlamıdır. Bu ayette de “ve” anlamında kullanılmıştır.

[18] Önceden yapılmış ama bu ayetin hükmüyle artık haram kabul edilmiş olan evlilikler için hüküm; onların artık evli kalamayacakları ve boşanmaları gerektiğidir.

[19] 24. ayetin ilk cümlesinde görünürde fiil yoktur. Onun fiili, Nisa-23. ayetin başındaki “size haramdır” fiilidir. Çünkü Nisa-24. ayet onun devamıdır ve yine son haram evliliğin sınırını çizer.

[20] Ayet metninde yazılı “feteyate” “genç kız”anlamına sahiptir. Feteyate, öz kız evlat olmayan fakat onun kadar benimsenenleri tanımlamak için kullanılır.

[21] Ma melaket eymanihum; öznesi, erkek ve kadınların olduğu, Ma melaket eymanihunne; öznesi sadece kadınların olduğu bir ifade olup Kur’anda yer almaktadır. Eyman kelimesi “yeminler” anlamına gelir. Bu yeminler aynı zamanda sözleşmedir. Yani bu ifade yeminle, sözleşmeyle birilerini himayesi altına almak demektir. Bu kimseler bakmakla yükümlü olduklarınızdan, himaye altına aldıklarınıza kadar geniş bir yelpazeye dahildir. Nikah, nikah sözleşmesiyle gerçekleştiğinden eş de bir ma meleket eymanihum’dur. Ya da bir fabrika işçisi ya da devlet memuru da sözleşme yaparak çalıştığından bir maleket eymanihum’dur. Gördüğünüz üzere bunun tek sebebi sadece kölelik değil birçok nedeni vardır. Yetimler, yetim kadın (kocası ölmüş kadın), yoksul, fakir öğrenci, akraba, hasta gibi ihtiyaçları üstlenilenler, köleler, ücretli çalıştırdığınız işçiler, zimmetlenmiş savaş esiri de bunlara dahildir. Bu ifadeyi sadece cariye (kaldı ki cariye kelimesi Kur’anda yer almaz ama dilimize köle kadın olarak yerleşmiştir) anlamak ne kadar yanlışsa sadece yetim anlamak veya sadece eş anlamakta hatalıdır. Çünkü her dilde olduğu gibi Arapçada da eş anlamlılık ve eş seslilik vardır ve bu ifadenin konusuna göre kimi işaret ettiği değişir. Eş anlamlılık ve eş sesliliği reddedenler, Kur’anın doğru anlaşılmasını istemeyenlerdir. Bu durumda müslümana bilgi sahibi olup uyanık olmak düşer.

[22] Zina yapmaktan farklı olarak gizli şekilde sürdürülen, evlilik dışı bir yakınlık veya ilişkiyi ifade edebilir. Örneğin; bir kadınla erkeğin, nikah olmadan duygusal bir bağ kurması, gizli buluşmalar yapması veya flört etmesi gibi. Bunlar zinaya varmayan, ancak ahlaki sınırları aşan gizli ilişkilerdir. Ayetin bu kısmı günümüzdeki sevgili anlayışını meneder. Erkek usulünce kadınla niyetinin ciddi olduğunu beyan edebilir veya Bakara- 235: “Meşru söz söylemeniz dışında onlarla gizlice sözleşmeyin.” ayetinin beyanı ile de ancak meşru konuşmalar için aleni olarak gizli saklı olmayacak şekilde bir araya gelebilir.

[23] Köle durumunda olan kadınlarla mehirsiz evlenilir bilgisi hatalıdır. Çünkü Nisa-25. ayet; evlenilecek olan köle kadın olsa da mehirinin verilmesini emreder. Mehir vermeden evlilik onun mehir hakkını istismardır.

[24] Kur’anda recm cezasının olmadığının delil ayetlerinden birisidir. Çünkü zina eden kadın ve erkeğe bekar veya evli olsun cezası Nur-2. ayet gereği 100’er sopadır. Kur’anda aynı suça farklı 2 ceza verilmez. Recm ayetinin keçi tarafından yendiğini, bu nedenle Kur’anda yer almadığını iddia edenler sadece rivayetlere tutunarak bu iddiayı ortaya atmaktadır. Bu iddiaya iman edenler Hic-9: “Kitabı biz indirdik. Kur’anın koruyucuları da Biziz.” ayetini açıkça inkar eder duruma düşmektedir. Yine de İslam’da recm vardır diyenler, bir kadın nasıl yarım öldürülür? sorusunu cevaplamalıdır. Recm iddiası, Tevrattan boca edilmiş bir iddiadır. Çünkü zina edenlerin Levililer 20:10’da öldürüleceği yazarken ve Yasa’nın Tekrarı 22:23-24’da recm ile öldürüleceği yazar. Birçok Tevrat ayeti ve Talmud uygulaması, rivayetlerle İslama boca edilmiştir. Bu örnek bile rivayetlerin bir kısmına, Kur’anın en azılı 2 düşmanından biri olan yahudilerin müdahele ettiğini açıkça göstermektedir. Rivayetler mutlaka “Kur’ana arz edilmelidir” denmesi, bu nedenle çok önemlidir. Bir müslüman rivayetlere körü körüne iman etmenin sonunda, nebiye ve Allah’a iftira atabileceğinin şuurunda olmalıdır. Kur’an ile zıtlaşan rivayetler Allah rasulu Muhammed nebiye ait değildir. Çünkü ona Kasas-85: “Kur’anı sana farz kılan Allah seni dönülecek yere döndürecek.” ayeti gereği  SADECE KUR’AN farz kılınmıştır. Bu nedenle Kur’an dışında ve Kur’ana muhalif tek bir hükmü söz konusu değildir. Eğer varsa onlar, kendisine ve Allah’a atılmış büyük bir iftiradır. Müslüman Allah’ı, rasulunu ve Kur’anı hakkı ile tanımaz ve anlamaz ise başkaları tarafından savrulması ve imanından edilmesi an meselesidir.

[25] Akd, ahid’den daha tekniktir; “düğüm” kökünden gelir ve “karşılıklı sözleşme” demektir. En az iki tarafın iradesinin birbirine bir düğüm gibi bağlanmasıdır. Tek taraflı değil, çift taraflı bir rıza ve hukuk barındırır. Hukuki bir zorunluluğu ifade eder. Şartları, sınırları ve sonuçları belirlenmiştir. Kişi ayetlerdeki varislerden biri değilse ve ona miras bırakmayı vaad etmişse yerine getirmelidir.

[26] Kanit kelimesi, gönülden bağlılık ile beraber olan sürekli itaattir. Bu kelime, toplam 13 ayette kullanılmış ve hepsinde de “Allah’a veya Allah ve rasulu” için kullanılmıştır. Kocaya saygı başkadır, itaat başkadır. Eğer bu ayet, kocaya itaatin Allah emri olduğuna dair delil ayet kabul edilmişse, hakikatte delil olmadığından iddia da kendiliğinden yok olmaktadır.

[27] Gayb; hertürlü gizli olan(iffet, aile içi sır, cinsellik vb..)

[28] Ayet metninde yazılı “nüşuz”; Nisa-25. ayette bahsedildiği gibi zina olmaktan ziyade, “eşler arası ilişkiyi zedeleyip şiddetli geçimsizliğe yol açan davranışlardır.

[29] Bahsedilen bir süre yatakları ayırmaktır. Fakat bu yatakları ayırmak süresiz değildir. Kadını evden çıkarıp göndermekse hiç değildir. Çünkü; Talak-1: “Açıkça fahişelik yapmaları dışında, onları evlerinden çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar!” ayetinin beyanıyla kadın ancak zina durumunda evden doğrudan uzaklaştırılır.

[30] Son tedbir olan “darabe” ayırma, ayrılmadır. Eğer karı-koca barışmak istemezse talak yani boşanma süreci başlatılır. Darebe kelimesi hakkında az bilinen bilgilerden bahsedelim. İddia şu ki bu fiil yalın haldeyken yani edat almazken sadece “dövmek” anlamına sahiptir. Oysa “Darabe ed-dehrü beynena” cümlesinde “darabe” yalın halde kullanılmış ve anlamı “Zaman bizi ayırdı” şeklindedir. Gördüğünüz üzere ayırmak anlamı vardır. Ayrıca bu fiil yalın haldeyken de çok sayıda ve farklı anlam kazanır. Örneğin; Tek başınayken söylemek, ayrılmak, açmak, anlatmak, yanına çadır kelimesi geldiğinde çadır kurmak, yanına zaman geldiğinde zamanın geçmesi, yanına akreb geldiğinde akrep sokması, yanına gaita geldiğinde kaka yapmak, yanına namaz geldiğinde namazı gözetmek , yanına misal geldiğinde örnek vermek, yanına cizye geldiğinde cizye almak, yanına zillet gelirse zillet damgası vurmak, yanına gece gelirse gece uzaması, yanına köpek gelirse köpeği eğitmek, yanına para geldiğinde para basmak, yanına ney gelirse ney çalmak, yanına kerpiç gelirse kerpiç kesmek, yanına ecelen geldiğinde randevu vermek demektir. Özetle bu kelimeye dövmek anlamı vermek çarpıklaşmış bir zihniyetin meallere yansımasıdır. Dövülen kadının, dövüldüğü için kocası ile barışmasını ve mutlu olup mutlu etmesini beklemek akıl ile alay etmektir.

[31] İlk 2 tedbir de fayda vermezse, Nisa-35. Ayetin gereği kadın ve erkek tarafından hakemlerin aracılık etmesiyle 3. tedbir olan ayrılık yani darabe öncesi son hamle yapılır. Yine sonuç alınmazsa durum, artık boşanma hükümlerine yerini bırakır.

[32] Her ümmetin şahidi, o ümmet için gönderilen Allah rasulu nebilerdir.

[33] Ayet metninde “ğait” yazar. “Ğâit” aslında “çukur” demektir. Zamanla bu kelime, o çukurda yapılan fiil veya o fiil sonucu çıkan madde için kullanılan bir isim haline gelmiştir. O dönem Arapların, şu an bildiğimiz kapalı alan tuvalet ve bildiğimiz tuvalet taşı kullanma kültürü yoktu. İnsanlar ihtiyaçlarını gidermek için gözden uzak yerlere gider, çukur kazar sonra kapatırdı. Bu nedenle yellenmek, namaz abdestini bozmaz. Çünkü yellenmek için tuvalete gitmeye gerek olmadığı gibi zaten çukur kazmak imkansızdır. Yellenmenin, namaz abdestini bozmaması özellikle yaşlılar ve istemsiz yellenenler için büyük kolaylıktır.

[34] Ayet metninde yazılı olan “musaddikan li” kelimesinin anlamı “yerine gelen” demektir. Teknik bir detaydır. İlgilenenler web sayfamdaki ilgili yazıyı okuyabilir. Kitap ehli, Allah tarafından Kur’ana davet edilmiştir. Kur’an onların da kitabıdır.

[35] Ayet metninde “Ulu l-emr” yazar. Onlar buyruk sahipleri yani yöneticilerdir. Ayet onlara mutlak itaati emretmez. İtaatte sınır vardır. Ayetin beyanı ile onlarla ihtilafa düşmek söz konusu olabilir. Bu durumda gidilecek yer Allah ve rasuludur. Ama Allah’a nasıl gidilir? Allah rasulu de vefat etti? diyeceklere; rasul=kitap anlamına geldiğini ve gidilecek olanın Allah’ın kelamı olan kitap olduğunu hatırlatırız. Allah’ın kitabına gitmek, Allah’a gitmek demektir. Rasul=kitap olduğunu görmek için Ali İmran-79-80-81. ayet dipnotuna bakınız.

[36] Bu ayetin mealinde yapılan en klasik 2 hata; 1- Nebilere ait sayılan 3 özelliği, sanki 3 farklı grup varmış gibi, 2- Şahidleri, şehidler olarak meal etmektir. Oysa nebiler Kur’ana göre, Allah’ın sıddık, şahit ve salih kullarıdır. Bu özellikleri tüm nebiler üzerinde taşır. Ayetlerle görelim; Meryem-41: “Kitapta İbrahim’i de an. İbrahim çok doğru sözlü(sıddık) bir nebiydi.” Nisa-41: “Her ümmeti şahidi ile seni de bunlar ile şahit olarak getireceğimiz zaman, onların hali nasıl olacak?” Enbiya-86: “Onları da rahmetimize dahil ettik. Çünkü onlar salihlerdendi.

İtiraz edenlere bu ayette sayılan özelliklerin nebilere ait özellikler olup, neden 3 farklı grup olamayacağını “nimet” üzerinden de izah edebiliriz. Nebilere verilen nimetin Bakara-150,211, Maide-3 ve Zuhruf-59. ayetlerden “ayet, din” anlamına geldiğini biliyoruz. Bunları ayrı grup olarak meal ederseniz eğer, diğer 3 gruba da “ayet, din” verildi demiş olursunuz ki bu mümkün değildir. Bu meal hatasına sebep olan bir diğer bilgi eksikliği ise; atıf vavına (وَ) en bilindik anlamı olan “ve” anlamının verilmesidir. Oysa bu ayetteki atıf vavı; bütün-parça ilişkisini dile getirme veya bir kavramı tarif ve tasnife tabi tutma bağlamında (parçalara ayırma, sınıflandırma) eksenli anlam ifade eden “Taksim” görevi üslenmiştir.

[37] İtaat Allah rasulunedir, nebiye değil. Rasulun her sözü Kur’an vahyi olduğu için hataya kapalı ve kusursuzdur. Ama nebi, bizler gibi kendi iradesini ve muhakemesini kullanır. Hataya açıktır ve hataları nedeniyle Kur’anda ikaz edilmiştir. Rasule itaat emirleri, nebiye itaat olarak kabul edildiğinde rivayetlere de mutlak itaat gerekir ki onlar için Allah korunma vaadi vermediği için önemli konularda tahrif edilerek Allah’a ve rasulune yalan ile iftira edilmiştir.

[38] Vekil; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı ve şahit anlamlarına da sahiptir.

[39]  “İ’fal” babının 17 farklı görevi vardır. Bunlardan en bilineni “Teaddi” yani lazım (geçişsiz) olan fiilin, müteaddi (geçişli) yapılması görevidir. Bu görevi nedeniyle birçok kimse “dalle” fiilini standart olarak “saptırmak” olarak çevirir ki bu önemli bir hatadır. Oysa görevlerinden biri de “Ta’riz” görevidir. Ta’riz görevi fiile; “sunmak, arz etmek, sergilemek ve maruz bırakmak” anlamları katar. Bu babda bazı fiiller, öznesine göre anlam kazanır. Eğer bir kul şeytana uyarak sapmayı tercih etmişse o kul için, Allah da seçim yapacaktır. Ya onu içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakacak ya da kurtaracaktır. İşte “dalle” fiilinin öznesi Allah olduğunda i’fal babı fiile, maruz bırakma yani “kişiyi içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakmak, kişinin o sapkınlığa maruz kalmasına müsaade etmek” anlamı katar. Çünkü Araf-16: “Beni azdırmana karşılık, onlar için senin doğru yoluna oturacağım. Sonra önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim. Onların çoğunu şükreden bulmayacaksın” ayetinde Allah, şeytanın maksadının insanları doğru yoldan uzaklaştırmak, saptırmak olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda sapan insan, saptıran şeytandır. Peki Allah neden, kimi sapıtmışları kurtartır ama kimilerini düştüğü sapkınlıkta bırakır? Kimi insanlar işlediği günahlardan dolayı sıkılır, içine düştüğü sapkınlık onu huzursuz eder, savrulmuş olsa da iş veya sözleriyle farkında olarak veya olmayarak pişmanlık yaşar. Kişi, bu pişmanlığına sahip çıkma gayreti içinde ama neyi nasıl yapacağını bilemiyorsa, Allah da onu yarı yolda bırakmaz. Bu durumda şu ayeti hatırlayın. Rad-27: “Allah kendisine yönelen kimseyi hidayete iletir.” Özetle Allah’ın dilemesi, kulun gayreti istikametindedir. Diğeri de şeytanla sarmaş dolaş olmuştur fakat zerre pişmanlık hissetmemiş, pişmanlık hissetse de ona sahip çıkmamıştır, pervasız ve kuralsızdır, duyarsızdır, inkar ve alayı seçmeye devam etmektedir. İşte Allah, bu kimseleri içine düştükleri sapkınlıkta bırakır. Bu durumda o kişi için, onu Allah saptırdı denemez. Allah onu yukardaki sebeplerden dolayı, kendi seçtiği sapkınlığa maruz bırakmayı tercih etmiştir. Çünkü Allah diler ama kulun gayreti istikametinde diler.

[40] Ayet sebepsiz öldürmekten bahsetmez. Bu kimseler, 90. ayette bahsedilen savaşılan kimselerdir.

[41] Göğüs bölgesi dediğimiz yerin dış tarafı Arapçada cüyub, iç tarafı sudurdur. Bedene canlılık veren nefstir. Sorguya muhatap olacak olan, cennet veya cehennemi hak eden de nefstir. Ve nefsin bedendeki ikameti sudurdur. Kastedilen nefsin sıkılıp daralmasıdır.

[42] Kur’anda sadece 2 savaş sebebi vardır. Bunlar ya nefsi müdafaa ya da zulum altındaki insanların yardım çağrısıdır. Allah bu ayetle sayılan savaş sebeplerinin dışında ganimet için savaşmayı men eder. Müslüman, Nisa-90. ayet gereği, karşı taraf barış teklifi yaptığında savaşa devam edemez. Sen kafirsin diyerek ve ganimet elde etmek için hiç devam edemez.

[43] Namazı kısaltmanın tek şartı, inkar edenlerin kötülük etmelerinden korkmaktır. Seferi olduğu için namazı kısaltmak, Kur’anda olmayan bir uygulamadır. Kasas-85. ayet gereği Kur’an, Allah rasulu Muhammed nebiye farz kılınmışken Kur’anda olmayan bir hükmü kendisinin koyduğunu iddia etmek ve öğretmek Muhammed nebiye atılmış bir iftiradır.  Seferi olmanın namazla ilgili hiçbir hükmü ne Kur’ana ne de Muhammed nebiye aittir. Nisa-101. ayette vurgu yapılan husus; savaş için sefere çıkma hali değil korkunun yaşanması halidir. Nitekim Nisa-102. ayette bu korku halinin yaşandığı bir ortam olarak, savaş hali örnek verilmiştir. Ki savaş örneğinin verilmesi ise çok yerinde bir örnektir. Yanılgılardan birisi de “Darabül fi-l-ard” kalıbının, Kur’anda kullanıldığı her yerde savaşı ima ettiği yanılgısıdır. Bu yanılgı nedeniyle savaş veya savaş vb ortamlarda namazın kısaltılabileceğini söyleyenler de olmuştur. Oysa bu kalıp;

Maide-106. ayette yolculuk (seyahat) etmeyi, Müzemmil-20. ayette Allah’ın lütfundan (rızık) aramak üzere çalışmayı kastetmektedir. O halde bahsedilen korkunun varlığı için, mutlaka savaş ortamı olması gerekmediğini anlıyoruz. Bu durumda seyahat amaçlı ya da çalışmak için gideceği yere ulaşıncaya kadar yaşanabilecek herhangi bir kötülük korkusu namazı kısaltmaya sebeptir. Tek sebep kötülük korkusudur ama bu kötülük korkusunun milyon çeşit sebebi olabilir. Buna rağmen Allah, namazın her ortam ve vakti içinde gerekirse kısaltılarak da olsa devamını emretmektedir. Bu emirler, namazı sadece postürlerinden ibaret görerek onu robotik bir tapınma ya da puta tapınma olarak tasvir edenler ve Allah ile bağını zayıflatmış olanlar için anlaşılması zor emirlerdir. Oysa ölüm ihtimali çok yakındayken bile Nisa-102. ayet gereği güvenlik tedbirlerini alarak namaza sevk edilmemiz, üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli bir konudur.

[44] Allah ayetin örneği ile savaşa gidilirken yani can tehlikesinin olduğu zamanlarda bile namazı terk değil, namazı kazaya bırakma değil, kısaltılarak dahi olsa mutlaka namaza devam edilmesini emretmiştir. Özetle; namazın kazası yoktur ve her farz namaz sadece vakti içinde kılınır. Kılınmayan namaz için yapılabilecek tek şey Allah’tan af dilemek ve namazı vaktinde kılabilmek için çabalamaktır. Namazın kazası ile ilgili bilgilerin hiçbirisi Kur’ana ait değildir.

[45] Allah, can güvenliğinin olmadığı zamanlarda bile namazın kılınması emretmiş sadece o namazın kısaltılmasına izin vermiştir. Nisa-103. ayetin gereği her farz namaz ancak kendi vakti içinde kılınır. Hiçbir ayette farz olan bir namazın vakti dışında kılınabileceğine dair hüküm ve işaret yoktur. Bu, namazların cem edilemeyeceği anlamına gelir. Özetle; cem ile ilgili rivayetler nebiye atılmış iftiradır. Kaldı ki cem ile kılınan 3 vakit namaz, Allah’ın Kur’anda isimleri ve vakitleri ile emrettiği o 3 vakit namazdır. Hac görevinde Arafat’ta 3 vakit namaz kılınmasının sebebi de tam olarak budur.

[46] Allah’ın iki grubun imamlığını rasulden yapmasını istemesi sebepsiz değildir. Bu durumda gruplar namazı kısaltılmış olarak 1 rekat kılarken rasul, imam olduğu için 2 rekat kılarak tam kılmış olur. Ayrıca Allah, imamlığı rasule yaptırarak tam namazın rekat sayısını da vermiştir. Cuma namazı olarak kılınan namazın neden 2 rekat olduğunu ve öğle namazının kılınmadığını hiç düşündünüz mü?

[47] Burada namaza ait” kıyam ve secde” postürünün, namazın tek bir rekatı içinde yapılacağı beyan edilmiştir. Kur’ana ilmihal muamelesi yapanlar namaz başlığı altında tane tane önce şunu yap sonra bunu yap şeklinde tarif arıyor olsa da bu uslup, Kur’anın uslubu değildir. Hac-26. ayet ile “rukuyu”; Fetih-29. ayet ile ruku ile secdenin peş peşe yapılacağını gördükten sonra tam kılınan namazın kıyam, ruku ve secde ile 2 rekat olarak kılındığını yine Kur’andan öğrenmiş oluruz. Bakara-239: “Eğer korkarsanız yürüyerek veya binek üzerinde de devam edin. Güvende olduğunuzda, bilmediklerinizi Allah’ın size öğrettiği gibi Allah’ı anın.” ayeti son derece mühim bir ayettir. “Allah’ın size öğrettiği gibi” ifadesi ile Allah, namaz kılmayı bize Kur’anda öğrettiğini beyan eder. Bu da namazın nasıl kılınacağını Kur’anda bulmamız demektir. Kur’ana baktığımızda ise Allah, namaz kılmayı Nisa-102. ayette öğretmiştir. Kasas-85. ayet gereği Kur’an kendisine farz olduğundan, rasul de namazı Kur’andan öğrenmiştir. Peki namazdaki iftitah tekbiri, kıyamda elleri bağlamak, sağa sola selam vermek, dua ederken elleri açmak, secdede oturuş şekli vb uygulamaların hükmü nedir? Bu uygulamalar Kur’anda yer almadığı için ilmihal kitaplarında bile namazın farzı değil sünneti olarak yazar. Yani kişi isterse bunları yapar istemezse yapmaz. Örneğin kıyamda Allah’ın huzurunda olduğu şuuruyla kişi saygısını nasıl gösterdiğine emin oluyorsa öyle kıyam eder. Rukuda Allah’ın huzurunda eğildiğinin şuuruyla ne kadar eğilmek istiyorsa o kadar eğilir. Özetle; Allah’ın farz olarak emrettiklerinin Kur’anda olup, diğerleri sünnet olduğunu bilmek elzemdir. Namaz kılarken sünnetleri de icra edenlere karşı çıkmayı doğru bulmuyoruz. Herkes gibi Allah rasulu de kıyam, ruku ve secdede nasıl duracağını kendi iradesi ile seçmiş, onu sevenler de onun yaptığı gibi yapmıştır. Mesele bu kadar basittir. Sünnetler, farz muamelesi görmedikten sonra kişi için sorun yoktur.

[48] Kuran metni içinde, okunuşu salat olan ama yazılışı farklı 2 tür salat ismi vardır.

Bunlar صَلٰوةِ(vavlı salat)ve صَلاَة(vavsız salat)  olarak yazılır. Kur’an metninde namazdan bahsedilen her ayette, vavlı salat, istisnasız ve kesinlikle el takısıyla birlikte  الصَّلٰوةَ bir “kalıp” olarak kullanılmıştır. Oysa Kur’an metni içinde;

  • Vavlı salat: صَلٰوةِ
  • Vavsız salat: صَلاَة ve
  • Es-salat: الصَّلٰوةَ

birbirinden farklı anlamlara işaret eder.

[49] Bu ayetin beyanı ile her namazın giriş ve çıkış vakti Kur’anda verilmiştir. Eğer verilmemişse o farz namaz değildir.

[50] Namazı inkar edenlerden kimisi, Kur’andaki namaz vakitlerinin Muhammed nebiyi bağladığını, onların ise kendilerine ait uygun vakitler belirlemeleri gerektiğini iddia eder. Bunun nedeni ise ayetlerdeki muhatabın “sen” diyerek Allah rasulu olmasıdır. Onların bu iddiası basit bir kelime oyunudur. Eğer muhatap Allah rasulu olduğu için namaz vakitleri kendilerini bağlamıyor ise İnsan-23: “Kur’anı sana parça parça Biz indirdik.”  ayetinde de muhatap Allah rasuludur. O halde onların mantığı ile Kur’an da sadece Muhammed nebiyi ilgilendiriyor olmalıdır! Ama Allah, Araf-3: “Rabbinizden size indirilene uyun.” ayeti ile biz iman edenlere de Kur’ana uymayı emretmiştir. Aynı şekilde Nur-56: “Size merhamet edilmesi için namazı kılın, zekatı verin ve rasule itaat edin.” ayetinde namaz bu kez iman edenlere de emredilmiştir. O halde Muhammed nebiyi bağlayan tüm şartlar, iman edenleri de bağlar. Özetle kimse kendine yeni vakitler belirleyemez, belirleyense kendi hevasına göre belirler.

[51] Nisa-3. ayete ait “kıst” dipnotuna bakınız.

[52] Ayet metninde yazılı “nüşuz”; Nisa-25. ayette bahsedildiği gibi zina olmaktan ziyade “eşler arası ilişkiyi zedeleyip şiddetli geçimsizliğe yol açan davranışlardır. Kadın için de erkek için de söz konusudur.

[53] Vekil; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı ve şahit anlamlarına da sahiptir.

[54] Nisa-3. ayete ait “kıst” dipnotuna bakınız.

[55] Nebilerin kitabı olur ama Allah rasullerinin kitabı olmaz diyenlere Kur’anın cevabıdır. Bakara-213: “Allah nebilerle beraber Kitabı, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm vermesi amacı ile indirdi.” ayeti gereği de nebilerin kitabı olduğunu Kur’andan biliriz. Bu iki ayet; her Allah rasulunun nebi, her nebinin de Allah rasulu olduğunu ve mutlaka kitap sahibi olduklarını beyan eder.

[56] Bu ayetlere rağmen mürted yani dinden çıkan öldürülür fetvası verenler bilerek ve isteyerek Kur’ana muhalif hüküm vermektedir. Ayette gördüğünüz üzere kişi 2 kez iman edip ardından 2 kez de inkar ediyor ve hala yaşıyorsa, o kişi dinden çıktığı için öldürülmüş olamaz. Bu fetvayı verenler, rivayetleri mutlak hüküm kabul ettiği için vermektedir. Oysa Kasas-85. ayet gereği Kur’an kendisine farz kılındığı için nebi, Kur’ana aykırı asla hüküm vermemiştir. Allah, rivayetlere koruma vaadi vermediğinden, rivayetlerin bir kısmına ciddi müdahale edildiği bu ayetle bir kez daha ispatlanmıştır. Mürtedin katli ile ilgili verilmiş bahse konu fetva, nebiye ve Allah’a atılmış apaçık iftiradır. İşte bu sebeple rivayetlerin Kur’ana arz edilmesi çok önemlidir.

[57] 88. Ayet dipnotuna bakınız.

[58] Kur’anda 15’yakın kafir tanımı vardır. Ama ayetin beyanıyla “gerçek kafir”, Allah’ı ve resullerini inkar edenler, Allah ile resullerinin arasını ayırmak isteyenlerdir.

[59] Ayet metninde yer alan “ayet” kelimesi, vahiy anlamında değildir. Kastedilen; kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır. Mucizeler, ancak Allah’ın izni ile gerçekleşen delil nitelikli olaylardır.

[60] 153. ayette bahsedilen mucizedir.

[61] Ayet metninde “ilm” yazar. “İlm” kelimesinin bir anlamı da “kanıt”tır. Necm-28: Onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyor.” ayetinde gördüğünüz üzere  “ilm”, zannın zıddıysa eğer, artık “yakîn” (kesinlik) ve dolayısıyla reddedilemez bir “kanıt” anlamına sahip olur.

[62] Harun da bir nebidir ve Musa nebi gibi vahiy alan nebiler arasında zikredilmiştir. Ama Allah, Harun’a vahyettikleri ile ilgili Kur’anda bilgi vermeyi uygun görmemiştir.

[63] 163. ayetin devamı olduğu için onun fiilini alır.

[64] (رَوْحِ)Ravhi ile (رُّوحُ)Ruh’un yazılışı aynıdır. Ravhi ile rahmet eş anlamlı kelimelere örneklerden biridir. Delilimiz; Yusuf-87’de “وَلَا تَا۬يْـَٔسُوا مِنْ رَوْحِ اللّٰهِۜ” ifadesi “Allah’ın ravhinden umudu kesmeyin” demektir. Ankebut-23’deki “يَئِسُوا مِنْ رَحْمَت۪ي” ifadesi “Rahmetimden umudu kesmişlerdir.” demektir. Her iki ayette umudu kesmek(ي أ س) fiili Allah ile ilişkilendirilmiştir. Ayetleri birebir mukayese ettiğimizde anlam ve mesaj bakımından ravhi’nin rahmet olduğu kelime olarak netleşmektedir. Bu bilgi sözlüklerde yer almaz. Çünkü sözlükler, insan mahsuludur, kusurlu ve eksik olma ihtimali yüksektir. Oysa Kur’an kendini tefsir eden ve önemli kelimelerin anlamlarını veren bir kitaptır.

[65] Vekil; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı ve şahit anlamlarına da sahiptir.

[66] Kelale; miras bırakan kişinin anne, baba, eşi ve çocuğunun olmayıp sadece kardeşi mirasçı olan kimsedir. Nisa 12 ve 176. ayetlerde düzenlenmiştir.