1: Ey iman edenler, karşılıklı sözleşmeleri tam olarak yerine getirin. Siz ihramlı[1] iken yasağı çiğneyenlerin avı hariç[2], size okunacakların[3] dışındaki[4] hayvanların sağlıklı olanları[5] size helal kılındı. Allah istediği hükmü verir.
2: Ey iman edenler, Allah’ın işaretlerine, haram aya, hediyeye[6], gerdanlıklara[7], Rabblerinin fazlını ve rızasını isteyerek Beyt-i Haram’a yönelenlere saygısızlık etmeyin. İhramdan (yasaklardan) çıktığınız zaman avlanın[8]. Sizi, Mescid-i Haram’dan alıkoymalarından dolayı bir topluma olan nefretiniz, sizi kesinlikle haddi aşmaya sürüklemesin. Doğruluk ve takva üzerine yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan sakının. Çünkü Allah’ın cezalandırması şiddetlidir.
3: Ölü olan, akıtılmış kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına sunulmuş olan, kestikleriniz hariç boğularak ölmüş, dövülerek öldürülmüş, yüksekten düşüp ölmüş, boynuzlanıp ölmüş ve yırtıcıların yedikleri, dikili taşlar üzerine boğazlanmış olanlar ile fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır[9]. İnkar edenler bugün sizin dininizden ümit kesmiştir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün, sizin için dininizi olgunlaştırdım ve nimetimi[10] tamamladım. Sizin için din olarak İslam’ı seçtim. Günaha kasten meyletmeden açlık halinde mecbur kalan için Allah bağışlayandır, merhametlidir.
4: Kendileri için nelerin helal kılındığını sana soruyorlar. De ki “Bütün iyi olanlar sizin için helal kılındı. Allah’ın size öğrettiklerinden öğretip, ava alıştırarak eğittiğiniz avcı hayvanların sizin için yakaladıklarını da üzerlerine Allah’ın ismini anarak yiyin. Allah’tan sakının. Allah hesabı hızlı görendir.
5: Bugün, size iyi olanlar helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemekleri size helaldir, sizin yemekleriniz de onlara helaldir. Mümin kadınların iffetli olanları ile sizden önce kitap verilenlerin[11] iffetli kadınları mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, zina etmeden, gizli dost edinmeden korunarak size helaldir. Kim iman etmeyi reddederse yaptıkları boşa çıkmış ve o ahirette kaybedenlerden olmuştur.
6: Ey iman edenler! Es-Salata(namaza)[12] kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı ve aşık kemiklerine kadar ayaklarınızı mesh edin. Cünüp iseniz temizlenin.[13] Hastaysanız veya yolculuktaysanız veya sizden biriniz ğaitten(tuvalet)[14] gelmişse ya da kadınlara dokunup da su bulamamışsanız o zaman temiz toprakla teyemmüm edin. Yüzlerinizi ve ellerinizi temiz toprakla mesh edin. Allah size hiçbir zorluk çıkarmak istemez fakat şükretmeniz için sizi temizlemek ve sizin için nimetini tamamlamak ister.
7: Allah’ın sizin için olan nimetini ve O’nunla yaptığınız misakı[15] hatırlayın. O vakit “İşittik ve itaat ettik.[16]” dediniz. Allah’tan sakının. Allah sudurlardaki[17] nefsi[18] bilir.
8: Ey iman edenler! Allah için kıst[19] ile şahitliği tam yapan kimseler olun. Bir topluma olan nefretiniz, sizi kesinlikle adaletsizliğe sürüklemesin. Adil olun. Adil olmak takvaya daha yakındır. Allah’tan sakının. Çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
9: Allah, iman edip iyi işler yapanlara bağışlanma ve büyük bir mükafat vadetti.
10: Ayetlerimizi inkar edip yalanlayanlar ise ateş halkıdır.
11: Ey iman edenler! Allah’ın sizin için olan nimetini hatırlayın. O vakit bir topluluk size, elini uzatmaya yeltenmişti ama Allah onların ellerini sizden çektirdi. Allah’tan sakının. Müminler Allah’ı vekil[20] edinsin.
12: Allah, İsrailoğullarından misak[21] aldı. İçlerinden on iki de lider göndermiştik. Allah onlara “Ben sizinle beraberim” dedi. Eğer namazı doğru kılar, zekatı verir,rasullerime inanır, onları destekler ve Allah’a güzel amelle dönerseniz, kötülüklerinizi örterim ve sizi aralarından ırmaklar akan cennetlere yerleştiririm. Ama bundan sonra sizden kim inkar ederse doğru yoldan sapmış olur.
13: Misaklarını bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar, kelimelerin konuldukları yerleri tahrif ediyordu. Onlar kendilerine verilen öğütten paylarını unuttu. İçlerinden azı hariç, onlardan sürekli bir ihanet göreceksin. Yine de sen onları affet ve onlara aldırma. Allah güzel davrananları sever.
14: “Biz hristiyanlarız.” diyenlerden de misak almıştık. Onlar da kendilerine verilen öğütten paylarını unuttu. Bu sebeple kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Allah ise yaptıklarını onlara haber verecek.
15: Ey kitap Ehli! Size[22] Kitaptan gizlediklerinizin birçoğunu beyan eden ve birçoğundan da vazgeçen rasulumuz geldi. Doğrusu size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi.
16: Allah, Kur’anla kendi rızasının peşinden gidenleri güvenli yollara ulaştırır. Allah buyruğu ile onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları doğru yola ulaştırır.
17: Oysa “Meryem oğlu Mesih, Allah’tır” diyenler kafir oldu. De ki “Allah Meryem oğlu Mesihi, annesini ve yeryüzündekilerin hepsini helak etmeyi isterse, Allah’a karşı kim bir şeye sahip? Göklerin, yeryüzünün ve ikisi arasında olanların mülkü Allah’a aittir. Allah dilediğini yaratır. Allah her şeye gücü yetendir.
18: Yahudi ve hristiyanlar “Biz Allah’ın çocukları ve sevgilileriyiz!” der. De ki “Öyleyse günahlarınızdan dolayı sizi niçin cezalandırıyor? Aksine siz de O’nun yarattıklarından bir beşersiniz. Allah dileyeni bağışlar, dileyene de azap eder. Göklerin, yeryüzünün ve ikisi arasında olanların mülkü Allah’a aittir. Dönüş de yalnız Allah’adır.
19: Ey Kitap ehli! Rasullerin arasının kesildiği bir sürede “Bize ne bir müjdeci ne de bir uyarıcı geldi” demeyesiniz diye size şüpheleri gideren rasulumuz geldi. Oysa o, size[23] bir müjdeleyici ve bir uyarıcı olarak geldi. Allah her şeye gücü yetendir.
20-21: O vakit Musa, kavmine dedi ki “Ey kavmim! Allah’ın sizin için olan nimetini hatırlayın! Allah içinizden nebiler görevlendirdi ve sizleri hükümdar yaptı. Alemler içinde hiç kimseye vermediğini size verdi. Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı kutsal toprağa girin ve arkanıza dönmeyin! Yoksa kaybetmiş olarak geri dönersiniz.”
22: Kavmi dedi ki “Ey Musa! Kutsal toprakta zorba bir toplum var. Onlar kutsal topraktan çıkıncaya kadar biz oraya girmeyeceğiz. Eğer onlar oradan çıkarsa biz gireriz.”
23: Allah’ın kendilerine nimet verdiği, korkanlardan iki adam dedi ki “Kapıyı ele geçirin. Kapıyı ele geçirdiğinizde siz galip gelirsiniz. Müminseniz sadece Allah’ı vekil[24] edinin.”
24: Kavmi dedi ki “Ey Musa! Onlar orada bulundukları sürece biz oraya asla girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin de savaşın! Biz burada oturacağız!”
25: Musa dedi ki “Rabbim! Benim ancak kendim ve kardeşime gücüm yetiyor. Bizimle, yoldan çıkmış bu toplumun arasını ayır.”
26: Allah dedi ki “Kutsal toprak onlara kırk sene yasaklandı. Yolunu kaybetmiş halde yeryüzünde dönüp duracaklar. Artık yoldan çıkmış o toplum için üzülme!”
27-28-29: Onlara, Adem’in iki oğlunun gerçeğe ait haberini okuyup aktar. O vakit ikisi de bir kurban[25] sunmuştu. Kurban birisinden kabul edildi ama diğerinden kabul edilmedi. Birisi dedi ki “Seni mutlaka öldüreceğim.” Diğeri dedi ki “Allah, sadece sakınanlardan kabul eder. Sen beni öldürmek için elini bana uzatsan bile, ben seni öldürmek için sana elimi uzatmam. Çünkü ben alemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Senin, benim ve senin günahın ile dönmeni böylece ateş halkından olmanı isterim.” Zalimlerin cezası işte budur.
30: Nefsi kendine, kardeşini öldürmeyi kolay gösterdi ve onu öldürdü. Bu yüzden o kaybedenlerden oldu.
31: Allah, kardeşinin cesedini nasıl gizleyeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. Öldüren dedi ki “Yazık bana! Şu karga kadar olmaktan ve kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim!” ve o pişman olanlardan oldu.
32: Bu yüzden İsrailoğullarına yazdık ki “Kim bir canı, cana karşılık veya yeryüzünde bozgunculuk dışında öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de bir canı yaşatırsa sanki bütün insanları yaşatmış gibidir.” Elçilerimiz onlara apaçık deliller ile geldiler ama onların birçoğu bundan sonra yeryüzünde haddi aştı.
33-34: Siz onlara üstünlük sağlamadan önce tevbe edenler hariç, Allah ve Rasulu ile harb edenlerin ve yeryüzünde bozgunculuk için çalışanların cezası öldürülmeleri veya asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çapraz kesilmesi veya yerlerinden sürgün edilmeleridir. Bu onlar için dünyada bir rezilliktir. Ahirette ise onlara büyük bir azap vardır. Bilin ki Allah Gafurdur. Rahimdir.
35: Ey iman edenler! Allah’tan sakının. Başarmak için, Allah’a ulaşmanın peşinde olun ve Allah’ın yolunda mücadele edin.
36-37: İnkar edenler kıyamet günündeki azaba karşı, yeryüzünde olanların hepsi ve bununla beraber bir misli daha kendilerine ait olup fidye verse de onlardan kabul edilmeyecek. Onlar için elim bir azap olacak. Onlar ateşten çıkmak isteyecek fakat ondan çıkamayacak. Onlar için sürekli bir azap olacak.
38: Hırsızlık yapan erkek ve kadının kazandıklarına karşılık ve Allah’tan ibretlik[26] bir ceza olmak üzere ellerini kesin. Allah Azizdir, doğru hüküm verendir.
39: Allah, yaptığı zulümden[27] sonra tevbe edip telafi eden[28] kimsenin tevbesini kabul eder. Allah bağışlayandır, merhametlidir.
40: Göklerin ve yerin mülkünün Allah’a ait olduğunu bilmiyor musun? Allah dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye gücü yetendir.
41-42: Ey rasul! Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlardan bir kısmı kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “İnandık.” der. Yine yahudilerden bir kısmı yalana kulak veren, sana gelmeyen başka bir kavme kulak verir. Onlar, kelimelerin konuldukları yerleri tahrif eder. “Size bu verilirse hemen alın, verilmezse uzak durun” derler. Allah kimin azabını isterse, Allah’a karşı onun için hiçbir şeye güç yetiremezsin. Onlar, Allah’ın kalplerinin temizlenmesini istemediği kişilerdir. Onlar için dünyada rezillik ahirette ise büyük bir azap olacak. Onlar yalana kulak verir, haksız malı çokça yer. Sana gelirlerse aralarında hüküm ver veya onlardan yüz çevir! Onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Hüküm verirsen de aralarında kıst[29] ile hükmet! Allah kıst sahiplerini sever.
43: İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarındayken seni nasıl hakem tayin ediyorlar? Sonra da yüz çeviriyorlar. İşte onlar, müminlerden değildir.
44: İçinde rehberlik ve nur olan Tevrat’ı biz indirdik. İslam olmuş nebiler Tevratla, yahudilere ve Allah’ın Kitabının muhafazasının istenildiği[30] rabbaniyyunlara ve ahbarlara hüküm verirdi. Onlar da ona şahit oldular. İnsanlardan çekinmeyin; benden çekinin. Ayetlerimi az bir değer karşılığında satmayın. Kim Allah’ın indirdiği gibi hükmetmezse işte onlar kafirlerdir.
45: Biz Tevrat’ta onlara cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yarada kısas yazdık. Artık kim onu bağışlarsa, kendisi için kefaret olur. Allah’ın indirdiği gibi hükmetmeyenler ise zalimdir.
46: Onların ardından Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Elindeki Tevrat’ın yerine gelen[31] ve içinde nur ile hidayet olan İncili verdik. İncil, Tevrat’tan elinde olanın yerine gelen, sakınanlar için öğüt ve hidayettir.
47: İncil ehli, İncil ile Allah’ın indirdiği gibi hükmetsin. Allah’ın indirdiği gibi hükmetmeyenler ise fasıktır.
48: Biz sana, Kitaptan elindekinin yerine gelen[32], onu koruyan ve denetleyen[33] Kitabı bir amaç ile indirdik. Aralarında Allah’ın indirdiği gibi hükmet. Sana gelen gerçeğin dışında onların arzularına uyma! Sizden her biriniz için bir kanun ve yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı fakat size verdikleriyle sizi dener. Hayırlarda önde olmaya gayret edin. Hepinizin dönüşü yalnızca Allah’adır. Allah, hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.
49: Aralarında Allah’ın indirdiği gibi hükmet ve onların arzularına uyma! Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Yüz çevirirlerse, bazı günahları sebebiyle Allah’ın onları yakalayacağını bil. Çünkü insanların çoğu yoldan çıkmıştır.
50: Onlar, cahiliye hükmü mü arıyor? İdrak eden bir toplum için Allah’tan daha güzel kim hüküm verebilir?
51: Ey iman edenler! Yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin[34]. Onlar, birbirinin dostudur. İçinizden onları dost edinen kimse, onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
52: Kalplerinde hastalık bulunanların “Bize bir felaketin gelmesinden korkuyoruz.” diyerek onların arasına koşuştuklarını görürsün. Allah, kendi katından bir emir veya bir zafer getirmeyi vaad eder. Onlar da içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacak.
53: İman edenler “Mutlaka sizinle beraberiz diye Allah’a güçlü yemin edenler bunlar mı?” dedi. Onların yaptıkları boşa gitti ve kaybedenlerden oldular.
54: Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah’ın kendilerini onların da Allah’ı seveceği, müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı başı dik, Allah yolunda mücadele eden ve kınayanın kınamasından korkmayan bir topluluk getirecektir. Bu, Allah’ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah vasidir, bilendir.
55: Sizin dostunuz; yalnızca Allah, rasulu, itaat ederek namaz kılan ve zekat veren iman edenlerdir.
56: Allah’ı, rasulunu ve iman edenleri dost edinen kimseler, Allah’ın tarafında olup galip gelecek olanlardır.
57: Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay konusu ve oyun edinenler ile kafirleri dost edinmeyin. Müminseniz Allah’tan sakının.
58: Namaza çağırdığınız zaman, namazı alay konusu ve oyun edinirler. Bu onların akletmeyen bir toplum olmaları sebebiyledir.
59: De ki “Ey Kitap Ehli! Sadece Allah’a, bize indirilene ve bizden önce indirilene inandığımız için mi bize kin besliyorsunuz? Çoğunuz fasıksınız.”
60: De ki “Allah katında karşılığı bundan daha kötü olanı size bildireyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve kendilerine öfkelendiği, aralarından maymunlara ve domuzlara dönüştürdüğü ve tağuta kulluk edenlerdir. Onlar yeri en kötü olan ve doğru yoldan sapanlardır.
61: Size geldikleri zaman “İman ettik!” derler. Oysa onlar inkarla girip yine inkarla çıkar. Ama Allah, onların gizlemiş oldukları şeyleri çok iyi bilir.
62: Onlardan birçoğunun günah, düşmanlık ve haksız mal yemede yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları ne kötüdür!
63: Kendilerini Rabbe adayanlar ve din alimleri, onların günah olan sözlerine ve haksız mal yemelerine engel olmalıydı. Doğrusu yaptıkları ne kötüdür!
64: Yahudiler “Allah’ın eli sıkıdır” dedi. Söyledikleri yüzünden elleri bağlandı ve lanet edildiler. Aksine Allah’ın iki eli de açıktır, nasıl dilerse infak eder. Rabbinden sana indirilen ise yahudilerden çoğunun azgınlığı ve küfrünü artırır. Kıyamet gününe kadar, aralarına düşmanlık ve kin bıraktık. Her ne zaman savaş için bir ateş yaktılarsa Allah onu söndürmüştür. Yine de yahudiler, yeryüzünde bozgunculuğa koşar. Allah ise bozguncuları sevmez.
65: Kitap ehli iman edip sakınsaydı, elbette onların kötülüklerini örter ve onları naim cennetlerine sokardık.
66: Onlar İncil ve Tevratı, Rablerinden kendilerine indirildiği gibi aynı şekilde uygulasaydı hem üstlerinden hem de ayaklarının altından yerlerdi. İçlerinde orta yolu tutan bir topluluk vardır ama onların çoğunun yaptıkları ne kötüdür.
67: Ey rasul! Rabbinden sana indirileni duyur. Eğer bunu yapmazsan, O’nun mesajını duyurmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. O, kafirler toplumunu doğru yola iletmez.
68: De ki “Ey kitap ehli! İncil ve Tevratı Rabbinizden size indirildiği gibi aynı şekilde uygulayana kadar bir şey üzere değilsiniz.” Rabbinden sana indirilen ise onlardan çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. O halde kafirler kavmi için üzülme.
69: İman edenlerden, yahudilerden, sabiilerden[35] ve hristiyanlardan Allah’a ve ahiret gününe iman edip iyi iş yapanlara korku yoktur, onlar üzülmeyecek de.
70: İsrailoğullarından misak[36] aldık ve onlara rasuller gönderdik. Ne zaman bir rasul onlara canlarının istemediğini getirse, bir kısmını yalanladılar bir kısmını da öldürdüler.
71: Bir azap olmayacak sanıp körleştiler ve sağırlaştılar. Ama Allah tevbelerini kabul etmişti. Ardından içlerinden çoğu yine körleşti ve sağırlaştı. Allah onların yaptıklarının farkındadır.
72: “Meryem oğlu Mesih, Allahtır” diyenler kafir oldu. Oysa Mesih dedi ki “Ey İsrailoğulları! Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin!” Allah’a ortak koşan kimseye Allah, cenneti haram kıldı. Müşriğin barınağı ateştir ve zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.
73: “Allah, üçün üçüncüsüdür!” diyenler de kafir oldu. Tek bir ilahtan başka hiçbir ilah yoktur. Söylediklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kafir olanlara kesinlikle elim bir azap dokunacak.
74: Bağışlanma dileyerek Allah’a tevbe etmeyecekler mi? Çünkü Allah bağışlayandır, merhametlidir.
75: Meryem oğlu Mesih sadece bir rasuldur. Ondan önce de rasuller elbette geçti. Mesihin annesi de çok doğruydu. Her ikisi de yemek yerdi.[37] Ayetleri onlar için nasıl açıkladığımıza sonra da onların nasıl kandırıldıklarına bak.
76: De ki “Allah’ın peşi sıra sizin için yarar ve zarara gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz!” İşiten ve bilen Allah’tır.
77: De ki “Ey Kitap ehli! Haksız olarak dininizde aşırıya kaçmayın! Daha önceden sapmış, birçoğunu da saptırmış ve doğru yoldan uzaklaşan bir toplumun heveslerine uymayın!”
78: İsrailoğullarından kafir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanetlendi. Bu isyan etmiş ve hadlerini aşmış olmaları nedeniyledir.
79: Onlar, yaptıkları kötülüklerden birbirini vazgeçirmezdi. Yaptıkları ne kötüdür!
80: Onlardan çoğunun, inkar edenleri dost edindiğini görürsün. Nefislerinin onlar için hazırladığı şey ne kötüdür. Allah onlara çok öfkelendi. Onlar azap içinde ölümsüz olacak.
81: Onlar Allah’a, nebiye ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları dost edinmezdi. Fakat onların çoğu yoldan çıkmıştır.
82-83-84: İman edenlere insanlar içinde en şiddetli düşman olarak yahudiler ve şirk koşanları bulacaksın. Onlardan iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da “Biz hristiyanlarız!” diyenleri bulacaksın. Bunun sebebi onların içinde büyüklenmeyen keşişlerin ve rahiplerin bulunmasıdır. Onların rasule indirileni duydukları zaman, gerçekleri tanımalarından dolayı gözlerinden yaşlar aktığını görürsün. Onlar der ki “Rabbimiz! İman ettik, bizi şahit olanlarla birlikte yaz! Rabbimizin bizi iyi toplumlar arasına katmasını umut ederken, Allah’a ve bize gelen gerçeğe niçin iman etmeyelim?
85: Söyledikleri şeyden dolayı Allah onlara, içinde ölümsüz olacakları aralarından ırmaklar akan cennetleri ödül olarak verecek. İşte güzel davrananların mükafatı budur.
86: İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise ateş halkıdır.
87: Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Allah, haddi aşanları sevmez.
88: Allah’ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Kendisine iman ettiğiniz Allah’tan sakının.
89: Allah yeminlerinizdeki hatadan dolayı sizi sorumlu tutmaz. Fakat kasıtlı ve karşılıklı yeminlerden sorumlu tutar. Bunun kefareti ise, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek veya on fakiri giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Bulamayana da üç gün oruçtur. Yemin ettiğiniz zaman, yeminlerinizin kefareti budur. Yeminlerinizi koruyun. Şükretmeniz için Allah, ayetlerini size böyle açıklıyor.
90: Ey iman edenler! Ayrıca hamr[38], kumar, dikili taşlar ve şans okları şeytanın ameli olan bir pisliktir. Başarmanız için şeytandan uzak durun.
91: Şeytan, hamr ve kumar ile aranızda yalnızca düşmanlık ve kin ortaya çıkarmak, sizi Allah’ın kitabından[39] ve namazdan alıkoymak ister. Siz de uzak durun.
92: Allah’a itaat edin, rasule itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki rasulumuze ait olan, sadece açıkça duyurmaktır.
93: İman edip iyi işler yapanlara; sakınıp iman ederek iyi işler yaptığında, sakınıp iman ettiğinde, sakınıp iyilik yaptığında tattıklarından dolayı günah yoktur. Allah güzel davrananları sever.
94: Ey iman edenler! Allah ellerinizin ve mızraklarınızın ulaşacağı av[40] ile yalnızken kendisinden korkan kimseyi ortaya çıkarmak için sizi dener. Bundan sonra saldıran kimseye elim bir azap vardır.
95: Ey iman edenler, ihramlıyken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasten öldürürse cezası; içinizden adalet sahibi iki kişinin kararıyla, hayvanlardan öldürdüğü hayvana denk Kabe’ye varacak bir hediye veya yoksulları yedirme[41] kefareti ya da onun dengi oruçtur ki işinin vebalini tatmış olsun. Allah geçmişi affetmiştir. Ama kim yeniden yaparsa, Allah ondan intikamını alır. Allah Azizdir, intikam sahibidir.
96: Deniz avı ve denizin yiyeceği[42], geçimlik olarak size ve yolculara helal kılındı. Ve ihramlı olduğunuz sürece, kara avı size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah’tan sakının.
97: Allah, Beyt-i Haram olan Kabe’yi, haram ayı ve hediyeyi ve gerdanlıkları da insanlar için değerli[43] yaptı. Bütün bunlar, Allah’ın göklerde ve yerde olanları bildiğini anlamanız içindir. Allah her şeyi en iyi bilendir.
98: Bilin ki Allah’ın cezalandırması şiddetlidir. Allah bağışlayandır, merhametlidir.
99: Rasule ait olan, sadece duyurmaktır. Allah açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.
100: De ki “Şerrin çokluğu seni şaşırtsa da kötü ile temiz aynı değildir. Allah’tan sakının. Ey idrak sahipleri! Başarmak için Allah’tan sakının.
101: Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Eğer Kur’an indirildiği sürece[44] onları sorarsanız size açıklanır. Allah açıklanmayanları affetmiştir.[45] Çünkü Allah Gafurdur, Halimdir.
102: Sizden önce de bir toplum, açıklanmayanları sordu. Sonra da onları inkar eder oldular.[46]
103: Allah bahirah, saibeh, vasileh ve ham var etmedi. Fakat inkar edenler, Allah’a karşı yalan uydurdu. Onların çoğu akıl etmez.
104: Onlara “Allah’ın indirdiğine ve rasule gelin!” denildiği zaman, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz bize yeter!” derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yolda olmasalar da mı?
105: Ey iman edenler, siz kendinize bakın. Siz doğru yoldayken, sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. Ve Allah yaptıklarınızı size bildirecektir.
106: Ey iman edenler! Birinize ölüm yaklaştığı zaman vasiyet esnasında, içinizden adalet sahibi iki kişi aranızda şahitlik etsin! Veya yolculuktayken başınıza ölüm musibeti gelmişse sizden olmayan başka iki kişi şahitlik etsin. O iki şahidi, namazdan sonra bekletirsiniz. Eğer şüphelenirseniz onlar “Akraba da olsa şahitliğimizi para için satmayacağız, Allah’a şahitliği gizlemeyeceğiz çünkü günahkarlardan oluruz.” diye Allah’a yemin ederler.
107: O iki şahidin günah işledikleri fark edilirse, kendilerine karşı günah işledikleri kimselerden daha uygun başka iki kişi onların yerini alır. Bu iki kişi de “Bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden kesinlikle daha doğrudur, biz haksızlık etmeyiz. O zaman zalimlerden oluruz.” diye Allah’a yemin eder.
108: Bu, şahitliği gereği gibi yapmaları veya yeminden sonra yeminlerinin reddedilmesinden korkmaları için daha uygundur. Allah’tan sakının ve Allah’ı dinleyin. Allah yoldan çıkanlar topluluğunu doğru yola iletmez.
109: Allah’ın rasulleri toplayacağı ve “Size ne cevap verildi?” diyeceği gün, rasuller diyecek ki “Bizim bilgimiz yok, gaybı sadece bilen sensin.”
110-111-112-113-114: O vakit Allah diyecek ki “Ey Meryem oğlu İsa! Senin ve annen için olan nimetimi hatırla. Hani seni Ruhu-l Kudüs[47] ile desteklemiştim. İnsanlarla beşikte de yetişkinken de konuşuyordun. O vakit sana Kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yaratıyordun ve ona üflüyordun, Benim iznimle kuş oluyordu. Kör olarak doğanı ve alacalıları[48] Benim iznimle iyileştiriyordun. Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. İsrailoğullarını senden uzaklaştırmıştım. Onlara apaçık deliller getirdiğinde, içlerinden inkar edenler “Bu ancak apaçık bir sihirdir.” demişti. O vakit Havarilere “Bana ve rasulume iman edin!” diye vahyetmiştim. Onlar da “İman ettik, sen de bizim müslüman olduğumuza şahit ol!” demişti. O vakit Havariler “Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?” demişti. İsa da demişti ki “Müminseniz Allah’tan sakının.” Havariler demişti ki “Ondan yemeyi kalplerimizin tatmin olması, bize doğru söylediğini bilmeyi ve ona şahitlerden olmak için istiyoruz.” Meryem oğlu İsa demişti ki “Allah’ım! Rabbimiz! Bize ilkimiz için bir bayram ve sonrakilerimiz için senden bir mucize[49] olarak gökten bir sofra indir! Bizi rızıklandır! Sen rızık verenlerin en hayırlısısın.” Allah demişti ki “Ben onu sizin için indireceğim. Ama bunun üzerine içinizden kim inkar ederse, alemlerden hiç kimseye etmediğim azabı ona ederim!”
116-117-118: O vakit Allah diyecek ki “Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara ‘Beni ve annemi[50], Allah’ın peşi sıra iki ilah edinin” diye sen mi dedin?” İsa diyecek ki “Sen kusursuzsun. Gerçeğe ait olmayan şeyi söylemem mümkün değil. Ben onu söyleseydim sen onu elbette bilirdin. Sen nefsimde olanı bilirsin oysa ben sende olanı bilemem. Çünkü gaybı bilen sensin. Onlara Benim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.” diye sadece bana emrettiğin şeyleri söyledim. Onların içinde olduğum sürece onlara şahittim. Fakat sen beni vefat ettirince onları gözetleyen sendin. Ve her şeye şahit olan sensin. Onlara azap edeceksen, onlar senin kullarındır. Onları bağışlayacaksan da Aziz ve doğru hüküm veren sensin.”
119: Allah diyecek ki “Bugün, doğrulara doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür. Onlara, içinde sonsuza kadar ölümsüz olacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler var. Allah kendilerinden razı, onlar da Allah’tan memnun olmuştur. İşte bu, büyük kurtuluştur.”
120: Göklerin, yeryüzünün ve içindekilerin mülkü yalnızca Allah’a aittir. Allah, her şeye gücü yetendir.
[1] Muhrim yani ihramlı olmak, beyaz ve dikişsiz elbise olarak bilinen kıyafetleri giymek değildir. Hurum, haramın çoğuludur ve “haramlar, yasaklar” anlamına sahiptir. Hac ve umre yapacak kimselere bazı eylemler yasak edilmiştir. Bunlardan birisi avlanmaktır. İşte bu yasaklanmış şeyleri yapmayacak kişiye muhrim ama halk arasında ihramlı ya da ihrama girdi denilir.
[2] Kişi ihramda oluğu sürece avlanamaz.
[3] Bu sayılan hayvanlar, 3. ayette açıklanmaktadır.
[4] O halde Bakara-173’te sayılanların dışındaki hayvanlar helaldir. Gerisi, kişinin kültür anlayışına ve tercihine kalmıştır.
[5] Ayet metninde yazan “behimet” kelimesi, sağlıklı veya sıhhatli veya körlük, fil hastalığı, cüzzam, tek gözlülük, topallık vb. gibi hastalıklardan veya zararlı etkilerden arınmış olma halini tanımlar. Zaten kurbanlık hayvanlarda aranan nitelikler, bu nedenle aranır.
[6] Hedye, kurban edilecek hayvanları kasteder.
[7] Cahiliye döneminde uzak yollardan Kabe’ye kurban getirmek oldukça tehlikeliydi. Çünkü yollarda yağmacılar ve savaşan kabileler bulunurdu. Bu hayvanların “hac kurbanı” olduğunu belirtmek için boyunlarına ağaç kabuklarından, iplerden vb nesnelerden yapılan gerdanlıklar takılırdı. Bir hayvanın boynunda bu “gerdanlık” görüldüğü an, o hayvanın Allah’a adandığı anlaşılır ve kimse ona dokunmazdı. Sadece hayvana değil, o hayvanı getiren kişiye de “harem bölgesine giden hürmetli kişi” muamelesi yapılır, can ve mal güvenliği sağlanırdı.
[8] İhramdan çıkışla, 1. ayette emredilen av yasağı da kalkar, isteyen avlanır, avın eti artık helaldir.
[9] Fısḳ, sadece basit bir hata değil; Allah’ın çizdiği helal-haram sınırını kasten yırtıp dışarı çıkmak, yani ilahi korumanın dışına taşmaktır. Ayet, bu yasakları çiğnemeyi “manevi bir kopuş” ve yoldan çıkmak olarak niteler.
[10] Nimet kelimesinin vahyi, ayeti kastettiği ayetlerden birisidir.
[11] Kitap ehlinden iffetli kadının müşrik olmaması gerekir. Örneğin hrisriyan bir kadının teslis inancına sahip olması, Maide-73: “Allah, üçün üçüncüsüdür!” diyenler de kafir oldu.” ayetinin beyanıyla müşrik ve kafir olmasına neden olur. Bu durumda o kadının iffetli olması evlenmek için yeterli değildir.
[12] Namaz ismi Kur’anda yer almaz. Namazın Kur’andaki karşılığı istisnasız olmak üzere ES-SALAT kelimesidir. Bu kelimenin geçtiği her yerde namazdan bahsediyor demektir.
[13] Arapçada temizlenmek için طَهُرَ (tahura) fiili de kullanılır. Ancak ayetteki İṭṭahherû formu, bir çaba, titizlik ve “mübalağa” (aşırılık) ifade eder. Yani sadece su değdirmek değil, vücudun her tarafını kapsayan tam bir arınmaktan bahseder.
[14] Ayet metninde “ğait” yazar. “Ğâit” aslında “çukur” demektir. Zamanla bu kelime, o çukurda yapılan fiil veya o fiil sonucu çıkan madde için kullanılan bir isim haline gelmiştir. O dönem Arapların, şu an bildiğimiz kapalı alan tuvalet ve bildiğimiz tuvalet taşı kullanma kültürü yoktu. İnsanlar ihtiyaçlarını gidermek için gözden uzak yerlere gider, çukur kazar sonra kapatırdı. Bu nedenle yellenmek, namaz abdestini bozmaz. Çünkü yellenmek için tuvalete gitmeye gerek olmadığı gibi zaten çukur kazmak imkansızdır. Yellenmenin, namaz abdestini bozmaması özellikle yaşlılar ve istemsiz yellenenler için büyük kolaylıktır.
[15] Misak en ağır ve en sarsılmaz olan “Pekiştirilmiş sözleşme” anlamına gelir. Bir Akd veya Ahid’in yeminle, tanıklarla veya ilahi bir şahitlikle mühürlenmiş halidir. İptali veya bozulması büyük bir yıkım demektir.
[16] Bakara-285: “Rasul, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına, rasullerine iman etti. “Allah’ın rasullerinden hiçbiri arasında fark gözetmeyiz. İşittik, itaat ettik. Rabbimiz, bizi bağışla. Varış sanadır.” dedi.”
[17] Göğüs bölgesi dediğimiz yerin dış tarafı Arapçada cüyub, iç tarafı sudurdur. Bedene canlılık veren nefstir, ruh değil. Sorguya muhatap olacak olan, cennet veya cehennemi hak eden de nefstir. Ve nefsin bedendeki ikameti sudurdur.
[18] Ayet metninde yer alan “zate” kelimesinin sözlük anlamlarından biri de “nefs”tir. Nefs, bedende sudur bölgesinde ikame eder.
[19] Kıst, adaletin alt kümesidir. Dünya yaşamına bakan anlamı ile kıst; paylaşım, miras, ticaret ve hukuk gibi “somut ölçü” gerektiren alanlarda kullanılır. Kur’an’da terazi ve ölçü birimleri anlatılırken genelde bu kelime tercih edilir. Bir bütünün parçalara ayrılmasında her hak sahibinin “payını” tam olarak almasıdır. Adalet ise sadece insanlar arasındaki davaları değil, kainattaki tüm dengeyi ifade eder.
Ahiret yaşamına bakan anlamı ile kıst; kişinin yaptığı kötülüğün karşılığı olan hakkı ne ise ancak o kadarı ile cezalandırılmasıdır. Ama kıst, iyilikler için söz konusu değildir. Enam-160. ayette gördüğünüz üzere, bir iyiliğin 10 katı mükafattan bahsedilmektedir. Eğer iyiliklerde de kıst uygulansaydı bir iyiliğe karşılık bir adet dengi bir mükafat olması gerekecekti.
Enam-160: “Kim bir iyilikle gelirse ona, iyiliğinin on katı vardır. Kim de bir kötülükle gelirse, sadece kötülüğünün misliyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmayacak.” Ama kötülüğünün misli yani hak ettiği karşılığın verilmesi kısttır.
[20] Vekil; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı ve şahit anlamlarına da sahiptir.
[21] Misak en ağır ve en sarsılmaz olan “Pekiştirilmiş sözleşme” anlamına gelir. Bir Akd veya Ahid’in yeminle, tanıklarla veya ilahi bir şahitlikle mühürlenmiş halidir. İptali veya bozulması büyük bir yıkım demektir.
[22] Muhatap “siz” derken kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanlardır. Bu ayet; Kur’an ve Allah rasulu Muhammed nebinin, onların da rasulu ve kitabı olduğunu açıklar.
[23] Kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyanların Kur’ana ve Allah rasulu Muhammed nebiye iman etmeye davet edildikleri ayetlerden bir diğeridir.
[24] Vekil; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı ve şahit anlamlarına da sahiptir.
[25] Kurban, Adem nebiden beri olan bir ibadettir.
[26] İbretlik bir ceza olması, el kesme cezasının mecazi değil hakiki manada bir ceza olduğunun delilidir.
[27] Ayette; “hırsızlığından sonra” denmeyip “zulmünden sonra” demektedir. Hırsızlık dendiğinde akla sadece bir eşyanın yer değiştirmesi gelir. Ancak Zulüm, “bir şeyi ait olduğu yerin dışına koymak” demektir. Hırsız, başkasının hakkı olan bir malı kendi cebine koyarak evrensel dengeyi bozar. Kur’an, bu eylemi “zulüm” olarak niteleyerek, suçun sadece kişiye değil, ilahi adalete ve toplum düzenine karşı işlenmiş büyük bir haksızlık olduğunu vurgular.
[28] Sadece tevbe etmek yeterli değildir. Aynı zamanda kişide, işlediği suçun verdiği zararını mümkün olduğunca telafi etme niyeti ve gayreti de olmalıdır.
[29] Maide-8. ayet dipnotuna bakınız.
[30] Kur’an korundu ama Tevrat korunmadı mı diyenlere soranlara ayetin cevabıdır. Allah Hicr-9. ayette Kur’anın korunmasının kendinde olduğunu söylerken, Tevratın korunması sorumluluğunun nebilerden sonraki Rabbaniler ve Ahbarlara ait olduğunu beyan eder.
[31] Ayet metninde yazılı olan “musaddikan li” kelimesinin anlamı “yerine gelen” demektir. Teknik bir detaydır. İlgilenenler web sayfamdaki ilgili yazıyı okuyabilir.
[32] 46. ayetin dipnotuna bakın.
[33] Kur’an müheymindir. Kur’an, müheymin olarak önceki kitaplardaki insan eliyle müdahele edilmiş kimi çarpıklıkları düzeltir ve gerçeğini beyan eder. Örneğin Tevrat’ta Allah’ın dünyayı 6 günde yarattığı ve sonra yorulduğu için dinlendiği yazar. Oysa Kaf-38: “Yeryüzünü ve gökleri ve ikisi arasında olanları 6 günde biz yarattık ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı” diyerek düzeltme yapar. Tevratta kadın adet ve lohusa dönemlerinde pis kabul edilir. İbadet edemez, ibadet yerlerine giremez, adeti bitse bile 7 gün daha kirli sayılır. Adetli kadının oturduğu ve yattığı yer kirlidir, oturduğu yerin üstündeki herhangi bir eşyaya dokunmak kişiyi kirletir yıkansa da akşama kadar kirli sayılır. O kadına dokunan kocası da 7 gün kirli sayılır, yıkanmalıdır ve daha fazlası. Oysa Kur’an müheymin olarak bu tahribatı düzeltir. Adet ve lohusalığın manevi kir olmadığını, kadın için sadece eza olduğunu bildirdikten sonra kadına ibadet dahil hiçbir yasak koymaz. Sadece kocasına, kadının bu dönemlerini rahat atlatması için cinsellik yasağı koyar. Ya da İncildeki teslis inancı. Şimdiki hristiyanlar kabul etmeyip mecazi bir anlam ifade ettiğini iddia etseler de İsa nebinin din günündeki sorgusundan bir kesitin paylaşıldığı Kur’anda Allah, aksini söylemekte ve çocuk edinmediğini ve tek ilahın kendi olduğunu defalarca kez tekrar etmektedir.
[34] Bu ayet sebepsiz düşmanlığa da kapı açmaz. Çünkü Mümtehine-8-9: “Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkartmayan kimselere iyilik etmenizi, onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adil davrananları sever. Fakat Allah, din konusunda sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardımlaşan kimselerle yakınlık kurmanızı yasaklar. Kim onlarla yakınlık kurarsa, onlar zalimdir.” ayeti bize çok önemli kriter belirler.
[35] Sabiiler, İslam’dan önce Ortadoğu’da, özellikle Mezopotamya bölgesinde (bugünkü Irak ve çevresi) yaşayan ve monoteist bir inanca sahip olduğu düşünülen bir topluluktur. Ancak, kim oldukları ve inançlarının tam doğası hakkında tarihçiler ve İslam alimleri arasında farklı görüşler bulunmaktadır.
[36] Misak en ağır ve en sarsılmaz olan “Pekiştirilmiş sözleşme” anlamına gelir. Bir Akd veya Ahid’in yeminle, tanıklarla veya ilahi bir şahitlikle mühürlenmiş halidir. İptali veya bozulması büyük bir yıkım demektir.
[37] İsa nebiye Allah diyenlere karşılık, onun tüm insanlar gibi yiyen içine bir beşer olduğu hatırlatılmıştır.
[38] Hamr; insanın ayırt etme gücünü, iradesini ve sağduyusunu perdeleyen her şeydir. Sarhoş eden her içecek, iradeyi bloke eden her koku veya tüm uyuşturucu türlerinin hepsi hamr kapsamındadır. Hamr’ı sadece şarap ile sınırlayan kimseler, saf maksatlı değildir.
[39] İsim tamlaması olduğundan zikr kelimesinin önündeki el takısı düşmüştür. Ez-zikr’in elbette farklı anlamları vardır. Fakat şu ayetten Ez-zikr’in Kitap anlamında da kullanıldığını öğreniriz. Fussilet-41: ““Onlar kendilerine gelen Ez-zikri inkar ettiler. Oysa o aziz bir kitaptır.”
[40] Allah’ın, hac veya umre için ihrama giren müslümanları, av hayvanlarının neredeyse dokunulacak kadar yakına gelmesiyle 1. ayetteki avlanma yasağına uyup uymayacakları hususunda imtihan etmesinden bahseder.
[41] Peki kaç yoksullu kaç gün doyurmak veya kaç gün oruç tutmak gerekir? Kişinin ihramlı yani yasaklı olması demek, hac ve umre süresince kişinin, Allah’ın emri olan yasaklara uyacağına dair en baştan yemin vermiş olduğundan, yemin bozmanın kefaretleri dikkate alınır. Maide-89: “Bunun kefareti ise, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek veya on fakiri giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Bulamayan kişi de üç gün oruçtur. Yemin ettiğiniz zaman, yeminlerinizin kefareti budur.” Maide-89. ayette yemin bozmanın kefareti 4 türlüdür. Fakat hac yasağını delmenin cezası yoksulları yedirme kefareti ya da oruç ile sınırlandırılmıştır. Bu durumda av yasağının kefaretleri; hediye dışında on fakire yedirmek veya 3 gün oruç olur.
[42] Deniz avı ve deniz yiyeceğinin helal olması demek, denizden çıkacak her canlının yenebileceğini beyan eder. Bu durumda deniz ürünleri için haramdır, mekruhtur gibi fetvalar vermek söz konusu değildir.
[43] “قَيِّمًا(qayyiman)” kelimesinin yazılışı ile ayet metninde yer alan”قيما” kelimesinin yazılışı, el yazması Kur’anlarda aynıdır ve “değerli” anlamına sahiptir. “Durak, ayaklanma, güvenlik unsuru gibi anlamlar Kabe için uygun görünüyor olsa da haram ay, hediye ve gerdanlıklar için bu anlamlar uygun değildir. Çünkü bu kelime diğerlerini de nitelemektedir. Kaldı ki Maide-2. ayette tüm bu sayılanlara saygısızlık edilmemesi emrini de hatırlarsak, onların Allah için özel ve değerli olduğu anlaşılır. O halde ayet metninde bu kelime için kıraat farkı olduğu açıktır.
[44] Kur’an dışında hüküm ve haber içeren başka vahiy olmadığı ve iman edenleri bağlayan tüm hükümlerin sadece Kur’anda yer alacağı açıklanmıştır. Allah Kur’anda yer almayan meselelerde hüküm vermemiş ve kullarını serbest bırakmıştır. Hatta affettiğini bizzat açıklamıştır. Bu Kur’anın eksik olması değil, Allah’ın kulları için özgürlük alanını geniş tutmasıdır. Gayri metluv vahiy, iddia edildiği üzere hüküm bildiren Kur’an dışı ayetler değildir. Nebinin ailesi ve sadece kendine özel bilgiler bile Kur’an dışında değil Kur’an içinde yer almışken, müminleri bağlayıcı hükümlerin Maide-101. ayete rağmen Kur’an dışında bildirilmiş olması mümkün değildir. Ayrıca Kasas-85. ayetin beyanı ile rasule, sadece Kur’an ve Kur’an içindeki hükümlerin farz kılınmış olması, gayri metluv vahiyle hüküm bildirilmediğin delilidir. Aksi takdirde Kur’anın, nebiye farz olması mümkün olmazdı.
[45] Allah, Kur’an içinde yer alamayan hükümlerin kendi tarafından affedildiğini yani kullarını yapıp yapmamakta serbest bıraktığını açıklamıştır.
[46] O kavim de, Allah’ın hüküm olarak vermediklerini sormuş, Maide-101. ayette açıklandığı üzere aldıkları hükümler hoşlarına gitmemiş ve inkar etmişlerdir.
[47] Nahl-102: “De ki “Ruhul-Kudüs onu, iman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara rehber ve bir müjde olarak Rabbinden bir amaç ile indirdi.” ve Bakara-97: De ki “Kim Cebrail’e düşmansa o, Allah’ın emriyle öncekinin yerine geleni müminler için bir rehber ve müjde olarak senin kalbine indirdi.” ayetlerini mukayese ettiğimizde, Ruhu-l Kudus’ün Cebrail olduğu öğrenmekteyiz.
[48] Cüzzam, vitiligo gibi önemli cilt hastalıkları.
[49] Ayet metninde yer alan “ayet” kelimesi, vahiy anlamında değildir. Kastedilen; kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır. Mucizeler, ancak Allah’ın izni ile gerçekleşen delil nitelikli olaylardır.
[50] Bu beyandan hristiyanların, sadece İsa nebiyi değil ayrıca Meryem’i de ilah kabul ettiklerini öğreniyoruz. Maide-73: “Allah, üçün üçüncüsüdür!” diyenler de kafir oldu. Tek bir ilahtan başka hiçbir ilah yoktur. Söylediklerinden vazgeçmezlerse, içlerinden kafir olanlara kesinlikle elim bir azap dokunacak.” ayetinin beyanıyla anlıyoruz ki bahsettikleri Allah, İsa ve Meryem’dir. Yeni nesil hristiyanların bu inancı kabul etmemesi, teslis inancının mecazi anlam ifade ettiği söylemlerine dönüştü. Bu ise tevhid inancı açısından çok önemli bir gelişmedir. Aslında onlar birçok ayetle Kur’ana iman ve amele davet edilmiştir. Bunlardan birisi de şu ayettir. Maide-15: “Ey kitap Ehli! Size, Kitaptan gizlediklerinizin birçoğunu beyan eden ve birçoğundan da vazgeçen rasulumuz geldi. Doğrusu size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap geldi.”
Bu ayette “siz” derken muhataplar, kitap ehli olan yahudi ve hristiyanlardır. Bu ayet, Kur’an ve Allah rasulu Muhammed nebinin, onların da rasulu ve kitabı olduğunu açıklar.