006: ENAM

1: Hamd[1] gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a aittir. Yine de inkar edenler Rablerine ortak tutar.

2: Sizi bir çamurdan yaratan, sonra kendi katından bir süreye, belirlenmiş bir süreye hükmeden Allah’tır. Yine de tartışıyorsunuz.

3: Göklerde ve yeryüzünde Allah, O’dur. Allah gizlinizi, açığınızı ve ne kazandığınızı bilir.

4: Onlar, kendilerine Rablerinin ayetlerinden herhangi bir ayet geldiğinde ondan yüz çevirir.

5: Kendilerine gerçek[2] geldiğinde onu inkar ettiler. Ama alay ettikleri şeylerin haberleri kendilerine gelecek.

6: Onlardan önce nice nesilleri helak ettiğimizi görmediler mi? Yeryüzünde size vermediğimiz imkanları kendilerine vermiştik. Üzerlerine bol yağmurlu göğü göndermiştik. Onların aralarından ırmaklar akıttık. Ama onları, günahları sebebiyle helak ettik ve onların ardından başka bir nesil var ettik.

7: Sana kağıt üzerinde bir kitap indirseydik[3] ve o kağıda elleriyle dokunsalardı, inkar edenler yine “Bu, ancak apaçık bir büyüdür” derdi.

8: İnkar edenler “Ona bir melek indirilmeliydi!” dedi. Eğer biz melek indirseydik o emir[4] yerine getirilir, üstelik kendilerine de mühlet verilmezdi.

9: Onu bir melek yapsaydık, onu yine bir adam şeklinde yapardık ve düştükleri şüpheye onları yine düşürürdük.

10: Senden önceki rasullerle de alay edildi ve alay ettikleri şey onlardan küçümseyen kimselerin başına geldi.

11: De ki “Yeryüzünde dolaşın ve yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!”

12: De ki “Göklerde ve yeryüzünde olanlar kime ait?” De ki “Rahmet etmeyi kendine yazmış olan Allah’a aittir.” Sizi, onda şüphe olmayan kıyamet gününde mutlaka toplayacak. Nefislerini ziyan edenler ise iman etmeyecek.

13: Gece ve gündüz içinde barınan her şey Allah’a aittir. Allah duyandır, bilendir.

14: De ki “Gökleri ve yeri yoktan var eden, yediren ama yedirilmeyen Allah’tan başkasını mı koruyucu edineyim? De ki “Bana teslim olanların ilki olmam fakat müşriklerden olmamam” emredildi.

15: De ki “Rabbime isyan edersem, büyük günün azabından korkarım.”

16: O gün kim azaptan uzaklaştırılırsa Allah ona merhamet etmiştir. İşte, açık kurtuluş budur.

17: Allah sana bir zarar veya hayr dokundurursa, onu ancak Allah giderir. Allah, her şeye gücü yetendir.

18: Allah, kullarının üzerinde hakim olandır. Allah doğru hüküm verendir, haberdar olandır.

19: De ki “Hangi şey şahitlik bakımından en büyüktür? De ki “Allah benimle sizin aranızda şahittir. Bu Kur’an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu[5]. Siz gerçekten Allah ile birlikte başka ilahlar olduğuna şahitlik ediyor musunuz?” De ki “Ben şahitlik etmem.” De ki “Aksine Allah, tek ilahtır. Ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.”

20: Kendilerine kitap verdiklerimiz onu, kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanır. Kendilerini ziyan eden kimselerse iman etmez.

21: Allah’a karşı yalan uyduran veya Allah’ın ayetlerini inkar edenden daha zalim kimdir? Doğrusu zalimler başarıya ulaşamayacak.

22: O gün onların hepsini toplayacağız. Sonra ortak koşan kimselere “İddia ettiğiniz ortaklarınız nerede?” diyeceğiz.

23: Sonra onların “Allah’a yemin ederiz ki biz Rabbimize ortak koşanlar değildik.” demekten başka mazeretleri kalmayacak.

24: Kendilerine karşı nasıl yalan söylediklerine ve uydurdukları şeylerin kendilerinden nasıl uzaklaştığına bak.

25: Onlardan seni dinleyenler vardır; onu anlayamamaları için kalplerine perde, kulaklarına sağırlık yaptık[6]. Onlar her ayeti görseler bile ona iman etmez. İnkar eden kimseler sana geldikleri zaman bile tartışırlar. İnkar edenler “Kur’an[7] ancak öncekilerin masallarıdır.” derler.

26: İnkar edenler hem Kur’andan[8] meneder hem de kendileri ondan uzak dururlar. Oysa inkar edenler ancak kendilerini helak eder. Ama farkında değiller.

27: İnkar edenler ateşe karşı durdurulunca Keşke biz geri döndürülsek, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve müminlerden olsak.” dediklerini bir görsen.

28: Hayır! Daha önce gizlemekte oldukları şeyler kendilerine aşikar olacak. İnkar edenler geri gönderilseler bile mutlaka kendilerine menedildikleri şeylere geri döner. Çünkü onlar yalancıdır.

29: İnkar edenler dedi ki “Bu hayat sadece dünya hayatıdır ve biz diriltilecek değiliz!” dedi.

30: İnkar edenleri, Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman bir görsen! Allah “Bu gerçek değil miymiş!” diyecek. İnkar edenler “Evet Rabbimiz” diyecekler. Allah “İnkar etmeniz nedeniyle azabı tadın!” diyecek.

31: Allah ile karşılaşmayı yalanlayan kimseler kaybetti. O saat onlara ansızın gelince, günahlarını sırtlarına yüklenerek “Dünyada terk ettiklerimizden dolayı bize yazıklar olsun!” diyecekler. Bilin ki yüklendikleri şey ne kötüdür.

32: Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir.[9] Ahiret yurdu ise sakınanlar için daha hayırlıdır. Akıl etmeyecek misiniz?

33: Onların söylediklerinin seni üzdüğünü biliyoruz. Doğrusu onlar seni yalanlamıyor fakat o zalimler Allah’ın ayetlerini bilerek inkar ediyor.

34: Senden önceki rasuller de yalanlandı. Onlar, yalanlanmalarına ve edilen eziyetlere karşılık sabretti. Sonunda yardımımız onlara yetişti. Allah’ın hükümlerini değiştirebilecek kimse yoktur. Gönderilen rasullerin haberlerinden bir kısmı sana gelmiştir.

35: Onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse ve eğer gücün yeterse, yerde bir tünel veya gökte bir merdiven edin sonra da onlara bir mucize[10] getir. Allah dileseydi, onları hidayet üzerinde toplardı. O halde cahillerden olma!

36: Ancak işiten kimseler icabet eder. Ölüleri Allah diriltecek sonra Allah’a döndürülecekler.

37: İnkar edenler “O’na Rabbinden bir mucize indirilmeliydi.” dedi. De ki “Allah mucize indirmeye gücü yetendir. Fakat onlar idrak etmez.”

38: Yeryüzündeki her canlı ve iki kanadıyla uçan kuşlar sizin gibi topluluklardır. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rablerinin huzurunda toplanacaklar.

39: Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde sağır ve dilsizlerdir. Allah dileyeni sapkınlık içinde[11] bırakır, dileyeni de doğru yola ulaştırır.

40: De ki “Eğer doğruysanız, Allah’ın azabı veya o Saat size geldiğinde Allah’tan başkasına yalvaracağınızı mı zannediyorsunuz?”

41: Aksine, ortak koştuğunuz şeyleri unutarak yalnız Allah’a yalvarırsınız. Allah da kendisine yalvardığınız şeyi dilerse kaldırır.

42: Senden önceki ümmetlere de rasuller gönderdik. Yalvarmaları için, onları fakirlik ve zorluk ile yakaladık.

43: Onlara musibetimiz geldiği zaman boyun eğselerdi. Fakat kalpleri katılaştı ve şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi.

44-45: Kendilerine verilen öğüdü unuttuklarında, üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman da onları ansızın yakaladık. Böylece onlar, ümitlerini kaybetti ve haksızlık eden o toplumun kökü kesildi. Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.

46: De ki “Allah işitmenizi ve görmenizi alırsa, kalplerinizi de mühürlerse, bunları size Allah’tan başka hangi ilahın verebileceğini zannediyorsunuz?” Ayetleri nasıl çeşitli şekillerde açıkladığımıza, onların da nasıl kaçındığına bak.

47: De ki “Eğer size Allah’ın azabı ansızın veya alenen gelirse, ancak zalim kavim mi helak edilir zannediyorsunuz?”

48: Biz, rasulleri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder, kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar üzülmeyecek de.

49: Ayetlerimizi yalanlayan kimselere, yoldan çıkmalarından dolayı azap dokunacaktır.

50: De ki “Ben size ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben, sadece bana vahyoluna uyarım.” De ki “Kör ile gören bir olur mu? Fikretmeyecek misiniz?”

51: Sakınmaları için, Kur’an ile Rablerinin huzurunda toplanmaktan korkanları uyar.  Onların Allah’tan başka ne yardımcıları ne de şefaatçileri vardır.[12]

52: Allah’ın rızasını isteyerek Rablerine sabah akşam dua eden kimseleri reddetme.  Onların hesabından sana herhangi bir şey, senin hesabından da onlara herhangi bir şey yoktur. Ki onları reddedersen zalimlerden olursun.

53: Aramızdan Allah’ın kendilerine lütfettikleri bunlar mı?” demeleri için onların bir kısmını diğerleri ile böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri daha iyi bilir.

54: Ayetlerimize inananlar sana geldiğinde de ki “Selam üzerinize olsun.[13] Rabbiniz merhamet etmeyi kendisine yazmıştır. Sizden kim bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra ardından tevbe edip telafi ederse, Allah bağışlayandır, merhametlidir.

55: Günahkarların yolu belli olsun diye ayetleri böyle ayrıntılı açıklıyoruz.

56: De ki “Allah’ın peşi sıra yalvardıklarınıza tapmaktan menedildim.” De ki “Ben sizin arzularınıza uymam. Çünkü sapıtmış olur ve doğru yolda olanlardan olmam.”

57: De ki “Ben, Rabbimden açık bir kanıt üzerindeyim. Siz ise onu yalanladınız. Acele istediğiniz şey benim yanımda değil. Hüküm ancak Allah’a aittir. Gerçeği Allah anlatır. Ve Allah, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

58: De ki “Acele istediğiniz şey benim yanımda olsaydı, o buyruk benimle sizin aranızda bitirilmiş olurdu. Allah zalimleri daha iyi bilir.”

59: Gaybın anahtarları, Allah’ın yanındadır. Onları sadece Allah bilir. Karada ve denizde olanları bilir. Hiçbir yaprak Allah’ın bilgisi dışında düşmez. Yerin karanlıkları içindeki bir tane, yaş ve kuru ancak apaçık bir kitaptadır.

60: Sizi geceleyin vefat[14] ettiren, gündüz yaptıklarınızı bilen Allah’tır. Sonra belirlenmiş süre tamamlansın diye gündüz sizi gönderir. Sonunda dönüşünüz Allah’adır. Nihayet size yaptıklarınızı bildirecektir.

61: Allah, kullarının üzerinde hakim olandır. Size gözetleyiciler gönderir. Sonunda birinize ölüm geldiğinde, rasullerimiz onu vefat ettirir. Onlar kusur etmezler.

62: Sonra vefat ettirilenler gerçek efendileri olan Allah’a döndürülür. Bilin ki hüküm Allah’a aittir ve O, hesap görenlerin en hızlısıdır.

63: De ki “Yerin ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır? Eğer bundan bizi kurtarırsa mutlaka şükredenlerden olacağız diye Allah’a gizlice ve yalvararak dua edersiniz.”

64: De ki “Sizi karanlıklardan ve her tasadan Allah kurtarır. Siz yine de Allah’a ortak koşarsınız.”

65: De ki “Allah üstünüzden veya ayaklarınızın altından bir azap göndermeye ya da sizleri fırkalara ayırarak kiminize kiminizle musibet tattırmaya gücü yeter.” İdrak etmeleri için ayetleri nasıl çeşitli şekillerde açıkladığımızı bak.

66: Kur’an gerçek olduğu halde kavmin onu yalanladı. De ki “Ben size vekil(otorite) değilim.”

67: Her haberin belirli bir zamanı vardır. Yakında bileceksiniz.

68: Ayetlerimizle ilgili lakırdı edenleri gördüğün zaman, onlar başka bir sözle ilgili lakırdı edinceye kadar onlardan uzaklaş[15] Ancak şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra zalimler topluluğuyla birlikte oturma.

69: Sakınan kimselere, lakırdı edenlerin hesabından herhangi bir şey yoktur. Yine de sakınmaları için uyarmalıdır.[16]

70: Dinlerini oyun ve eğlence edinen kimseleri ve dünya hayatının yanılttığı kimseleri bırak. Kişinin kazandığından dolayı helaka uğramaması için Kur’anla öğüt ver. Kişinin Allah’tan başka ne bir yardımcı ne de bir şefaatçisi vardır. Kişi her türlü fidyeyi verse de kabul edilmez. İşte onlar, kazandıklarından dolayı helake uğratılan kimselerdir. İnkar etmelerinden dolayı onlar için kaynar sudan bir içecek ve acıklı bir azap vardır.

71: De ki “Allah’tan başka, bize yarar da zarar da veremeyecek olan şeylere mi yalvaralım? Allah bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra, arkadaşları kendisini ‘Bize gel!’ diye doğru yola çağırdıkları halde, şeytanların ayartıp yolunu kaybetmiş olarak yeryüzünde dolaştırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde geri mi döndürülelim?” De ki “Allah’ın gösterdiği yol doğru olan yoldur. Bize alemlerin Rabbine teslim olmamız emredilmiştir.”

72: Namazı kılın ve Allah’tan sakının. Huzurunda toplanacağınız Allah’tır.

73: Allah gökleri ve yeri bir amaç ile yarattı. ‘Ol!’ dediği gün, olur. Allah’ın sözü gerçek olandır. Sur’a üfleneceği gün de mülk Allah’a aittir. Allah gayb olanı da görüneni de bilendir. Allah doğru hüküm verendir, haberdar olandır.

74: İbrahim, babası Azer’e “Putları ilahlar mı ediniyorsun? Ben, seni ve kavmini apaçık bir sapkınlık içinde görüyorum.” dedi.

75: Böylece biz emin olanlardan olması için İbrahim’e göklerin ve yerin iç yüzünü gösteriyorduk.

76: Gece çöktüğü zaman İbrahim bir gezegen gördü. İbrahim “Bu benim Rabbim!” dedi. Gezegen kaybolunca İbrahim dedi ki “Ben kaybolanları sevmem.”

77: İbrahim ayı ortaya çıkarken görünce “Bu benim Rabbim!” dedi. Ay da kaybolunca, İbrahim dedi ki “Rabbim bana rehberlik etmezse ben o sapıtmış toplumdan olurum.”

78-79: İbrahim güneşi ortaya çıkarken görünce dedi ki “Bu daha büyük. Bu benim Rabbim!” Güneşte kaybolunca dedi ki “Ey kavmim! Ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Ben hanif olarak yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim.”

80-81: Kavmi onunla mücadele etti. Onlara dedi ki “Beni doğru yola ulaştırmışken, benimle Allah hakkında mı tartışıyorsunuz? Ben Rabbimin dilediği şeyler hariç sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Rabbimin ilmi her şeyi kaplar. İbret almayacak mısınız? Allah’ın size hakkında hüküm indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmazken, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden nasıl korkarım!” Eğer idrak edebiliyorsanız, iki gruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır?”

82: Güven, iman edenler ve imanlarına zulüm karıştırmayanlar[17] içindir ve onlar doğru yolda olanlardır.

83: İşte şu, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimizdir. Dilediğimiz kimseyi, derecelerle yükseltiriz. Rabbin, doğru hüküm verendir, bilendir.

84: Biz İbrahim’e İshak’ı ve Yakub’u bağışladık. Hepsini doğru yola ulaştırdık. Daha önce Nuh’a ve onun soyundan Davud’a, Süleyman’a, Eyyub’a, Yusuf’a, Musa’ya ve Harun’a da doğru yolu gösterdik. İşte güzel davrananları böylece ödüllendiririz.

85: Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas’ı da. Hepsi de salihlerdendi.

86: İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut’u da. Hepsini alemlere üstün kıldık.

87: Onların atalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden kimilerini[18] de seçtik ve doğru yola ilettik.

88: Bu, Allah’ın hidayetidir. Allah, hidayeti ile kullarından dileyeni doğru yola iletir. Onlar da ortak koşsaydı, yaptıkları şeyler mutlaka boşa giderdi.

89: Onlar kendilerine Kitap, hüküm ve nebilik verdiğimiz kimselerdir. Eğer kafirler bunları inkar ederse, biz de inkar etmeyecek olan bir kavmi onlara vekil kılarız.

90: Onlar, Allah’ın yol gösterdiği kişilerdir. Sen de onların yoluna uy! De ki “Ben buna karşılık sizden ücret istemiyorum. Kur’an ancak alemler için bir öğüttür.”

91: Onlar Allah’ın kudret ve yüceliğini layıkıyla kavrayamadılar. Onlar “Allah beşere hiçbir şey indirmedi” dedi. De ki “İnsanlara bir nur ve rehber olarak Musa’ya gelen, kağıtlara yazıp[19] gösterdiğiniz ama çoğunu gizlediğiniz, sizin de atalarınızın da bilemediği şeylerin size öğretildiği Kitabı kim indirdi?” De ki “Allah’tır, sonra onları bırak, saplandıkları çamurda oyalansınlar.”

92: Bu, şehirlerin anasını ve çevresindekileri uyarman için öncekinin yerine gelen[20], indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ahirete inanan kimseler Kur’ana inanır ve ibadetlerine devam eder.

93: Allah’a karşı yalan uydurandan veya kendisine bir şey vahy edilmemişken “Bana vahyolundu.” diyenden ve “Ben de Allah’ın indirdiği ayetlerin benzerini indireceğim.” diyenden daha zalim kimdir? Ölüm esnasında zalimleri ve ellerini uzatan melekleri görsen. Nefislerinizi çıkarın. Bugün Allah’a karşı gerçek olmayanı söylemeniz ve O’nun ayetlerine karşı büyüklenmenizden dolayı aşağılayıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız.

94: Sizi ilk kez yarattığımız gibi tek tek Bize geleceksiniz. Size bahşettiğimiz şeyleri arkanızda bırakacaksınız. Onlardan Allah’a ortak olduklarını kabul ettiğiniz şefaatçilerinizi yanınızda görmeyeceğiz. Çünkü aranız ayrılacak ve sizin kabul ettikleriniz sizden uzaklaşacak.

95: Tohumu ve çekirdeği yaran Allah’tır. Ölüden diriyi çıkarır. Ölüyü de diriden çıkarır. İşte Allah budur. Yine de kandırılıyorsunuz.

96: Allah sabahı aydınlattı. Geceyi istirahat, güneşi ve ayı hesap ölçüsü yaptı. İşte bu, Aziz ve Alim olanın ölçüsüdür.

97: Kara ve denizin karanlıklarında kendileri ile yol bulasınız diye sizin için yıldızları yaratan O’dur. Biz idrak eden bir toplum için ayetleri detaylı açıkladık.

98: Sizi tek bir nefsten belirli bir zaman ve rahimde inşa eden O’dur. Biz, anlayan bir toplum için ayetleri detaylı açıkladık.

99: Gökten su indiren Allah’tır. Biz su ile her bitkiyi çıkartırız. Bitkiden de filiz çıkarırız. Filizden de üst üste binmiş taneler, hurmadan da hurmanın tomurcuğundan da sarkan salkımlar, benzeyen ve benzemeyen üzüm bağları, zeytin ve nar bahçeleri çıkarırız. Ürün verdiği zaman ürünü ve ürünün olgunlaşmasını inceleyin. Bunda, iman eden toplum için deliler vardır.

100: Cinleri Allah’a ortak koştular. Oysa cinleri de Allah yarattı. Bilgisizce Allah’a oğullar ve kızlar uydurdular. Allah onların yakıştırmalarından uzak ve yücedir.

101: Allah gökleri ve yeri yoktan yarattı. O’nun eşi olmadığı halde nasıl çocuğu olabilir? Her şeyi Allah yarattı ve O her şeyi bilendir.

102: İşte Rabbiniz Allah budur. Allah’tan başka ilah yoktur. Allah her şeyin yaratıcısıdır. O halde O’na kulluk edin! Allah her şeyin sahibidir.[21]

103: Gözler Allah’ı görmez. Ama Allah, gözleri görür. O derin bilgi sahibidir, haberdardır.

104-105: “Size Rabbinizden kanıt gelmiştir. Artık kim görürse kendi lehine, kim de kör davranırsa kendi aleyhinedir. Ben size muhafız değilim.” Böylece biz, ayetleri çeşitli şekillerde açıklıyoruz. Onlar “Sen ders almışsın.” der. Oysa Biz, idrak eden bir toplum için Kur’anı beyan ederiz.

106: Rabbinden sana vahyedilmiş olana uy. Ondan başka ilah yoktur. Müşriklere aldırma.

107: Allah dileseydi, onlar ortak koşmazdı. Biz seni onlara muhafız yapmadık ve sen onların sahibi değilsin[22].

108: Onların Allah’ın dışında yalvardıklarına sövmeyin ki onlar da bilgisizce, düşmanlıkla Allah’a sövmesinler. Biz her ümmete yaptıklarını güzel gösterdik. Sonra onların dönüşleri Rablerinedir. Allah, onlara yaptıkları şeyleri haber verecek.

109: Kendilerine bir mucize[23] gelirse ona mutlaka inanacaklarına dair Allah’a güçlü yemin ettiler. De ki “Mucizeler yalnızca Allah’ın katındadır. Mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında mısınız?”

110: Ona ilk defasında iman etmedikleri gibi onların gönüllerini ve gözlerini ters çeviririz. Onları azgınlıkları içerisinde bocalar halde bırakırız.

111: Biz onlara melekleri indirseydik, ölüler onlara konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah dilemedikçe[24] inanmazlardı. Fakat onların çoğu bihaberdir.

112: Böylece biz insan ve cin şeytanları her nebiye düşman kıldık. İnsan ve cin şeytanlarını bir kısmı diğerlerine aldatan süslü sözler vahyeder[25]. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle bırak.

113: Bu, ahirete iman etmeyen kimselerin gönüllerinin, aldatan süslü sözlere[26] meyletmesi, ondan hoşlanması ve işledikleri günahları işlemeye devam etmeleri içindir.

114: Size ayrıntılı olarak Kitabı indiren Allah iken, Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” Kendilerine kitap verdiğimiz kişiler, Kur’anın Rabbin tarafından bir amaç için indirildiğini bilir. Şüpheye düşenlerden olma.

115: Rabbinin hükümleri doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun hükümlerini değiştirecek kimse yoktur. Allah işitendir, bilendir.

116: Yeryüzündeki kimselerin çoğuna uyacak olsan, seni Allah’ın yolundan saptırır. Onlar sadece zanna tabiler ve asılsız konuşur.

117: Rabbin kendi yolundan sapan kimseleri de doğru yolda olanları da iyi bilir.

118: O’nun ayetlerine iman ediyorsanız, üzerine Allah’ın adı anılanlardan yiyin.

119: Siz de sadece Allah’ın adı anılmış olanlardan yiyin. Allah, kendilerine mecbur olduklarınız dışında, haram kıldığı şeyleri size ayrıntılı açıklamıştır. Birçoğu, bilgisizce kendi arzuları ile saptırır. Rabbin haddi aşanları çok iyi bilir.

120: Günahın açığını da gizlisini de bırakın. Günah kazanan kimseler, işledikleri günahlardan dolayı cezalandırılacak.

121: Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin. Çünkü o günahkarlıktır. Şeytanlar kendi yardımcılarına sizinle mücadele etmelerini vahyeder. Eğer onlara itaat ederseniz müşriklerden olursunuz.

122: Ölüyken dirilttiğimiz ve insanlar arasında onunla yürüyebileceği kendisine nur (ışık) verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde olup karanlıktan hiç çıkamayacak kimsenin durumu gibi olur mu? İşte yaptıkları şeyler kafirlere güzel gösterildi.

123: Biz her beldede, o beldenin günahkarlarını daha fazla yaptık. Onlar şehirlerde tuzak kurar ancak onlar kendileri için tuzak kurar. Ama farkında değiller.

124: Onlara bir delil geldiğinde “Allah’ın rasullerine verilenin benzeri bize de verilinceye kadar inanmayacağız!” dediler. Allah, rasulluğu kime vereceğini çok iyi bilendir. Suç işleyen kimselere, kurdukları tuzaklarına karşılık Allah katında aşağılanma ve şiddetli bir azap dokunacak.

125: Allah isteyen kimseyi doğru yola iletmek için onun sudurunu İslam’a açar. Allah isteyen kimseyi de sapkınlık içinde kalması[27] için sudurunu göğe yükseliyor gibi daralmış, sıkışmış yapar. Allah iman etmeyenleri pislik içinde bırakır. [28]

126: Bu, Rabbinin doğru yoludur. Biz, öğüt alan bir toplum için ayetleri ayrıntılı olarak açıkladık.

127-128: Rableri katında barış yurdu, onlar içindir. Hepsini toplayacağı gün yapmış olduklarından dolayı Allah, onların yardımcısıdır.  Allah “Ey cinler topluluğu! Siz, insanlara karşı üstün olmayı istediniz.”  İnsanlardan olan yardımcıları ise “Rabbimiz! Biz birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık.” diyecek. Allah “Allah’ın dilediği hariç yeriniz, içinde ölümsüz olacağınız ateştir” diyecek. Rabbin, doğru hüküm verendir, bilendir.

129: Böylece kazandıkları nedeniyle zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına musallat ederiz.

130: “Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu gününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran rasuller gelmedi mi?” Onlar “Kendi aleyhimize şahitlik ederiz.” diyecek. Dünya hayatı onları aldattı. Kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik edecekler.

131: Rabbin halkı habersizken[29] zulum ile ülkeleri helak etmez.

132: Herkesin yaptığı işlere göre bir mertebesi vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.

133: Rabbin zengindir, merhamet sahibidir. Dilerse sizi yok eder ve sizi başka bir toplumun neslinden var ettiği gibi sizden sonra dilediğini yerinize getirir.

134: Size vadedilen gelecek ve siz kaçamayacaksınız.

135: De ki “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın, ben de yapacağım! Yurdun sonunun kimin olacağını öğreneceksiniz. Çünkü zalimler başaramayacak.”

136: Yarattığı ekinler ile hayvanlardan Allah için bir pay ayırdılar. İddialarına göre “Bu Allah için, bu da ortaklarımız için.” dediler. Ortakları için olan pay Allah’a ulaşmaz ama Allah için olan pay ortaklarına ulaşır. Verdikleri hüküm ne kötüdür.

137: Bunun gibi, kendilerini mahvetmeleri ve dinlerinin kendilerine zor gelmesi için müşriklerden çoğuna kendi çocuklarını öldürmeyi ortakları güzel gösterdi. Allah dileseydi[30] bunu yapamazlardı. Onları uydurdukları ile bırak!

138: İddialarına göre dediler ki “Bu[31] hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır.  Onları ancak bizim dilediğimiz kimseler yiyebilir. Hayvanların sırtı haram edilmiştir.” Allah’a karşı iftira ederek hayvanların üzerine Allah’ın adını anmazlar. Allah onları iftiralarından dolayı cezalandıracaktır.

139: Dediler ki “O hayvanların karınlarında olanlar yalnızca erkeklerimize aittir ve eşlerimize haram kılınmıştır. Yavru ölü olursa, o zaman kadınlar ona ortaktır.” Allah yakıştırmalarının cezasını verecek. Allah, doğru hüküm verendir, bilendir.

140: Bilgisizce, akılsızca çocuklarını öldürenler ve Allah’ın rızık olarak kendilerine verdiklerini Allah’a karşı iftira ederek haram sayanlar kaybettiler. Onlar saptılar ve doğru yolda değildiler.

141: Asmalı ve asmasız bahçeleri, çeşit çeşit hurma, ekin, yiyecek, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytin ve narları var eden Allah’tır. Her biri ürün verdiği zaman, ürünlerinden yiyin. Onun hasat gününde[32] O’nun[33] hakkını verin. Haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.

142: Hayvanlardan bir kısmını yük taşımak ve sergilik olarak yaratan[34] da Allah’tır. Allah’ın size rızık[35] olarak verdiklerinden yiyin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü şeytan sizin için apaçık bir düşmandır.

143: Sekiz eş, koyundan iki, keçiden iki yaratan[36] Allah’tır. De ki “Allah 2 erkeği mi veya 2 dişiyi mi ya da bu iki dişinin rahimlerindekileri mi haram kıldı? Doğru söylüyorsanız, bana kanıt ile bildirin.”

144: Deveden iki, sığırdan iki yaratan[37] Allah’tır. De ki “2 erkeği mi veya 2 dişiyi mi ya da bu iki dişinin rahimlerindekileri mi haram kıldı? Yoksa siz, Allah size bunu emrettiği zaman şahit miydiniz? İnsanları saptırmak için bilgisizce Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir? Allah, zalim halkı hidayete iletmez.

145: De ki “Bana vahyolunanda; ölü olan[38] veya akıtılmış kan veya pis olan domuz eti veya bir sapkınlık olarak Allah’tan başkası adına sunulmuş[39] olandan başka yiyen kimse için haram kılınmış yiyecek bulamıyorum. Kim sınırı aşmadan ve zorunlu miktarı geçmeden mecbur kalırsa, Rabbin bağışlayandır, merhamet edendir.”

146: Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları, sırtlarının ve bağırsaklarının taşıdığı ya da kemiğe karışan yağlar hariç sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kılmış, böylece onları azgınlıkları yüzünden cezalandırmıştık. Muhakkak ki biz doğru söyleriz.

147: Seni yalanlarsa de ki “Rabbiniz bol merhamet sahibidir. O’nun azabı, günahkar toplumdan geri çevrilmez.

148: Müşrikler diyecek ki “Allah dileseydi biz de atalarımız da ortak koşmazdık. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de yalanlamış ve nihayet azabımızı tatmışlardı. De ki “Yanınızda bize çıkaracağınız bir kanıt[40] var mı?  Doğrusu siz sadece zanna uyuyor ve asılsız konuşuyorsunuz.

149: De ki “En kesin delil Allah’a aittir. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi.”

150: De ki “Allah bunu haram etti diye şahitlik edecek şahitlerinizi getirin!” Onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla birlikte şahitlik etme. Ayetlerimizi yalanlayan ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma. Onlar, Rablerine ortak tutuyorlar[41].

151: De ki “Gelin Rabbinizin size neleri mukaddes kıldığını[42] okuyup aktarayım. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizi de onları da biz rızıklandırırız. Çirkinliklerin açıkta olanına da gizli olanına da yaklaşmayın. Allah’ın saygın kıldığı canı haksız yere öldürmeyin. Akıl etmeniz için bunlar, Allah size emrettikleridir.

152: Yetimin malına yetişkinlik zamanına ulaşıncaya kadar ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçü ve tartıyı kıst[43] ile tam yapın. Biz kişiyi ancak kişinin gücü kadar sorumlu tutarız. Söz söylediğiniz zaman, akraba bile olsa adil olun. Allah’a sözü tutun. Öğüt almanız için bunlar, Allah’ın size emrettikleridir.

153: Bu benim doğru yolumdur, ona uyun. Sizi Allah’ın yolundan ayıracak yollara uymayın. Sakınmanız için bunlar, Allah’ın size emrettikleridir.

154: Rableriyle karşılaşmaya iman etmeleri için, iyilik yapanlara bir rehber ve rahmet olarak eksiksiz ve her şeyi detaylı açıklayan kitabı da Musa’ya verdik.

155: Bu da bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Size merhamet edilmesi için Kur’ana uyun ve sakının.

156-157: “Kitap, sadece bizden önceki iki topluluğa indirildi. Doğrusu biz onların bilgilerinden habersizdik.” demeyin veya “Kitap bize indirilseydi, biz onlardan daha fazla doğru olurduk.” demeyin diye size de Rabbinizden apaçık bir delil, bir rehber ve rahmet geldi. Allah’ın ayetlerini yalanlayıp onlardan uzaklaştırandan daha zalim kimdir? Ayetlerimizden uzaklaştıranları, uzaklaştırmaları nedeniyle azabın kötüsüyle cezalandıracağız.

158: Onlar ancak meleklerin veya Rabbinin veya Rabbinin bazı delillerinin gelmesini bekler. Rabbinin bazı delillerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş veya ona imanı ile bir hayır kazanmamış[44] olan kimseye, imanı bir yarar sağlamaz. De ki “Bekleyin, biz de bekliyoruz.”

159: Sen asla, dinlerini parça parça eden ve fırkalaşan kimselerden değilsin. Onların kararı ancak Allah’a aittir. Sonra Allah, onlara yapmış olduklarını bildirecek.

160: Kim bir iyilikle gelirse, ona iyiliğin on katı vardır. Kim de bir kötülükle gelirse, sadece kötülüğün misliyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmayacak.

161: De ki “Rabbim beni doğru yola, doğru dine, hanif olan İbrahim’in dinine iletti. İbrahim müşriklerden değildi.”

162-163: De ki “Benim duam, ibadetim[45], hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’adır. Allah’ın ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.”

164: De ki “O her şeyin Rabbiyken, ben Allah’tan başka Rab mı arayacağım?” Her nefis ancak kendi aleyhine kazanır ve başka günahkarın günahını yüklenemez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir ve Allah ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.

165: Sizi yeryüzünün sorumluları[46] yapan ve size verdikleri ile denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan Allah’tır. Rabbin, cezalandırması hızlı olandır. Allah bağışlayandır, merhametlidir.

 

[1] Övgü demektir. Sebe-1: “Hamd, ahirette de Allah’a aittir.” Ayetinin beyanı ile ahirette de övgü sadece Allah’a aittir.

[2]Ayet metninde “el-hak” yazar. En çok bilinen anlamından biri “o gerçek” veya “gerçek olan” demektir. Fakat kimi ayetlerde kitabı işaret eder. Buna delilimiz şu ayetlerdir. Zuhruf-29-30: “Bunları da atalarını da kendilerine el-hak ve açıklayıcı bir rasul gelinceye kadar yararlandırdım. Kendilerine el-hak gelince de “Bu bir sihirdir. Biz onu inkar ediyoruz.” dediler.” Enam-7: “Sana kağıt üzerinde bir kitap indirseydik ve o kağıda elleriyle dokunmuş olsalardı, inkar edenler “Bu, ancak apaçık sihirdir” derdi.” Ayetleri mukayese ettiğimizde inkarcıların sihir diyerek yalanladıkları “elhak”, Enam-7. ayetin beyanıyla kitaptır. Özetle; kimi ayetlerde el-hak kelimesinin kitabı işaret ediyor olabileceğini dikkate alarak okuma yapmak, mesajı ıskalamamak için elzemdir.

[3] Kimileri Kur’anın tıpkı Tevrat gibi yazılı indirildiğini iddia ediyor. Oysa ayet metnindeAllah; indirseydik bile inanmazlardı diyerek, Kur’anın yazılı olarak indirilmediğini açıklar.

[4] İnsanlara uyarıcı ve müjdeci olarak insan olan Allah rasulu gönderilmiştir. Uyarıcı olan melek gelmesi demek, o kavmin helak edilmesi demektir. Lut kavmine giden melekler, helak için gönderilmiştir. Zaten ayetin devamında kendilerine mühlet verilmezdi.” cümlesi de bunu kastetmektedir.

[5] Bu ayet Kur’anın sadece Arap kavmine indirilmediğinin delilidir. Çünkü Kur’an, bugünün insanlarına da ulaşmıştır.

[6] İnkar edenler; Allah, onu anlayamamaları için kalplerine perde, kulaklarına sağırlık yaptığı için inkar ediyor değildir. İnkar ettikleri için bu bir sonuçtur. Delil ayetimiz ise Araf-146:Yeryüzünde haksız olarak büyüklenenleri ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar her delili görse de ona inanmaz, doğru yolu görseler de onu yol edinmez. Ama azgınlık yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onları umursamaz olmaları nedeniyledir.”

[7] “Bu” işaret zamiri, Kur’anı işaret eder.

[8] “hu” zamiri, Kur’anı işaret eder.

[9] Dünya hayatının oyun ve eğlence olması, inkar edenler içindir.

[10] Ayet metninde yer alan “ayet” kelimesi, vahiy anlamında değildir. Kastedilen; kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır. Mucizeler, ancak Allah’ın izni ile gerçekleşen delil nitelikli olaylardır. Ayetten Muhammed nebinin Allah’tan mucize beklentisi olduğu fakat Allah’ın bunu reddettiği anlaşılmaktadır. Zaten Allah Ankebut-51: “Kendilerine okunan Kur’anı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Bunda iman eden bir kavim için onda rahmet ve öğüt vardır.” ayeti ile Kur’anın kendisine verilmiş tek ayet yani mucize olduğunu açıklamaktadır.

[11]  “İ’fal” babının 17 farklı görevi vardır. Bunlardan en bilineni “Teaddi” yani lazım (geçişsiz) olan fiilin, müteaddi (geçişli) yapılması görevidir. Bu görevi nedeniyle birçok kimse “dalle” fiilini standart olarak “saptırmak” olarak çevirir ki bu önemli bir hatadır. Oysa görevlerinden biri de “Ta’riz” görevidir. Ta’riz görevi fiile; “sunmak, arz etmek, sergilemek ve maruz bırakmak” anlamları katar. Bu babda bazı fiiller, öznesine göre anlam kazanır. Eğer bir kul şeytana uyarak sapmayı tercih etmişse o kul için, Allah da seçim yapacaktır. Ya onu içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakacak ya da kurtaracaktır. İşte “dalle” fiilinin öznesi Allah olduğunda i’fal babı fiile, maruz bırakma yani “kişiyi içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakmak, kişinin o sapkınlığa maruz kalmasına müsaade etmek” anlamı katar. Çünkü Araf-16: “Beni azdırmana karşılık, onlar için senin doğru yoluna oturacağım. Sonra önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim. Onların çoğunu şükreden bulmayacaksın” ayetinde Allah, şeytanın maksadının insanları doğru yoldan uzaklaştırmak, saptırmak olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda sapan insan, saptıran şeytandır. Peki Allah neden, kimi sapıtmışları kurtartır ama kimilerini düştüğü sapkınlıkta bırakır? Kimi insanlar işlediği günahlardan dolayı sıkılır, içine düştüğü sapkınlık onu huzursuz eder, savrulmuş olsa da iş veya sözleriyle farkında olarak veya olmayarak pişmanlık yaşar. Kişi, bu pişmanlığına sahip çıkma gayreti içinde ama neyi nasıl yapacağını bilemiyorsa, Allah da onu yarı yolda bırakmaz. Bu durumda şu ayeti hatırlayın. Rad-27: “Allah kendisine yönelen kimseyi hidayete iletir.” Özetle Allah’ın dilemesi, kulun gayreti istikametindedir. Diğeri de şeytanla sarmaş dolaş olmuştur fakat zerre pişmanlık hissetmemiş, pişmanlık hissetse de ona sahip çıkmamıştır, pervasız ve kuralsızdır, duyarsızdır, inkar ve alayı seçmeye devam etmektedir. İşte Allah, bu kimseleri içine düştükleri sapkınlıkta bırakır. Bu durumda o kişi için, onu Allah saptırdı denemez. Allah onu yukardaki sebeplerden dolayı, kendi seçtiği sapkınlığa maruz bırakmayı tercih etmiştir. Çünkü Allah diler ama kulun gayreti istikametinde diler.

[12] Din gününde şefaatçileri reddeden ayetlerden birisidir.

[13] Arapçası “Selamun aleyküm” dür.

[14] Nefsin, bedenden daimi veya kısa süreli ayrılmasına durumuna “vefat” denir. Nefsin, bedenden kısa süreliğine ayrılması uyku hali; tamamen ve daimi ayrılması “ölüm” halidir. Özetle ölüm de uyku da vefat ile başlar.

[15] Allah biz iman edenlere, ayetler hakkında ileri geri konuşanlarla ilgili bir ilke öğretmiştir.

Allah söz konusu kendi sözleri bile olsa, bu kimselerle fiili veya sözlü kavga değil, ceza vermeyi değil sadece yanlarından uzaklaşmayı emretmiştir.

[16] Allah, ayetleriyle lakırdı eden kimseler için iman edenlere herhangi bir sorumluluk yüklemez fakat yine de onlardan vazgeçmez. Makul zaman ve yerde yine de yine de onların iyiliği için uyarmayı tavsiye eder.

[17] İmana zulumun nasıl karıştırıldığına dair diğer bir örnek ise Lokman-13. ayettir. İmana zulum, şirk ile karışır. Lokman-13: “Lokman, oğluna öğüt verirken dedi ki “Ey yavrum! Allah’a ortak koşma. Çünkü şirk büyük bir zulümdur.”

[18] Mümin-78: “Senden önce de birçok rasul gönderdik. Onlardan bir kısmını sana anlattık, bir kısmını ise anlatmadık.” ayeti ile birlikte okuduğumuzda, tüm Allah rasulu nebilerin isimleri Kur’anda yer almaz.

[19] Ayet metninde kullanılan kelime “ceale” fiilidir. “Bir nesneyi belli bir hale çevirmek” için de kullanılır. Bu ayet, Musa nebiye verilen vahiylerin kağıtlara çevrilmesi yani yazılmasından bahsetmektedir. Çünkü Araf-145. ayete göre vahiyler levhalara yazılı verilmiştir. Araf-145: “Her şeyden bir öğüt ve her şeyin ayrıntılı açıklamasını levhalarda Musa için yazdık. Onları kuvvetle tut ve kavmine de onları güzellikle tutmalarını emret.”

[20] Ayet metninde yazılı olan “musaddikan li” kelimesinin anlamı “yerine gelen” demektir. Teknik bir detaydır. İlgilenenler web sayfamdaki ilgili yazıyı okuyabilir.

[21] Vekil; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı, şahit anlamlarına da gelmektedir.

[22] Vekil; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı, şahit anlamlarına da gelmektedir.

[23] Ayet metninde yer alan “ayet” kelimesi, vahiy anlamında değildir. Kastedilen; kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır. Mucizeler, ancak Allah’ın izni ile gerçekleşen delil nitelikli olaylardır.

[24] Allah’ın dilemesi, kulun gayreti istikametindedir. Delil ayet; Rad-27: “Allah kendisine yönelen kimseyi hidayete iletir.”. İnsan Allah’a yönelme iradesi göstermelidir ki Allah onun için iyinin, güzelin, doğrunun yollarını açsın.

[25]  Hem insanlardan şeytanlaşanlar hem de cinlerden şeytanlar vahyedermiş. Vahiy, kendinden kutsal bir kelime değildir. Vahyi kutsal yapan onun kimden, kime ve ne için gönderildiğidir. Meryem’e, Musa’nın annesine ve arıya da vahyedilmiştir. Her vahyeden Allah, her vahyedilen de Allah rasulu değildir. Şu ayette ayrıca şeytanların vahyetmesinden bahsetmektedir. Enam-121: “Üzerine Allah’ın adı anılmayanlardan yemeyin. Çünkü o günahkarlıktır. Şeytanlar kendi yardımcılarına sizinle mücadele etmelerini vahyeder. Eğer onlara itaat ederseniz müşriklerden olursunuz.”

[26] “hu” zamiri, 112. ayette bahsedilen “aldatan süslü sözler”e gider.

[27] 39. ayet dipnotuna bakınız.

[28] Ayrıca akıl etmeyenleri de.. Yunus-100: “Allah, akıl etmeyenleri ise pislik içinde bırakır.”

[29] Allah, bir kavmi Allah rasulu nebiler ve kitap ile uyarmadan zulum ile helak etmez. Kur’andaki nebi kıssalarına baktığımızda şehirler, helak öncesi mutlaka kendilerine Allah rasulu gönderilerek ikaz edilmiştir.

[30] Allah, karışmayıp müsaade ettiği ve aksini dilemediği için yapabilmişlerdir.

[31] Kastedilen hayvanlar her hayvan değil, “bu hayvanlar” diyerek hayvanlar içinden bir grup hayvana işaret edilmektedir. Bu hayvanların hangi hayvanlar olduğu ise Enam-143 ve 144. ayetlerde isim isim sayılır. Bunlar; koyun, keçi, deve, sığırdır. Allah, konunun değiştiği düşünülmesin ve başka hayvanlar konuya dahil edilmesin diye Enam-139 ve 140. ayetlerde, uydurdukları haramlardan tekrar bahsederek illiyet bağının kopmasını engellemiştir. Ve ilginç ki müşriklerin haram kıldıkları bu hayvanlar, hacda kurban edilecek hayvanların isimlerinin bulunduğu ayetlere evrilmiştir!!

[32] Toplandığı gün hakkını vermekten bahsettiği için, malın kendisinin veya kazancının değerlenmesi için 1 yıl veya başka bir süre bekletme söz konusu değildir.

[33] Ayet metnindeki “hu” zamiri Allah’a gider. Kişinin kazandığında, Mearic-24-25. ayetlerde de ifade edildiği üzere ihtiyaç sahiplerine verilmesi için “ALLAH’IN HAKKI” vardır. Allah’ın hakkının adı ise “Zekat”tır. Zekat oranı ise, Bakara-219. ayet gereği “Bağışlayabildikleri” kadardır. Yani 1/40 oranı, Kur’anda yer alan bir oran değildir.

[34] “yaratan Allah’tır.” eklemesi, 141. Ayetin fiilidir. Çünkü bu ayet, 141. ayetin devamıdır.

[35] Allah, “bu hayvanlar” ve yavrularının haram olmadığını ve aralarında kadın-erkek ayrımı yapmadan helal olup yemelerini emreder.

[36] “yaratan Allah’tır.” eklemesi, 141. Ayetin fiilidir. Çünkü bu ayet, hala141. ayetin hala devamıdır.

[37] “yaratan Allah’tır.” eklemesi, 141. Ayetin fiilidir. Çünkü bu ayet, hala 141. ayetin hala devamıdır.

[38] Ölü olandan kasıt, insanın bizzat öldürmediği hayvandır. Bunlar bir sebeple kendiliğinden ölmüş olan veya ölü doğan hayvanlardır.

[39] Hayvan helal olan hayvanlardan olsa bile, Allah’tan başkası adına kesilmişse artık haram olur.

[40] Ayet metninde “ilm” yazar. “İlm” kelimesinin bir anlamı da “kanıt”tır. Necm-28: Onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyor.” ayetinde gördüğünüz üzere  “ilm”, zannın zıddıysa eğer, artık “yakîn” (kesinlik) ve dolayısıyla reddedilemez bir “kanıt” anlamına sahip olur.

[41] Allah’ın vermediği hükümleri verdi demek, müşrikliktir. Hükümler ise sadece Kur’anın içinde aranır. Çünkü Kasas-85. ayete göre, Kur’an rasule farz kılındığı için bizlere de farzdır.

[42] Ayet metninde “harrame” kelimesi aynı zamanda “mukaddes, dokunulmaz olmak” anlamlarına da sahiptir.

[43] Kıst, adaletin alt kümesidir. Dünya yaşamına bakan anlamı ile kıst; paylaşım, miras, ticaret ve hukuk gibi “somut ölçü” gerektiren alanlarda kullanılır. Kur’an’da terazi ve ölçü birimleri anlatılırken genelde bu kelime tercih edilir. Bir bütünün parçalara ayrılmasında her hak sahibinin “payını” tam olarak almasıdır. Adalet ise sadece insanlar arasındaki davaları değil, kainattaki tüm dengeyi ifade eder.

[44] İman etmek yeterli değildir. Birçok ayette iman etmek ve salih amel yapmak birlikte emredilirken bu ayet de amelsiz imanın kişiye fayda vermeyeceğini açıkça beyan eder.

[45] Nusuk, kurban ve ibadet anlamına sahiptir.

[46] Halife; sorumlu, hükümdar demektir. Allah’ın yeryüzünde insanlara verdiği sorumluluk, yöneticilik makamını ifade eder. Aynı ifade Sad-26. ayette de vardır. Sad-26: “Ey Davut, biz yeryüzünde seni hükümdar tayin ettik. O halde insanlar arasında hak ile hükmet ve hevana uyma.” Bu ayet ayrıca halifenin görevini açıklayarak tanımını da yapar. Görevi; insanlar arasında hak ile hükmetmek yani yönetmektir.