1: Elif, lam, mim, sad,
2: Bu sana, kendisiyle müminleri uyarman ve öğüt vermen için indirilen bir kitaptır. Bu sebeple sudurunda bir sıkıntı olmasın.
3: Rabbinizden size indirilene uyun. Ondan başka velilere uymayın. Öğüt aldıklarınız ne azdır.
4: Biz nice beldeleri helak ettik. Azabımız onlara geceleyin veya gündüz uykudayken geldi.
5: Azabımız onlara geldiği zaman, duaları “Biz gerçekten zalim olduk” demekten başka bir şey değildi.
6-7: Kendilerine elçi gönderilenleri ve gönderilen elçileri sorgulayacağız. Onlara kanıt[1] ile bir bir anlatacağız. Biz onlardan uzak değildik.
8: O gün tartı doğrudur. Tartıları ağır gelen kimseler kurtulanlardır.
9: Tartıları hafif gelenler, ayetlerimize haksızlık etmelerinden dolayı kendilerine ziyan edenlerdir.
10: Sizi yeryüzüne biz yerleştirdik ve size orada geçimlikler verdik. Ne az şükrediyorsunuz.
11: Sizi biz yarattık ve biz şekillendirdik sonra da meleklere “Adem için saygı ile eğilin[2]” dedik. İblis hariç melekler saygı ile eğildi. O, saygı gösterenlerden hiç olmadı.”
12: Allah dedi ki “Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten meneden nedir? İblis dedi ki “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın”
13: Allah dedi ki “İn oradan, orada kibirlenmek senin haddin değil. Çık, çünkü sen aşağılanmış olanlardansın.”
14: İblis dedi ki “Dirilecekleri güne kadar bana mühlet ver.”
15: Allah dedi ki “Artık sen süre verilenlerdensin.”
16-17: İblis dedi ki “Beni saptırmana karşılık[3], onlar için senin doğru yoluna oturacağım. Sonra önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim. Onların çoğunu şükreden bulmayacaksın”
18-19: Allah dedi ki “Kınanmış ve kovulmuş olarak çık oradan. Cehennemi, onlardan sana uyanlar ve sizle tamamen dolduracağım. Ey Adem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Nerden isterseniz yiyin, şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.”
20-21: Onların gizlenmiş edep yerlerini, kendilerine göstermek için şeytan ikisine de vesvese verdi. “Rabbiniz ikinizi şu ağaçtan iki melik ya da ölümsüzlerden olursunuz diye yasakladı.” dedi ve “Ben size öğüt verenlerdenim” diye onlara yemin etti
22: İkisini de aldatarak ağaca yaklaştırdı. Ne zaman ki ağacı tadınca edep yerleri kendilerine göründü. Ardından bahçe yapraklarını üst üste koyup örtünmeye başladılar. Rabbleri ikisine de “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi? Şeytan size apaçık bir düşman, demedim mi?” diye seslendi.
23: Dediler ki “Rabbimiz biz kendimize zulmettik. Ve eğer bizi bağışlamazsan ve merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz.”
24-25: Allah dedi ki “Bir kısmınız diğerine düşman olarak inin. Sizin için yeryüzü, bir süreye kadar yerleşim yeri ve geçim olacak. Yeryüzünde yaşayacak, orada ölecek ve oradan çıkarılacaksınız[4].”
26: Ey Adem oğulları. Size edep yerlerinizi örten ve süsleyen elbise verdik. Takva[5] elbisesi bundan daha hayırlıdır. Öğüt almanız için, bunlar Allah’ın delillerindendir.
27: Ey Adem oğulları! Şeytanın ana-babanızın elbiselerini sıyırıp, edep yerlerini göstererek onları cennetten çıkarması gibi sizi saptırmasın. Şeytan ve kabilesi, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görür. Şeytanları, inanmayanların dostları yaptık.
28: Onlar bir çirkinlik yaptıkları zaman dedi ki “Babalarımızı bununla bulduk ve Allah emretti” De ki “Allah çirkinliği emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?
29: De ki “Rabbim kıstı[6] emretti. Her mescidde yüzlerinizi çevirin ve dinin ait olduğu Allah’a dua edin. İlk yarattığı gibi döneceksiniz.
30: Bir topluluğu doğru yola iletti ve bir topluluğa da sapıklık hak oldu. Çünkü onlar Allah’ın dışında şeytanları dost edindi. Onlar kendilerinin doğru yolda olduğunu sanır.
31: Ey Ademoğulları! Her mescitte ziynetlerinizi alın. Yiyin, için fakat haddi aşmayın çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.
32: De ki “Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti ve güzel rızıkları kim haram etti? De ki “Onlar dünya hayatında, kıyamet gününde de yalnızca iman edenler içindir. Akıl eden toplum için ayetleri böyle ayrıntılı açıklıyoruz.
33: De ki “Rabbim kesinlikle çirkinliklerin açıkta veya gizli olanını, her günahı, haksız yere saldırmayı, kendisine herhangi bir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koşmanızı ve Allah adına bilmediğiniz şeyler söylemenizi haram kılmıştır.”
34: Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir saat ertelenir ne de öne alınır.
35: Ey Adem oğulları! İçinizden size ayetlerimi anlatan elçiler geldiğinde, ıslah olan ve sakınan kimselere ne korku olacak ne de onlar hüzünlenecek.
36: Ayetlerimizi yalanlayan ve onlara karşı büyüklenenler, içinde ölümsüz olacakları ateş halkıdır.
37: Allah’a karşı yalan uydurandan veya onun ayetlerini yalanlayan daha zalim kimdir? Onlara kitaptan nasipleri yetişir. Nihayet elçilerimiz geldiğinde onları vefat ettirirken derler ki “Nerde sizin Allah’tan başka çağırdıklarınız?” Onlar da “Bizden uzaklaşıp gitti.” diyerek kendi aleyhlerine şahitlik eder.” Şüphesiz onlar kafir oldu.
38: Allah diyecek ki “Sizden önceki cin ve ins ümmetleri ile siz de ateşe girin.” Her ümmet girdiğinde, yoldaşına lanet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman sonrakiler öncekiler için diyecek ki “Rabbimiz! Bunlar bizi saptırdı, bunlara ateşten iki kat azap ver.” Allah diyecek ki “Hepsi için iki kat fazla var ama siz bilmiyorsunuz.”
39: Öncekiler sonrakilere diyecek ki “Sizin bize üstünlüğünüz yoktur. Siz de kazandıklarınıza karşılık azabı tadın.”
40: Ayetlerimizi yalanlayanlar ve ona karşı kibirlenen kimselere göğün kapıları açılmayacak ve halat iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyecek. Biz günahkarları böyle cezalandıracağız.
41: Onlar için cehennemden bir yatak ve üstlerinde örtüler olacak. Biz zalimleri böyle cezalandıracağız.
42: İman eden ve iyi işler yapanlar, içinde ölümsüz olacakları cennet halkıdır. Biz kişiyi, ancak kişinin gücü kadar sorumlu tutarız.
43: Sudurlarında kinden ne varsa çıkarırız. Aralarından ırmaklar akar. Cennet halkı diyecek ki “Bizi buraya getiren Allah’a hamdolsun. Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. Rabbimizin rasulleri kesinlikle gerçeği getirmiş.” Onlara seslenilecek ki “Bu cennet, sizin yaptıklarınıza karşılık miras olarak verildi.”
44: Cennet halkı, ateş halkına “Rabbimizin bize vadettiği şeyi gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin sizi tehdit ettiği şeyi gerçek buldunuz mu?” diye seslenecek. Cehennem halkı “Evet” diyecek. Aralarından bir seslenici, “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.” diye seslenecek.
45: Onlar Allah’ın yolundan uzaklaşan, onda eğrilik arayan ve ahireti inkar edenlerdir.
46-47: İki taraf arasında bir perde ve Arafta hepsini yüzlerinden tanıyan kişiler olacak. O kişiler cennet halkına “Size selam olsun” diye seslenecek. Cennete girmeyenler de bekleyecek. Gözleri ateş halkına doğru çevrildiği zaman diyecekler ki “Rabbimiz, bizi zalim toplulukla birlikte bulundurma.”
48-49: Araf halkı, simalarından tanıdıkları kişilere “Topluluğunuz ve büyüklenmeniz sizi kurtarmadı. Allah’ın rahmetini elde edemeyeceğine yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı?” diye seslenecek, diğerlerine “Girin cennete. Artık size ne korku olacak ne de siz hüzünleneceksiniz.” diyecek.
50: Ateş halkı “Allah’ın size verdiği rızıklardan veya suyun bir kısmından bize de akıtın” diye cennet halkına seslenecek. Cennet halkı diyecek ki “Allah, kafirlere ikisini de haram etti.”
51: Onlar dinlerini eğlence ve oyun edindi. Dünya hayatı onları aldattı. O gün ayetlerimizi bilerek inkar ettikleri ve bugünleriyle karşılaşacaklarını unuttukları gibi biz de onları unutacağız.
52: Onlara kanıt[7] olarak, detaylı açıkladığımız rahmet ve yol gösterici bir kitap geldi.
53: Onlar, onun tevilini bekliyor. Onun tevilinin geldiği gün, onu önceden unutmuş olanlar diyecek ki “Gerçekten Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Bize şefaat edecek herhangi bir şefaatçi var mı? Veya geri döndürülür müyüz ki yaptıklarımızdan başkasını yapalım” Gerçekten onlar kendilerini ziyana soktu ve uydurdukları şeyler kendilerinden uzaklaşıp kayboldu.
54: Gökleri ve yeryüzünü 6 günde yaratan sonra arşla beraber düzenleyen, geceyle kendini sürekli kovalayan gündüzü kaplayan, güneşe, aya, yıldızlara emri ile boyun eğdiren Allah, Rabbinizdir. Bilin ki, emir ve yaratma Allah’a aittir. Alemlerin Rabbin yücedir.
55: Allah’a yalvararak ve kısık sesle dua edin. Allah, haddi aşanları sevmez.
56: Yeryüzü ıslah edildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a korku ve umutla dua edin. Allah’ın rahmeti güzel davrananlara yakındır.
57: Rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderen Allah’tır. Hatta ağır bulutları yüklenince onu ölü beldeye yollarız, onunla su indiririz ve onunla her türlü üründen çıkarırız. Ta ki ölüleri de böyle çıkaracağız.
58: Rabbinin izniyle verimli beldenin bitkisi çıkar, verimsiz olanın ise faydasızı çıkar. Şükreden toplum için, ayetleri böyle çeşitli şekillerde açıklarız.
59: Kesinlikle Nuhu kavmine gönderdik. Dedi ki “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Ben, sizin için büyük günün azabından korkuyorum.”
60: Kavminden ileri gelenler dedi ki “Biz, seni apaçık bir sapkınlık içinde görüyoruz.”
61-62: Nuh dedi ki “Ey kavmim, bende bir sapıklık yok. Fakat ben alemlerin Rabbinin bir rasuluyum. Size Rabbimin mesajlarını duyuruyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediklerinizi Allah tarafından biliyorum.”
63: Sizi uyarması, sizin de sakınarak merhamet edilmeniz için, içinizden bir kişi ile Rabbinizden size zikr gelmesine mi şaştınız?
64: Nuh’u yalanladılar. Onu ve gemide onunla birlikte olan kimseleri kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayan kimseleri ise suda boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi.
65: Ad kavmine de kardeşleri Hud dedi ki” Ey kavmim Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Sakınmayacak mısınız?”
66: Kavminin kafir olan ileri gelenleri dedi ki “Biz seni akılsızlık içinde görüyoruz. Ve biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.”
67-68: Hud dedi ki “Ey kavmim, ben akılsız değilim. Fakat ben, alemlerin Rabbinin bir rasuluyum. Size Rabbimin mesajlarının duyuruyorum. Ben sizin için emin bir nasihatçiyim.”
69: Sizi uyarmak için içinizden bir kişi ile Rabbinizden size zikr gelmesine mi şaştınız? Nuh kavminden sonra sizi hükümdar[8] yaptığında, size yaratılışta üstünlük verdiğini hatırlayın. Başarmak için, Allah’ın nimetlerini hatırlayın.
70: Ad kavmi dedi ki “Atalarımızın kulluk ettiklerini bırakarak tek olan Allah’a kulluk etmemiz için mi bize geldin? Eğer doğru söylüyorsan, o halde bize tehdit ettiğin şeyi getir.”
71: Hud dedi ki “Artık size Rabbinizden bir azap ve gazap gerçekleşecek. Allah’ın haklarında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın onları adlandırdığı isimler uğruna mı benimle tartışıyorsunuz? O halde bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”
72: Onu ve onunla beraber olanları bizden bir rahmetle kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayanların ve mümin olmayan kimselerin arkasını kestik.
73-74: Semud kavmine kardeşleri Salih dedi ki “Ey kavmim, Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka hiçbir ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Şu Allah’ın dişi devesi sizin için bir delildir. Onu bırakın, Allah’ın arzında yesin. Ona kötülükle dokunmayın. Yoksa sizi elim bir azab yakalar. Ad’dan sonra sizi hükümdar[9] yaptığında sizi yeryüzüne yerleştirdiğini, onun düzlüklerinde saraylar, dağlarını yontarak evler edindiğinizi hatırlayın. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın” dedi.
75: Kavminden büyüklük taslayanların ileri gelenleri, içlerinden zayıf görülen iman eden kimselere dedi ki “Salihin gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” İman edenlerse dedi ki “Biz onunla gönderilene iman ediyoruz.”
76: Büyüklük taslayanlar dedi ki “Biz, sizin kendisine iman ettiğinizi inkar ediyoruz.”
77: Dişi deveyi boğazladılar ve Rablerinin emrine karşı geldiler. Dediler ki “Ey Salih, eğer sen gönderilen rasullerdensen bize tehdit ettiğin şeyi getir”
78: Onları o sarsıntı yakaladı ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
79: Salih onlardan yüz çevirdi ve dedi ki “Ey kavmim. Rabbimin mesajlarını size duyurdum ve size nasihat verdim. Fakat siz nasihat verenleri sevmiyorsunuz.”
80-81-82: Lut, kavmine “Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı bir çirkinliği mi yapıyorsunuz? Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere gidiyorsunuz. Hayır! Siz gerçekten haddi aşan bir kavimsiniz.” dediği zaman kavminin cevabı “Onları şehrinizden çıkarın. Çünkü onlar temiz olan insanlarmış!” demeleri oldu.
83: Biz de karısı hariç Lut’u ve ailesini kurtardık. Karısı geride kalanlardan oldu.
84: Üzerlerine yağmur yağdırdık. Günahkarların sonunun nasıl olduğuna bak.
85-86-87: Medyen’e de kardeşleri Şuayb dedi ki “Ey halkım! Allah’a kulluk edin. Sizin için Allah’tan başka ilah yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçü ve tartıyı tam yapın. İnsanların eşyalarının değerini düşürmeyin. Onun ıslahından sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Müminseniz bu, sizin için hayırlıdır. İman edenleri tehdit ederek, Allah’ın yolundan engelleyerek ve onda eğrilik arayarak her yolda pusuda beklemeyin. Azken sizi çoğalttığını hatırlayın. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bakın. Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış ama bir kısmı da inanmamış olursa, Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. Allah, hükmedenlerin en hayırlısıdır.”
88-89: Kavminden büyüklük taslayanlar dedi ki “Seni ve seninle beraber iman edenleri şehrimizden ya çıkarırız ya da bizim dinimize geri dönersiniz ey Şuayb.” Şuayb dedi ki “Biz istemesek bile mi? Allah ondan bizi kurtardıktan sonra dininize geri dönersek, Allah’a yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz Allah’ın dilemesi dışında bizim için ona geri dönmemiz mümkün değil. Rabbimiz her şeyi ilmiyle kaplamıştır. Biz sadece Allah’ı sahip edindik. Rabbimiz! Bizimle kavmimizin arasında hak ile hükmet. Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.”
90: Kavminden kafir kimselerin ileri geleleri dedi ki “Eğer Şuayb’a uyarsanız, kaybedenlerden olacaksınız”
91: Onları o sarsıntı yakaladı ve yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
92: Şuayb’ı yalanlayan kimseler, orada hiç yaşamamış gibi oldu. Şuayb’ı yalanlayan kimseler kaybeden oldu.
93: Şuayb onlardan yüz çevirdi ve dedi ki “Ey kavmim, size Rabbimin mesajlarını duyurdum, size öğüt verdim. Kafir bir kavme nasıl üzülürüm?”
94-95: Hangi şehre bir nebi gönderdiysek, Allah’a yalvarmaları için onları mutlaka fakirlik ve zorlukla yakaladık. Sonra kötülüğün yerine iyilik verdik. Nihayet çoğaldılar ve dediler ki “Atalarımıza da zorluk ve bolluk dokunmuştu.” Biz de onları farkında olmadan ansızın yakaladık.
96: Eğer o şehirlerin halkı iman edip sakınsaydı, yerden ve gökten üzerlerine bereket verirdik. Fakat yalanladılar. Biz de onları kazandıklarına karşılık cezalandırdık.
97: O ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin midir?
98: O ülkelerin halkı, kuşluk vakti oyalanırlarken azabımızın onlara gelmeyeceğinden emin midir?
99: Onlar Allah’ın tuzağından emin midir? Sadece kaybetmiş kavim, Allah’ın tuzağından emindir.[10]
100: Bu, o halklardan sonra yeryüzüne varis olanlara yol göstermedi mi? Eğer dilesek onları da günahları nedeniyle yakalar, kalplerini mühürleriz ve işitmez olurlar.
101: O ülkelerin haberlerini sana anlatıyoruz. Rasulleri onlara apaçık deliller getirmişti. Ama önceden yalanladıkları için iman etmediler. Allah kafirlerin kalbini böyle mühürler.
102: Onların çoğunu sözünde bulmadık. Çünkü çoğunu yoldan çıkmış olarak bulduk.
103: Onların ardından Musa’yı, ayetlerimizle Firavun ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Onlar, ayetlerimize haksızlık etti. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bak.
104-105: Musa dedi ki “Ey Firavun. Ben, alemlerin Rabbinden bir rasulum. Hakikat şu ki; bana düşen, Allah hakkında sadece gerçeği söylemektir. Rabbinizden size açık bir delil getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle birlikte gönder.”
106: Firavun dedi ki “Eğer doğru söyleyenlerdensen ve bir mucize[11] getirdiysen, onu ortaya çıkar”
107-108: Musa asasını attı, o birden apaçık bir yılan oldu. Elini çıkardı, birden bakanlara bembeyaz göründü.
109-110: Firavunun kavminin ileri gelenleri dedi ki “Bu bilgili bir sihirbazdır. Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor.” Firavun onlara “Ne tavsiye edersiniz?”
111-112: Onlar da dedi ki “Onu ve kardeşini beklet ve şehirlere toplayıcılar gönder. Tüm bilgili sihirbazları sana getirsinler.”
113: Sihirbazlar firavuna geldi. Dediler ki “Eğer biz galip olursak bize ödülün vardır”
114: Firavun dedi ki “Evet, yakınımdakilerden olursunuz?”
115: Sihirbazlar dedi ki “Ey Musa! Sen mi sunarsın ya da sunanlar biz mi olalım?”
116: Musa “Siz sunun” dedi. Onlar sunduğunda insanların gözlerini aldattılar, onları ürküttüler ve büyük bir sihir ortaya koydular.
117: Biz de Musa’ya asanı yere at diye vahyettik. Asası birden onların uydurdukları şeyleri yuttu.
118: Gerçek ortaya çıktı ve yapıyor oldukları boşa gitti.
119-120-121-122: Sihirbazlar orada yenildiler, küçük düştüler yine de secdeye kapandılar. Dediler ki “Biz alemlerin Rabbine, Musa ve Harun’un Rabbine iman ettik.”
123-124: Firavun dedi ki “Ben size izin vermeden önce mi ona iman ettiniz? Bu kesinlikle halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzak. Ama göreceksiniz. Ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz kestireceğim. Sonra hepinizi astıracağım.”
125-126: Sihirbazlar dedi ki “Biz Rabbimize döneneceğiz. Sen bizden sadece Rabbimizin bize gelen ayetlerine inandığımız için intikam alıyorsun. Rabbimiz üzerimize sabır boşalt ve bizi müslüman olarak vefat ettir.”
127: Firavunun kavminin ileri gelenleri dedi ki “Musa ve kavmini seni ve ilahlarını bırakmaları ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaları için mi bırakacaksın?” Firavun dedi ki “Onların oğullarını öldüreceğiz ve kadınlarını hayatta bırakacağız. Biz onları kahredeceğiz.”
128: Musa, kavmine dedi ki “Allah’tan sabrederek yardım isteyin. Yeryüzü Allah’ındır. Onu kullarından dilediğine varis kılar. Güzel son sakınanlar içindir.”
129: Kavmi dedi ki “Sen bize ulaşmadan önce de bize geldikten sonra da bize eziyet edildi.” Musa dedi ki “Rabbiniz, düşmanlarınızı helak etmeyi ve yeryüzüne sizi halife kılmayı vaad eder. Ama Allah nasıl davranacağınıza bakacaktır.”
130: Firavun ehlini, öğüt alırlar diye yıllarca ürünlerin kıtlığı[12] ile yakaladık.
131: Onlara bir iyilik geldiği zaman “Bu bizden dolayıdır.” derlerdi. Ama bir kötülük isabet ederse, Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı. İyi bilin ki onların uğursuzluğu ancak Allah katındandır. Fakat onların çoğu bilmez.
132: Firavun ehli dedi ki “Bizi büyülemek için her ne kadar mucize[13] getirsen de biz sana iman etmeyeceğiz.”
133: Biz de Firavun ehlinin üzerine ayrı ayrı mucize[14] olarak tufan, çekirge, haşerat, kurbağa ve kan gönderdik. Yine de büyüklendiler ve günahkar bir kavim oldular.
134: Üzerlerine salgın ulaşınca Firavun ehli dedi ki “Ey Musa! Sana verdiği ahitten dolayı bizim için Rabbine dua et. Eğer bizden bu salgını kaldırırsan kesinlikle sana inanacağız ve İsrailoğullarını seninle beraber göndereceğiz.”
135: Salgını onlardan bir süreye kadar kaldırdığımızda, süreye ulaşanlar hemen verdikleri sözü bozdu.
136: Biz de onlardan intikam aldık ve suda boğduk. Çünkü onlar, ayetlerimizi inkar etmiş ve umursamaz olmuştu.
137: İçini bereketlendirdiğimiz o yerin doğusuna ve batısına zayıf düşürülen o kavmi varis kıldık. Sabretmelerinden dolayı Rabbin İsrailoğullarına verdiği güzel sözü tamam etti. Firavun ve kavminin yaptıklarını ve yükselttiklerini yok ettik.
138-139-140: İsrailoğullarını denizden geçirdik. Kendilerini putlara adayan bir kavme rastladılar. Dediler ki “Ey Musa! Bunların ilahları gibi bize bir tanrı yap.” Musa dedi ki “Siz gerçekten cahillik eden bir kavimsiniz. Onların içinde oldukları şey yerle bir edilmiş ve yapıyor oldukları boşa gitmektedir. Sizi alemlere üstün tutmuş iken ilah olarak Allah’tan başkasını mı arayayım”
141: Biz sizi, Firavun ehlinden kurtardık. Onlar azabın kötüsünü istediği gibi yapıyor, oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyordu. Bunda size Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
142: Musaya 30 gece söz verdik ve ona 10 daha ekledik. Böylece Rabbinin tayin ettiği vakit 40 geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun’a dedi ki “Kavmimde benim yerime geç ve ıslah et ve bozguncuların yoluna tabi olma.”
143: Musa tayin ettiğimiz vakitte geldiğinde ve Rabbi ona konuşunca dedi ki “Bana görün Rabbim ve sana bakayım.” Allah dedi ki “Sen beni göremezsin fakat o dağa bak. Eğer o yerinde durursa sen de beni göreceksin.” Rabbi dağa tecelli edince, onu yerle bir etti. Musa baygın bir şekilde düştü. Kendine geldiği zaman dedi ki “Sen kusursuzsun, sana tevbe ettim ve müminlerin ilkiyim.”
144: Allah dedi ki “Ey Musa! Konuşmam ve mesajlarım için insanlardan seni seçtim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.”
145: Musa için levhalara her şeye dair bir öğüt ve her şeyin ayrıntılı açıklamasını yazdık. Onları kuvvetle tut ve kavmine de onları güzellikle tutmalarını emret. Fasıkların yurdunu size göstereceğim.
146: Yeryüzünde haksız olarak büyüklenenleri ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar her delili görse de ona inanmaz, doğru yolu görseler de onu yol edinmez. Ama azgınlık yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu, onların ayetlerimizi yalanlamaları ve onları umursamaz olmaları nedeniyledir.
147: Ahiretle karşılaşmayı ve ayetlerimizi inkar eden kimselerin amelleri boşa gidecek. Onlar sadece yaptıkları şeyle cezalandırılacak.
148: Musa’nın kavmi kendisinden sonra, süs eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı bedeni yaptı. Onun kendileriyle konuşmadığını ve yol göstermediğini düşünmediler. Onu ilah edinip zalim oldular.
149: Pişman oldukları zaman gerçekten saptıklarını gördüler ve dediler ki “Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa kaybedenlerden olacağız.”
150: Musa kavmine döndüğü zaman öfkeli ve üzüntülüydü. Dedi ki “Benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yapmışsınız. Rabbinizin emrini mi çabuklaştırdınız? Levhaları attı ve kardeşinin başını kendine çekerek tuttu. Harun dedi ki “Annemin oğlu, bu kavim beni aciz gördü, neredeyse öldürüyordu. Ne düşmanlara benimle alay ettir ne de bu zalim kavimle birlikte ol.”
151: Musa dedi ki “Rabbim beni ve kardeşimi bağışla. Ve bizi rahmetine dahil et. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”
152: Buzağıyı yapan kimselere dünya hayatında Rablerinden bir gazap ve zillet erişecek. Biz iftiracıları böyle cezalandırırız.
153: Onlar, yaptıkları kötülüklerden sonra tevbe edip iman etti. Rabbin tevbeden sonra bağışlayandır, merhamet edendir.
154: Musa’nın öfkesi dindiği zaman, Rablerinden korkanlar için nüshalarda rahmet ve rehber olan levhaları aldı.
155-156: Musa bizimle buluşma yeri ve zamanı için kavminden 70 adam seçti. Onları sarsıntı yakaladığında Musa dedi ki “Rabbim eğer dileseydin onları ve beni önceden helak ederdin. İçimizden bazı akılsızların yaptıklarından dolayı bizi helak mı edeceksin? Bu senin imtihanından başka bir şey değil. Onunla dileyeni sapkınlık içinde bırakır, dileyene yol gösterirsin. Sen bizim yardımcımızsın. Bizi bağışla ve bize rahmet et. Sen bağışlayanların en hayırlısısın. Bize bu dünyada ve ahirette iyilik yaz. Biz sana döndük.” Allah dedi ki “Dilediğimi azabıma uğratırım. Rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Rahmetimi sakınanlara, zekat verenlere ve ayetlerimize iman edenlere yazacağım.”
157: Onlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o ümmi nebi olan elçiye tabi olur. O ümmi elçi, kendilerine iyiliği tavsiye eder ve onları kötülükten meneder. Onlara güzel şeyleri helal, pis şeyleri de haram kılar[15]. Onların üzerlerindeki cezalarını ve boyunduruklarını kaldırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve onunla beraber indirilen nura[16] tabi olanlar başaranlardır.
158: De ki “Ey insanlar! Ben sizin hepiniz[17] için, göklerin ve yeryüzünün mülkü kendisine ait olan, O’ndan başka ilah olmayan, yaşatan ve öldüren Allah’ın rasuluyum. Doğru yolu bulmanız için Allah’a ve O’nun sözlerine iman eden ümmi nebi olan resulüne iman edin ve ona tabi olun.”
159: Musa’nın kavminden hak ile doğru yolu gösteren ve adil davranan bir topluluk vardı.
160: Biz onları topluluk olarak 12 kola ayırdık. Kavmi su istediği zaman Musa’ya “Asanla taşa vur diye” vahyettik. Taştan 12 göz akıtıldı. Her boy kendi içme yerini bildi. Üzerlerine bulutla gölge yaptık. Onlara helva ve bıldırcın verdik. Size rızık olarak verdiklerimizin güzellerinden yiyin. Onlar bize zulmetmedi fakat kendilerine zulmetti.
161: Onlara denilmişti ki “Şu kentte oturun ve orada dilediğiniz yerden yiyin. Kapıdan saygı ile girin ve affet deyin. Biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. Güzel davrananlara ziyadeleştireceğiz.
162: İçlerinden zulmedenler, kendilerine söylenenleri başka sözle[18] değiştirdi. Biz de onlara yaptıkları zulme karşılık gökten bir azap yolladık.
163: Onlara deniz kıyısında bulunan şehiri sor. Cumartesi[19], haddi aşıyorlardı. Onların istirahat ettikleri gün balıklar akın akın gelirdi. İstirahat etmedikleri günde gelmezlerdi. Yoldan çıkmalarından dolayı onları sınıyorduk.
164: İçlerinden bir topluluk dedi ki “Allah’ın onları şiddetli bir azapla azap edeceği veya helak edeceği bir kavme neden öğüt veriyorsunuz?” Dediler ki “Rabbinize mazeret sunmak ve belki de sakınırlar diye.”
165: Kendilerine verilen öğütleri unuttuklarında, kötülükten meneden kimseleri kurtardık. Yoldan sapmalarına karşılık zulmeden kimseleri yıkıcı bir azap ile yakaladık.
166: Kendilerine yasaklanan şeylere karşı baş kaldırdıklarında, onlara “Aşağılık maymunlar olun” dedik.
167: O vakit Rabbin kıyamet gününe kadar, onları azabın en kötüsüne sürecek kimseleri sevk edeceğini ilan etti. Doğrusu Rabbinin cezalandırması hızlıdır. Allah bağışlayandır, rahmet edendir.
168: Onları yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan kimisi salihtir kimisi kötü. Dönmeleri için, onları iyilik ve kötülüklerle sınadık.
169: Onlardan sonra arkalarından kitaba varis olan, “Biz bağışlanacağız” diyerek şu değersiz menfaati sahiplenen nesil geldi. Eğer kendilerine o menfaatin misli gelse onu da alırlar. Kitapta kendilerinden, Allah hakkında sadece gerçeği söyleyecekler diye misak alınmadı mı, onun içindekileri okumadılar mı? Sakınan kimseler için ahiret yurdu hayırlıdır. Akıl etmiyor musunuz?
170: Onlar kitaba sımsıkı sarılır, namazı kılar. Muhakkak ki biz, iyi işler yapanların karşılığını zayi etmeyiz.
171: Dağı üzerlerine bir gölge gibi kaldırdık. Onu kendilerine düşecek zannettiler. “Size verdiğime kuvvetle sahip olun. Sakınmanız için, içinde olandan öğüt alın.”
172-173: Kıyamet günü “Biz bundan gafildik” veya “Daha önce babalarımız ortak koştu ve biz onlardan sonra gelen bir nesil olduk. Batılla amel edenlerin yaptıkları yüzünden bizi helak mı edeceksin?” demeyin diye Rabbin, ademoğlunun sırtlarından soylarını çıkardı ve kendilerini kendilerine şahit tuttu. Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Ademoğlu dedi ki “Evet, Rabbimizsin, şahidiz.”
174: Dönmeleri için, ayetleri böyle ayrıntılı açıklıyoruz.
175-176: Onlara, kendisine verdiğimiz ayetlerden sıyrılan, şeytanın da onu kendi peşine taktığı kişinin haberini aktar. Böylece o, aldatanlardan oldu. Dileseydik, onu ayetlerle yüceltirdik. Fakat o dünyaya meyletti ve hevesine uydu. Onun durumu, üstüne varsan veya onu bıraksan dilini çıkarıp soluyan köpeğin misali gibidir. Ayetlerimizi inkar eden kavimlerin durumu böyledir. Fikretmeleri için bu kıssayı anlat.
177: Ayetlerimizi inkar eden ve kendilerine zulmeden toplumun durumu ne kötüdür.
178: Allah kime yol gösterirse o doğru yolda olandır. Ve kimi de sapkınlık içinde[20] bırakırsa onlar kaybedenlerdir.
179: İnsan ve cinlerini birçoğunu cehenneme ayıracağız. Onların idrak edemeyen kalbi, göremedikleri gözleri, duyamadıkları kulakları vardır. Onlar, hayvan gibidir hatta onlar daha sapkındır. İşte onlar gafildir.
180: En güzel isimler Allah’ındır. Allah’a onlarla dua edin. O’nun isimleri hakkında tartışanları bırakın. Onlara, yaptıklarının cezası verilecek.
181: Yarattıklarımızdan hakka yönlendiren ve adil olan bir ümmet yarattık.
182: Ayetlerimizi inkar edenleri, onlar bilmeksizin adım adım yaklaştıracağız.
183: Onlara mühlet veririm. Benim tuzağım sağlamdır.
184: Onlar, arkadaşlarında hiçbir delilik olmadığını fikretmez mi? O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.
185: Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah’ın yarattığı şeylere ve ecellerinin belki de yaklaşmış olabileceğini düşünmezler mi? Öyleyse ondan[21] sonra hangi söze inanacaklar?
186: Allah, kimi sapkınlık içinde[22] bırakırsa, artık ona doğru yolu gösteren olmaz. Allah onları azgınlıkları içinde bocalamaya terk eder.
187: Sana, o Saat’in demir atma zamanını[23] soruyorlar. De ki “Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu ve onun vaktini Allah’tan başkası açığa çıkaramaz. O, göklere de yere de ağır gelmiştir. O, size aniden gelecek.” Sanki sen onu gizliyorsun gibi sana soruyorlar. De ki “Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır ama insanların çoğu idrak edemez.”
188: De ki “Allah’ın dilemesinden başka kendime ne bir fayda ne de zarara sahip değilim. Eğer gaybı biliyor olsaydım mutlaka hayr edinirdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeciyim.”.
189-190: Allah, sizi tek bir nefsten yaratan, kendisiyle huzur bulsun diye eşini de o tek nefsten var edendir. Eşini sarıp örtünce, eşi hafif bir yük yüklendi[24] ve onu taşıdı. Yükü ağırlaşınca her ikisi Rableri Allah’a, “Eğer bize salih bir çocuk verirsen elbette biz şükredenlerden olacağız!” diye dua etti. Fakat onlara salih bir evlat verdiği zaman, kendilerine verilen şeyle Allah’a ortaklar koşmaya başladılar. Fakat Allah, onların ortak koştuklarından yücedir.”
191-192: Kendileri yaratılmışken hiçbir şeyi yaratamayan, ne onlara yardıma güç yetirebilen ne de kendilerine yardım edebilen şeyleri mi ortak koşuyorlar?
193: Onları doğru yola çağırırsanız da size uymazlar. Onları çağırsanız da sussanız da sizin için aynıdır.
194: Allah’tan başkasına dua ettiğiniz kimseler şüphesiz ki sizler gibi kuldur. Eğer doğru iseniz onlara dua edin, onlar da size cevap versin!
195: Onların yürüyecekleri ayakları ya da tutacakları elleri ya da görecekleri gözleri yahut işitecekleri kulakları mı var? De ki “Ortak koştuklarınıza dua edin. Sonra bana tuzak kurun ve bana mühlet vermeyin.”
196: Doğrusu benim yardımcım, kitabı indiren ve salihleri koruyup gözeten Allah’tır.
197: O’ndan başka dua ettikleriniz, ne size ne de kendilerine yardıma güç yetiremez.
198: Onları doğru yola çağırsanız da işitmezler. Onların sana baktıklarını görürsün ama onlar görmezler.
199: Sen affı tut[25], iyiliği tavsiye et ve cahillerden yüz çevir.
200: Şeytan bir vesvese ile seni dürterse Allah’a sığın. Çünkü Allah duyandır, bilendir.
201: Allah’tan sakınanlara şeytandan bir dürtü dokunduğu zaman, onlar düşünür ve hemen farkına varır.
202: Şeytanların kardeşleri, onları azgınlığın içine çeker ve peşlerini bırakmaz.
203: Onlara bir mucize[26] getirmediğinde derler ki “Sen bir mucize icat etseydin ya!” De ki “Ben sadece Rabbimden bana vahiy olunana tabi olurum. Kur’an, inanan bir kavmim için Rabbinizden kanıt, rahmet, yol gösterendir.”
204: Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve size rahmet edilmesi için kulak verin.
205: Sabah akşam içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan sesle Rabbini an. Gafillerden olma.
206: Rabbinin katında olanlar, O’na kulluk etmekten asla kibirlenmez. O’nu yüceltir ve O’na secde ederler.
[1] Ayet metninde “ilm” yazar. “İlm” kelimesinin bir anlamı da “kanıt”tır. Necm-28: “Onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyor.” ayetinde gördüğünüz üzere “ilm”, zannın zıddıysa eğer, artık “yakîn” (kesinlik) ve dolayısıyla reddedilemez bir “kanıt” anlamına sahip olur.
[2] Ayet metninde “secde edin” emri vardır. Allah fiziki secdeyi, sadece kendi için emreder. Delil ayet Fussilet-37. ayettir. Fussilet-37: “Gece ve gündüz, güneş ve ay Allah’ın delillerindendir. Ne güneşe ne de aya secde edin. Sadece Allah’a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah’a secde edin.” İnsanlık geçmişinde ay ve güneşe ilah olarak tapanların, ibadet için fiziki secde ettikleri bilinen bir gerçektir. Oysa Allah bu ayetle, fiziki secdenin ibadet olarak sadece kendisine yapılmasını emretmiştir. Secde, mecazi değil hakiki anlamında kullanılmıştır. Çünkü onlar sözde ilahlarına, fiziki secde ederek tapınırdı. Ki bu fiziki secde, namaz inkarcılarının, “putperesteler gibi, robotik eğilip kalkın” diyerek namaza karşı kullandıkları bir silahtır. Secde kelimesi diğer varlıklar içinse; “selamlamak, saygı göstermek, methetmek gibi anlamlarda kullanılır.
[3] Kendi hatasına rağmen Allah’ı suçlamak, şeytanın tavrıdır.
[4] Diriliş yani kabirlerden çıkış, bu dünyada olacak.
[5] Takva, sakınmak anlamına gelir.
[6] Kıst, adaletin alt kümesidir. Dünya yaşamına bakan anlamı ile kıst; paylaşım, miras, ticaret ve hukuk gibi “somut ölçü” gerektiren alanlarda kullanılır. Kur’an’da terazi ve ölçü birimleri anlatılırken genelde bu kelime tercih edilir. Bir bütünün parçalara ayrılmasında her hak sahibinin “payını” tam olarak almasıdır. Adalet ise sadece insanlar arasındaki davaları değil, kainattaki tüm dengeyi ifade eder.
[7] Ayet metninde “ilm” yazar. “İlm” kelimesinin bir anlamı da “kanıt”tır. Necm-28: “Onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyor.” ayetinde gördüğünüz üzere “ilm”, zannın zıddıysa eğer, artık “yakîn” (kesinlik) ve dolayısıyla reddedilemez bir “kanıt” anlamına sahip olur.
[8] Halife; sorumlu, hükümdar demektir. Allah’ın yeryüzünde insanlara verdiği sorumluluk, yöneticilik makamını ifade eder. Aynı ifade Sad-26. ayette de vardır. Sad-26: “Ey Davut, biz yeryüzünde seni hükümdar tayin ettik. O halde insanlar arasında hak ile hükmet ve hevana uyma.” Bu ayet ayrıca halifenin görevini açıklayarak tanımını da yapar. Görevi; insanlar arasında hak ile hükmetmek yani yönetmektir.
[9] Halife; sorumlu, hükümdar demektir. Allah’ın yeryüzünde insanlara verdiği sorumluluk, yöneticilik makamını ifade eder. Aynı ifade Sad-26. ayette de vardır. Sad-26: “Ey Davut, biz yeryüzünde seni hükümdar tayin ettik. O halde insanlar arasında hak ile hükmet ve hevana uyma.” Bu ayet ayrıca halifenin görevini açıklayarak tanımını da yapar. Görevi; insanlar arasında hak ile hükmetmek yani yönetmektir.
[10] Çünkü onlar, yaptıklarına karşı bizzat Allah’ın azabını yaşayarak emin olmuşlardır.
[11] Ayet metninde yer alan “ayet” kelimesi, vahiy anlamında değildir. Kastedilen; kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır. Mucizeler, ancak Allah’ın izni ile gerçekleşen delil nitelikli olaylardır.
[12] Araf-94: “Hangi şehre bir nebi gönderdiysek, Allah’a yalvarmaları için onları mutlaka fakirlik ve zorlukla yakaladık.”
[13] Ayet metninde yer alan “ayet” kelimesi, vahiy anlamında değildir. Kastedilen; kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır. Mucizeler, ancak Allah’ın izni ile gerçekleşen delil nitelikli olaylardır.
[14] Ayet metninde yer alan “ayet” kelimesi, vahiy anlamında değildir. Kastedilen; kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır. Mucizeler, ancak Allah’ın izni ile gerçekleşen delil nitelikli olaylardır. Ve İsra-59: “Oysa biz mucizeleri korkutup uyarmak için göndeririz.” ayetinin beyanıyla mucizeler uyarmak ve korkutmak amacıyla gönderilir.
[15] Rasulun helal ve haramları emretmesi, sadece beyan görevinin gereğidir. Helal ve haram kılmak, istisnasız Allah’ın vahyi iledir. Rasul dinde yeni bir hüküm veremez, mevcut hükmü değiştiremez. Çünkü rasulun tek görevi beyandır, bildirmektir. Allah açıklar, rasul beyan eder.
[16] Kastedilen nur, Kur’andır.
[17] Bu ve Sebe-28. ayet; Allah rasulu Muhammed nebinin sadece Arap kavmine değil tüm insanlara geldiğini beyan eder. Sebe-28: “Biz seni istisnasız tüm insanlara ancak bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik fakat insanların çoğu bilmez.”
[18] Ayetin muhatabı İsrailoğullarıdır. Onlar, kitaplarının tahrif edildiğine dair Kur’anda ayet bulunmadığını iddia eder. Oysa bu ayet, kendilerine bildirilen sözleri başka sözlerle değiştirdiklerini açıklar.
[19] “sebt” kelimesinin bir anlamı “cumartesi”dir. Diğer anlamı ise “çalışmayı kesme, istirahat etme”dir. Çünkü Yahudilere göre Allah, Pazar günü gökleri ve yeri yaratmaya başlayıp 6 günde yaratmış, yorulmuş ve Cumartesi günü çalışmasını kesip dinlenmiştir. Oysa Allah’ın yorulması ve dinlenmesi mümkün değildir. Bu iddia bile Tevrata, insan elinin müdahale ettiğinin yani 162. ayetin ispatıdır. Fakat Kur’an, müheymin sıfatı ile bu iddiayı reddeder. İşte ayeti; Ahkaf-33: “Gökleri ve yeri yaratan, onları yaratırken yorulmayan Allah’ın, ölülere hayat vermeye muktedir olduğunu düşünmediler mi? Evet, Allah her şeye gücü yetendir.”
[20] “İ’fal” babının 17 farklı görevi vardır. Bunlardan en bilineni “Teaddi” yani lazım (geçişsiz) olan fiilin, müteaddi (geçişli) yapılması görevidir. Bu görevi nedeniyle birçok kimse “dalle” fiilini standart olarak “saptırmak” olarak çevirir ki bu önemli bir hatadır. Oysa görevlerinden biri de “Ta’riz” görevidir. Ta’riz görevi fiile; “sunmak, arz etmek, sergilemek ve maruz bırakmak” anlamları katar. Bu babda bazı fiiller, öznesine göre anlam kazanır. Eğer bir kul şeytana uyarak sapmayı tercih etmişse o kul için, Allah da seçim yapacaktır. Ya onu içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakacak ya da kurtaracaktır. İşte “dalle” fiilinin öznesi Allah olduğunda i’fal babı fiile, maruz bırakma yani “kişiyi içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakmak, kişinin o sapkınlığa maruz kalmasına müsaade etmek” anlamı katar. Çünkü Araf-16: “Beni azdırmana karşılık, onlar için senin doğru yoluna oturacağım. Sonra önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim. Onların çoğunu şükreden bulmayacaksın” ayetinde Allah, şeytanın maksadının insanları doğru yoldan uzaklaştırmak, saptırmak olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda sapan insan, saptıran şeytandır. Peki Allah neden, kimi sapıtmışları kurtartır ama kimilerini düştüğü sapkınlıkta bırakır? Kimi insanlar işlediği günahlardan dolayı sıkılır, içine düştüğü sapkınlık onu huzursuz eder, savrulmuş olsa da iş veya sözleriyle farkında olarak veya olmayarak pişmanlık yaşar. Kişi, bu pişmanlığına sahip çıkma gayreti içinde ama neyi nasıl yapacağını bilemiyorsa, Allah da onu yarı yolda bırakmaz. Bu durumda şu ayeti hatırlayın. Rad-27: “Allah kendisine yönelen kimseyi hidayete iletir.” Özetle Allah’ın dilemesi, kulun gayreti istikametindedir. Diğeri de şeytanla sarmaş dolaş olmuştur fakat zerre pişmanlık hissetmemiş, pişmanlık hissetse de ona sahip çıkmamıştır, pervasız ve kuralsızdır, duyarsızdır, inkar ve alayı seçmeye devam etmektedir. İşte Allah, bu kimseleri, içine düştükleri sapkınlıkta bırakır. Bu durumda o kişi için, onu Allah saptırdı denemez. Allah onu yukardaki sebeplerden dolayı, kendi seçtiği sapkınlığa maruz bırakmayı tercih etmiştir. Çünkü Allah diler ama kulun gayreti istikametinde diler.
[21] Allah’ın sözleri olan Kur’anı işaret etmektedir.
[22] 178. ayet dipnotuna bakınız.
[23] Kastedilen, gerçekleşme zamanıdır.
[24] Hamile kalmayı kasteder.
[25] Affetmeyi tercih et, seç anlamı verir.
[26] Ayet metninde yer alan “ayet” kelimesi, vahiy anlamında değildir. Kastedilen; kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır. Mucizeler, ancak Allah’ın izni ile gerçekleşen delil nitelikli olaylardır.