1: Elif, Lam, Ra. Bu, hikmetli Kitabın ayetleridir.
2: İçlerinden bir kişiye “İnsanları uyarması ve iman edenlere Rableri katında kendileri için gerçek bir makamı olduğunu müjdele!” diye vahyetmemiz insanlar için şaşırtıcı mı oldu? İnkar edenler “Bu apaçık bir büyücüdür” dedi.
3: Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, ayrıca her işi tanzim ederek arşla beraber düzenleyen Allah’tır. Ancak Allah’ın izninden sonra kişi şefaat edebilir.[1] İşte O Rabbiniz Allah’tır. O’na kulluk edin![2] İbret almayacak mısınız?
4: Hepinizin dönüşü yalnızca Allah’adır. Allah’ın vaadi gerçektir. Çünkü Allah, ilk yaratmayı yapan sonra iman edip iyi işler yapanları mükafatlandırmak, inkar edenleri de kıst[3] ile cezalandırmak için geri döndürür. Onlar için inkar etmelerinden dolayı kaynar sudan içecek ve elim bir azap olacak.
5: Güneşi ışık, ayı da aydınlık yapan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için aya evreler belirleyen Allah’tır. Allah bunları ancak bir amaç için yarattı. Allah idrak eden bir kavme ayetlerini detaylı açıklar.
6: Gece ve gündüzün ard arda gelmesinde, Allah’ın göklerde ve yerde yarattıklarında sakınan bir toplum için deliller vardır.
7-8: Bizimle karşılaşacaklarını beklemeyenlerin, dünya hayatına razı olup onunla tatmin olanların ve ayetlerimizi umursamayanların barınağı, kazandıklarından dolayı ateştir.
9: Rableri, iman edip iyi işler yapanları, imanları sebebiyle aralarından ırmaklar akan naim cennetlerine iletecek.
10: Onların naim cennetlerindeki duası “Allah’ım! Sen kusursuzsun”, karşılamaları ‘selam”, dualarının sonu da “Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah içindir.”
11: Allah insanlara hayrı acele istedikleri gibi şerri de acele verseydi, onların süreleri tamamlanmış olurdu. Bizimle karşılaşacaklarını beklemeyenleri azgınlıkları içerisinde bocalar halde bırakırız.
12: İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman, yatarken, otururken veya ayaktayken bize dua eder. Fakat Biz insanın sıkıntısını kaldırdığımızda, kendisine dokunan sıkıntı için sanki Bize dua etmemiş gibi hareket eder. Böylece haddi aşanlara yaptıkları şey güzel gösterildi.
13: Haksızlık yaptıklarından dolayı sizden önce nesiller helak ettik. Rasulleri kendilerine apaçık deliller ile gelmişti. Oysa onlar iman etmedi. Suçlu toplumları böyle cezalandırırız.
14: Sonra da nasıl davranacağınızı görmemiz için sizi onların ardından yeryüzünde halifeler(sorumlular)[4] yaptık.
15: Onlara ayetlerimiz açıkça okunup aktarıldığı zaman, bizimle karşılaşmayı beklemeyenler “Ya bundan başka bir kuran(ayet)[5] getir veya bunu değiştir!” dediler. De ki “Onu ben kendiliğimden değiştirmeye muktedir değilim. Ben sadece bana vahyolunan uyarım. Eğer Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım.”
16: De ki “Allah dileseydi onu size okuyup aktaramazdım. Allah da onu size bildirmezdi. Ben Kur’andan önce içinizde bir ömür kaldım. Akıl etmiyor musunuz?
17: Allah’a karşı yalan uyduran veya ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir? Doğrusu Allah, günahkarları başarıya[6] ulaştırmayacak.
18: Onlar Allah’ın yanı sıra kendilerine ne bir zarar ne bir yarar sağlamayan şeylere kulluk ediyorlar ve “Bunlar, Allah’ın katında bizim şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki “Allah’a, göklerde ve yerde kendisinin bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır ve yücedir.
19: İnsanlar sadece tek bir ümmetti. Sonradan ayrılığa düştüler. Rabbinden bir hüküm verilmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda aralarında elbette hüküm verilirdi.
20: “Ona Rabbinden bir mucize[7] indirilsin” derler. De ki “Gayb Allah’a aittir. Bekleyin, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”
21: Kendilerine dokunan bir sıkıntıdan sonra insanlara bir merhamet tattırdığımız zaman onların, ayetlerimizle ilgili hemen bir tuzakları olur. De ki “Allah, tuzakta daha hızlıdır.” Rasullerimiz kurduğunuz tuzakları yazmaktadır.
22: Karada ve hatta siz gemilerdeyken denizde hareket ettiren Allah’tır. Onlar hoş bir rüzgar ile akıp gider ve de mutlu iken, gelen şiddetli bir fırtına ve her yönden gelen dalgalarla kuşatıldıklarını anladıklarında, dinin ait olduğu Allah’a “Bizi bundan kurtarırsan kesinlikle şükredenlerden olacağız” diye yalvarırlar.
23: Allah kendilerini kurtardığında yeryüzünde hemen haksız yere azgınlık ederler. Ey insanlar! Sizin azgınlığınız ancak kendi aleyhinizedir. Dünya hayatının keyfini çıkarır sonra bize dönersiniz. Daha sonra da yaptıklarınızı size bildireceğiz.
24: Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz su gibidir. İnsanların ve hayvanların yedikleri olan yeryüzündeki bitkiler su ile karışır. Sonunda yeryüzü süsünü alıp donandığı ve yeryüzü halkları gerçekten güçlü olduklarını zannederken, bir gece veya gündüz emrimiz gelir. Onu dün yokmuş gibi hasat edilmiş yaparız. Biz, fikreden bir toplum için ayetlerimizi ayrıntılı bir şekilde böyle açıklarız.
25: Allah barış yurduna çağırır ve dileyen kimseyi doğru yola iletir.
26: Güzel davranan kimselere daha güzeli ve fazlası olacak. Onların yüzlerini ne karanlık ne de aşağılanma kaplayacak. Onlar, içinde ölümsüz olacakları cennet halkıdır.
27: Kötülük yapanlara kötülüğün cezası, onun dengi kadardır. Onları aşağılanma kaplayacak. Kötülük yapanları Allah’tan koruyacak hiç kimse yoktur. Onların yüzleri, sanki karanlık geceden bir parçayla bürünmüştür. Onlar, içinde ölümsüz olacakları cehennem halkıdır.
28-29: O gün kötülük yapanları toplayacağız. Sonra da Allah’a ortak koşanlara “Siz ve koştuğunuz ortaklar, yerlerinize!” diyeceğiz ve aralarını ayıracağız. Ortak koştukları “Siz bize ibadet etmiyordunuz. Bu yüzden bizimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Biz sizin tapınmanızdan habersizdik.” diyecek.
30: Orada her nefs yaptıklarından haberdar olacak. Artık onlar gerçek efendileri olan Allah’a döndürülmüştür. Uydurmakta oldukları şeyler de onlardan uzaklaşacaktır.
31: De ki “Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da işitme ve görmeye malik olan kim? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? Tüm işi kim tanzim ediyor?” Onlar “Allah” diyecek. De ki “Sakınmayacak mısınız?
32: İşte sizin gerçek Rabbiniz Allah budur. Hakk dışında sapıklıktan başka ne var? Yine de çevriliyorsunuz?”
33: Böylece Rabbinin yoldan çıkanlar hakkındaki “Onlar inanmazlar” hükmü gerçekleşmiş oldu.
34: De ki “Ortak koştuklarınızdan ilk yaratmayı yapacak, sonra onu geri döndürecek var mı?” De ki “Allah ilk yaratmayı yapar sonra onu geri döndürür. Yine de kandırılıyorsunuz.
35: De ki “Ortak koştuklarınızdan gerçeğe ulaştıran var mı?” De ki “Allah gerçeğe ulaştırır. Gerçeğe ulaştıran mı takip edilmeye layıktır yoksa sizin gibi hidayet verilmedikçe doğru yolu bulamayan mı? Artık nasıl hükmedecekseniz?
36: Onların çoğu sadece zanna uyar. Zan, gerçek gibi fayda sağlamaz. Allah onların yaptıklarını bilir
37: Bu Kur’an uydurulmuş değildir, Allah katındandır. Bununla beraber o, öncekinin yerine gelen[8], kendinde şüphe olmayan kitabı detaylı açıklayan alemlerin Rabbindendir.
38: Yoksa “Onu uydurdu!” mu diyorlar? De ki “Doğru söylüyorsanız, Allah’tan başka muktedir olduklarınızı çağırarak onun benzeri bir sure getirin!”
39: Hayır, Kur’anın kavrayamadıkları ilmini ve henüz kendilerine gelmeyen tevilini yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanladı. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak.
40: İçlerinden kimisi Kur’ana iman eder, kimisi iman etmez. Rabbin bozguncuları bilir.
41: Onlar seni yalanlarsa de ki “Benim işim bana, sizin işiniz de size aittir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım.”
42: Onlardan kimisi seni dinler. Eğer akıl etmiyorlarsa, sağırlaşanlara sen mi işittireceksin?
43: Onlardan kimisi sana bakar. Eğer görmüyorlarsa, körleşenleri sen mi doğru yola ulaştıracaksın?
44: Allah insanlara hiçbir haksızlık yapmaz fakat insanlar kendilerine haksızlık eder.
45: Allah’ın onları toplayacağı gün, ancak aralarında tanışabilecekleri günün bir saati kadar kalmış gibidirler. Allah ile karşılaşmayı yalanlayıp doğru yolda olmayanlar ise kaybedecek.
46: Ya onları tehdit ettiklerimizin bir kısmını sana gösteririz ya da seni vefat ettiririz. Dönüşleri sadece bizedir. Ayrıca Allah onların yaptıklarına şahittir.
47: Her ümmetin bir rasulu vardır. Rasulleri geldiği zaman, aralarında kıst[9] ile hükmedilir ve onlara haksızlık edilmez.
48: Doğru söylüyorsanız o tehdit ne zaman?” derler.
49: De ki “Allah’ın dilemesi hariç, kendime bir zarar veya yarar verecek güce sahip değilim.” Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri geldiği zaman artık ne bir saat geri kalabilir ne de ileri gidebilirler.
50: De ki “Allah’ın azabının size gece veya gündüz gelebileceğini düşündünüz mü?” Günahkarlar onu neden istemekte acele ediyorlar!
51: Ona, azap başınıza geldikten sonra mı iman edeceksiniz, şimdi mi? Çünkü azabı istemekte acele ediyorsunuz.
52: Sonra haksızlık edenlere “Sonsuz azabı tadın. Ancak kazandıklarınızdan dolayı cezalandırılacaksınız.” denilecek.
53: “O gerçek mi?” diye senden haber bekliyorlar. De ki “Evet, Rabbime yemin ederim ki o gerçektir ve siz kaçamayacaksınız.”
54: Haksızlık eden kişi yeryüzündeki her şeyi fidye olarak vermek isteyecek. Onlar azabı gördüklerinde, pişmanlıklarını açık edecek. Aralarında kıst[10] ile hükmedilecek ve kendilerine haksızlık da edilmeyecek.
55: Bilin ki göklerde ve yerde olanlar Allah’a aittir. Bilin ki Allah’ın vaadi gerçektir fakat onların çoğu idrak etmez.
56: Allah hayat verir ve öldürür. Siz O’na döndürüleceksiniz.
57: Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, sudurlarınızın[11] içinde olan için bir şifa, müminler için bir rehber ve rahmet gelmiştir.
58: De ki “Onlar Allah’ın lütfu ve merhametiyle sevinsinler! Bu, onların biriktirdiklerinden hayırlıdır.”
59: De ki “Allah’ın sizin için indirdiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını da helal kıldığınızı görüyor musunuz?” De ki “Allah mı size izin verdi yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”
60: Allah’a karşı yalan uyduran kimseler kıyamet gününü ne zannediyor? Allah insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat onların çoğu şükretmezler.
61: İçinde olduğun hale, ayet[12] olarak ondan okuyup aktardıklarına ve sizin amel olarak yaptıklarınıza daldığınız vakit mutlaka üstünüzde şahidiz. Ne yerde ne de gökte zerre ağırlığında olan Rabbinden uzak değildir. Bundan daha küçüğü de daha büyüğü apaçık bir kitabın içindedir.;
62-63: Bilin ki Allah’ın dostları için ne korku[13]olacak ne de onlar üzülecek. Ki onlar, iman edip sakınanlardır.
64: Dünya hayatında da ahirette de onlara müjde vardır. Allah’ın hükümlerinde değişme olmaz. İşte büyük kurtuluş budur.
65: Onların sözleri seni üzmesin. Çünkü izzet tamamen Allah’a aittir. Allah duyandır, bilendir.
66: Bilin ki göklerde ve yeryüzünde olanlar yalnızca Allah’a aittir. O halde Allah’ın peşi sıra ortaklara tapanlar neye tabiler? Onlar, sadece zanna tabi ve asılsız konuşurlar.
67: Allah, içinde dinlenesiniz diye sizin için geceyi yaratan, gündüzü aydınlık kılandır. Bunda, işiten bir toplum için deliller vardır.
68: “Allah çocuk edindi!” dediler. Allah bundan uzaktır, zengin olandır. Göklerde ve yerde olanlar yalnızca Allah’a aittir. Buna dair yanınızda hiçbir bir delil yoktur. Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?
69: De ki “Allah hakkında yalan uyduranlar başaramayacak.”
70: Allah hakkında yalan uyduranlar dünyanın keyfini çıkarır sonra bize döner. Ardından inkar ettikleri şeyler nedeniyle onlara şiddetli azabı tattırırız.
71-72: Onlara Nuh’un haberini aktar. O vakit Nuh kavmine “Ey kavmim! Benim konumum ve size Allah’ın ayetlerini hatırlatmam size ağır oluyorsa, ben Allah’ı vekil[14] seçtim. Siz de kararınız için ortaklarınızla toplanın. Ayrıca kararınız, içinize sıkıntı olmasın. Kararınızı hemen beklemeden bana uygulayın ki yüz çevirmeyin. Sizden hiçbir ücret de istemedim. Benim ücretim yalnızca Allah’a aittir. Bana müslümanlardan olmam emredildi.
73: Kavmi onu yalanladı. Biz de onu ve gemide onunla birlikte bulunanları kurtardık ve onları halifeler (sorumlu)[15] yaptık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Uyarılanların sonunun nasıl olduğuna bak.
74: Sonra Nuh’un arkasından rasulleri kendi toplumlarına gönderdik. Rasuller, apaçık deliller getirdi. Onlar da daha önce yalanladıklarına iman etmedi. Haddi aşanların kalplerini böyle mühürleriz.
75: Sonra onların ardından Musa ile Harun’u delillerimizle Firavun’a ve ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar kibirlendi ve günahkar bir toplum oldu.
76: Katımızdan onlara o kitap[16] geldiğinde “Elbette bu, apaçık bir büyüdür!” dediler.
77: Musa dedi ki “Size gelen kitap için ‘Bu bir sihir midir?” mi diyorsunuz? Oysa Allah, sihir yapanları başarıya ulaştırmaz.
78: Onlar dedi ki “Babalarımızı üzerinde bulduğumuzdan bizi uzaklaştırmak ve yeryüzünde azamet ikinizin olsun diye mi bize geldin? Biz ikinize de iman etmeyeceğiz.”
79: Firavun “Bilgili bütün sihir yapanları bana getirin!” dedi.
80: Sihir yapanlar geldiği zaman Musa onlara “Ne atacaksanız atın!” dedi.
81: Onlar attığı zaman Musa dedi ki “Sizin getirdiğiniz şey sihirdir. Allah onu boşa çıkaracaktır.” Çünkü Allah bozguncuların işini düzeltmez.
82: Suçlular hoşlanmasa da Allah hükümleriyle gerçeği ortaya çıkarır.
83: Firavun ve ileri gelenlerinin kendilerine zulüm etmelerinden korktukları için Musa’ya, kavminden sadece nesli iman etti. Firavun ise yeryüzünde büyüklendi. Doğrusu o, haddini aşanlardandı.
84: Musa dedi ki “Ey kavmim! Allah’a inandıysanız ve O’na teslim olduysanız Allah’ı vekil(otorite) seçin.
85-86: Kavmi de “Biz Allah’ı vekil seçtik. Rabbimiz, bizi bu zalim kavim ile imtihan etme ve bizi merhametinle bu kafirler toplumundan kurtar!” dedi.
87: Biz de Musa ve kardeşine “Kavminiz ile şehirde evlere yerleşin. Evlerinizi ibadet ve toplanma alanı(kıble)[17] yapın ve namaz kılın. Müminleri müjdele!” diye vahyettik.[18]
88: Musa dedi ki “Rabbimiz! Sen Firavun ve ileri gelenlerine dünya hayatında ziynet ve mallar verdin. Rabbimiz! senin yolundan saptırmaları için mi? Rabbimiz! Onların mallarını yok et ve kalplerini katılaştır ki o elim azabı görünceye kadar iman etmesinler.”
89: Allah dedi ki “İkinizin duasına da cevap verilecek. Siz doğru yolda olun ve idrak etmeyenlerin yoluna uymayın!”
90: Biz İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri azgınca ve düşmanca onları takip etti. Sonunda boğulacağını anladığı zaman Firavun dedi ki “Sadece İsrailoğullarının iman ettiği ilaha iman ettim. Ben de müslümanlardanım!”
91: “Şimdi mi? Oysa önceden isyan ettin ve bozgunculardan olmuştun.”
92: Senden sonra geleceklere bir ibret olman için bugün senin bedenini kurtaracağız. Doğrusu insanların çoğu delillerimizi umursamaz.
93: Oysa biz İsrailoğullarını iyi bir yere yerleştirmiş ve onlara temiz nimetlerden rızık vermiştik. Kendilerine vahiy[19] gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Rabbin, anlaşmazlığa düştüğü şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hükmedecek.
94: Sana indirdiğimizden şüphe içindeysen, senden önce Kitabı okuyanlara sor[20]! Rabbinden sana bu kitap[21] gelmiştir. Şüphe edenlerden olma!
95: Allah’ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma. Sonra kaybedenlerden olursun.
96-97: Haklarında Rabbinin hükmü gerçekleşenler, kendilerine her delil gelse bile elim azabı görünceye kadar iman etmezler.
98: Sadece Yunus’un kavmi, iman eden ve bu imanı kendine yarar sağlayan bir şehir idi. İman ettikleri zaman, kendilerinden dünya hayatındaki rezillik azabını kaldırdık ve onları bir süreye kadar yararlandırdık.
99: Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi topluca elbette iman ederdi. İman edinceye kadar insanları sen mi zorlayacaksın?
100: Allah’ın iradesi dışında kişinin iman etmesi mümkün değildir. Allah, akıl etmeyenleri ise pislik içinde bırakır.
101: De ki “Göklerde ve yerde neler var bakın!” İman etmeyen bir topluma deliller ve uyarılar yarar sağlamaz.
102: Onlar, sadece kendilerinden önce geçmiş toplumların hadiselerinin benzerini bekliyor. De ki “Bekleyin. Ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.”
103: Sonra biz rasullerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte iman edenleri kurtarmamız bizim için haktır.
104-105-106-107: De ki “Ey insanlar! Benim dinimden kuşku içindeyseniz, ben Allah’ın peşi sıra taptıklarınıza tapmam. Ancak sizi vefat ettirecek olan Allah’a taparım. Bana müminlerden olmam ve hanif olarak yüzünü dine çevir, sakın müşriklerden olma, Allah’ın peşi sıra sana yarar da zarar da veremeyecek şeylere yalvarma, bunu yaparsan, zalimlerden olursun. Allah sana bir sıkıntı verirse, onu sadece Allah kaldırır. Sana bir iyilik dilerse, lütfunu da geri çevirebilecek yoktur. Allah bunu kullarından dilediğine verir. O bağışlayandır, merhametlidir, diye emredildi.”
108: De ki “Ey insanlar! Rabbinizden size bu kitap[22] gelmiştir. Kim doğru yola gelirse yalnızca kendisi için gelmiş olur. Kim de saparsa sadece kendi aleyhine sapmış olur. Ben sizin için vekil[23] değilim.”
109: Sana vahyolunana[24] tabi ol ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O, hüküm verenlerin en iyisidir.
[1] Ayet metninde bahsedilen şefaat, ahiret yaşamı için değil dünya yaşamı ile ilgili şefaattir.
Şefaat edenlerin bir kısmı, insanlar henüz yaşarken Allah’ın görevlendirdiği meleklerdir. Örneğin; Ahzab-43: “O ki sizi karanlıklardan ışığa çıkarmak için melekleri ile birlikte size yardım eder ve destekler….”; Ahzab-56: “Şüphesiz Allah ve melekleri nebiye yardım ve destek verirler….”; Necm-26: “Göklerde meleklerden nicesi. Ancak Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseler için meleklerin şefaati fayda verir.“; Rad-11: “Onun/insanın önünden ve arkasından izleyenler vardır. Onu Allah’ın emrinden (dolayı) gözetip korumaktadırlar…”; Şura-5: “Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacak. Melekler ise Rabblerini övgü ile yüceltiyor, yeryüzünde bulunanlar için bağışlanma diliyorlar….”; Mümin-7: “Arş’ı yüklenenler ve çevresinde bulunanlar, Rabblerini övgü ile yüceltirler. Ve O’na iman ederler. İman edenler için bağışlanma dilerler: “Rabbimiz! Sen, rahmet ve ilim her şeyi kuşattın. Tevbe edip senin dosdoğru yoluna uyan kimseleri bağışla. Onları Cehennem azabından koru.”; Ali İmran-124: “O zaman sen müminlere: “Rabbinizin, indirilmiş üç bin melekle yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun.”
[2] “O’na kulluk edin!” emri ancak dünya yaşamı için verilmiş emirdir. Çünkü hala imtihan devam etmektedir. Bu nedenle bahsedilen şefaatin; ahiretteki değil dünyadaki şefaat(yardım) olduğunu anlarız. 4. ayet de dünyadaki şefaati olduğunu teyit eder.
[3] Kıst, adaletin alt kümesidir. Dünya yaşamına bakan anlamı ile kıst; paylaşım, miras, ticaret ve hukuk gibi “somut ölçü” gerektiren alanlarda kullanılır. Bir bütünün parçalara ayrılmasında her hak sahibinin “payını” tam olarak almasıdır.
Ahiret yaşamına bakan anlamı ile kıst; kişinin yaptığı kötülüğün karşılığı olan hakkı ne ise ancak o kadarı ile cezalandırılmasıdır. Ama kıst, iyilikler için söz konusu değildir. Enam-160. ayette gördüğünüz üzere, bir iyiliğin 10 katı mükafattan bahsedilmektedir. Eğer iyiliklerde de kıst uygulansaydı bir iyiliğe karşılık bir adet dengi bir mükafat olması gerekecekti.
Enam-160: “Kim bir iyilikle gelirse ona, iyiliğinin on katı vardır. Kim de bir kötülükle gelirse, sadece kötülüğünün misliyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmayacak.” Ama kötülüğünün misli yani hak ettiği karşılığın verilmesi kısttır.
[4] “Halife”; sorumlu, hükümdar demektir. Allah’ın yeryüzünde insanlara verdiği sorumluluk, yöneticilik makamını ifade eder. Aynı ifade Sad-26. ayette de vardır. Sad-26: “Ey Davut, biz yeryüzünde seni hükümdar tayin ettik. O halde insanlar arasında hak ile hükmet ve hevana uyma.” Bu ayet ayrıca halifenin görevini açıklayarak tanımını da yapar. Görevi; insanlar arasında hak ile hükmetmek yani yönetmektir.
[5] Ayet metninde “kuran” yazmaktadır. Bu kitabımız olan “El-Kur’an” değildir. El-Kur’an bir kitaptır. Fakat inkarcıların değiştirmesini istedikleri şey vahiy metni olan “ayet”tir. Bu kelime el takısı aldığında kutsal kitabımız olur. Yani çoğu kimsenin, anlamını sadece İngilizce “the” gibi bildikleri el takısı, sıradan bir takı değildir. Bu arada “kuran” ile “ayet” eş anlamlı 2 kelimedir.
[6] Başarıdan kasıt, cennet ehli olmayı başarabilmektir.
[7] Ayet metninde yer alan “ayet” kelimesi, vahiy anlamında değildir. Kastedilen; kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır. Mucizeler, ancak Allah’ın izni ile gerçekleşen delil nitelikli olaylardır.
[8] Ayet metninde yazılı olan “musaddikan li” kelimesinin anlamı “yerine gelen” demektir. Teknik bir detaydır. İlgilenenler web sayfamdaki ilgili yazıyı okuyabilir.
[9] 4. ayet dipnotuna bakınız.
[10] 4. ayet dipnotuna bakınız.
[11] Göğüs bölgesi dediğimiz yerin dış tarafı Arapçada cüyub, iç tarafı sudurdur. Bedene canlılık veren nefstir, ruh değil. Sorguya muhatap olacak olan, cennet veya cehennemi hak eden de nefstir. Ve nefsin bedendeki ikameti sudurdur.
[12] Yunus-15. Ayet ve açıklamasına bakınız. Ayet metninde yazan “kuran” kelimesi, ayet metni olan vahiy anlamındadır.
[13] Bahsedilen korku, dünya değil ahiret yaşamındaki korkudur. Çünkü dünyada imtihan türlerinden biri de korkudur. Bakara-155: “Biz sizi korku, açlık, malların, canların ve ürünlerin eksikliği ile sınayacağız. Sabredenleri müjdele”
[14] “Vekil”; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı ve şahit anlamlarına da sahiptir.
[15]Halife; sorumlu, hükümdar demektir. Allah’ın yeryüzünde insanlara verdiği sorumluluk, yöneticilik makamını ifade eder. Aynı ifade Sad-26. ayette de vardır. Sad-26: “Ey Davut, biz yeryüzünde seni hükümdar tayin ettik. O halde insanlar arasında hak ile hükmet ve hevana uyma.” Bu ayet ayrıca halifenin görevini açıklayarak tanımını da yapar. Görevi; insanlar arasında hak ile hükmetmek yani yönetmektir.
[16] Ayet metninde “el-hak” yazar. En çok bilinen anlamından biri “o gerçek” veya “gerçek olan” demektir. Fakat kimi ayetlerde kitabı işaret eder. Buna delilimiz şu ayetlerdir. Zuhruf-29-30: “Bunları da atalarını da kendilerine el-hak ve açıklayıcı bir rasul gelinceye kadar yararlandırdım. Kendilerine el-hak gelince de “Bu bir sihirdir. Biz onu inkar ediyoruz.” dediler.” Enam-7: “Sana kağıt üzerinde bir kitap indirseydik ve o kağıda elleriyle dokunmuş olsalardı, inkar edenler “Bu, ancak apaçık sihirdir” derdi.” Ayetleri mukayese ettiğimizde inkarcıların sihir diyerek yalanladıkları “elhak”, Enam-7. ayetin beyanıyla kitaptır. Zaten 77. ayette de onun kitap olduğundan bahseder. Özetle; kimi ayetlerde el-hak kelimesinin kitabı işaret ediyor olabileceğini dikkate alarak okuma yapmak, mesajı ıskalamamak için elzemdir.
[17] Kıble, namazda yüzün döndürüldüğü yerin ismidir. Yüzün döndürülmesi eylemi değil. Bu çok önemli bir detaydır. KIBLE; Kabe’nin bir sıfatı olup aslında kendisidir. Diğer dinlerin de kıblesi vardır fakat Kabe değildir. Kur’anda Kabe; Allah’ın sembollerinden biri, ibadet ve toplanma alanı olduğu için, kıble de ibadet ve toplanma alanı anlamına sahiptir.
[18] Meryem-53: “Rahmetimizden dolayı ona kardeşi Harun’u nebi olarak bağışladık” ayetinin beyanıyla Harun da bir nebidir ve kendisine de vahyedildiği bu ayetin beyanı ile sabittir.
[19] “İlim” kelimesinin bir anlamı da” vahiy”dir.
[20] Saff-6: “Meryem oğlu İsa “Ey İsrailoğulları. Ben size gelen Allah’ın elçisiyim. Tevrat’tan elimdekinin yerine geleni ve benden sonra gelecek ismi Ahmed olan rasulu müjdeliyorum.” dedi.” Allah, kitap ehline kendisinin müjdelendiğini bilgisini sormasını istemektedir.
[21] 76. ayet dipnotuna bakınız.
[22] 76. ayetteki ilgili dipnota bakınız.
[23] Allah nebilere dahi vekil olma özelliğini vermemiş, birçok ayette tek vekilin sadece kendi olduğunu beyan etmiştir.
[24] Allah rasulu Muhammed nebiye vahyedilenin ne olduğunu yine Kur’andan öğreniriz. Enam-19: “Bu Kur’an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu.” Kaldı ki Kasas-85. ayet ile de Kur’an kendisine farz kılınmıştır. Kasas-85: “Kur’anı sana farz kılan Allah seni dönülecek yere döndürecek.”
Dolayısı ile hem nebimize hem de biz müminlere farz olan; sadece Kur’anda olan hükümlerle amel etmektir. Kur’anda yer almayan hükümler, Maide-101. ayetin beyanı ile Allah tarafından affedilmiş olup hüküm verilmemiştir. Yani Allah kulların hür iradesine bırakmıştır.