1: Allah’ın emri gelecek. Onu acele istemeyin. Allah, onların ortak koştuklarından yüce ve uzaktır.
2: Emri ile Er-Ruh[1](Cebrail) ile melekleri[2] “Benden başka ilah yoktur, benden sakının” diye uyarması için kullarından dilediğine indirir.
3: Gökleri ve yeryüzünü bir amaç için yarattı. Allah, onların şirk koştuklarından yücedir.
4: Allah her insanı bir nutfeden yarattı. Ama insan, apaçık bir düşmandır.
5-6-7-8: Hayvanları da Allah yarattı. Onlarda ısıtacak şeyler ve faydalar vardır. Onlardan yersiniz. Onları sabah otlatmaya saldığınız zamanda, akşam getirdiğiniz zamanda onlarda sizin için bir güzellik vardır. Hayvanlar, kendiniz meşakkat çekmeden ulaşamayacağınız beldeye yüklerinizi taşır. Rabbiniz şefkatlidir, merhametlidir. Ve binmeniz ve süs için atları, katırları, eşekleri ve bilmediklerinizi[3] yarattı.
9: Yolun doğrusu Allah’a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Eğer Allah dileseydi hepinizi doğru yola ulaştırırdı.
10: Sizin için gökten su indiren O’dur. İçeceğiniz O’ndandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de O’ndandır.
11: Allah, su ile sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve her türlü[4] üründen bitirir. Fikreden bir toplum için bunda ibret vardır.
12: Allah geceyi, gündüzü, güneşi, ayı, yıldızları sizin hizmetinize vermiştir. Allah’ın emri ile boyun eğdirilmişlerdir. Bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.
13: Yeryüzünde, sizin için çeşitli renklerde yarattıklarını da hizmetinize vermiştir[5]. Bunda öğüt alan bir toplum için ibret vardır.
14: İçinden taze et yemeniz ve takındığınız süs eşyası çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize veren de Allah’tır. Şükretmeniz ve lütfundan aramanız için, onun içinde suları yararak giden gemiler görürsün.
15-16: Allah sizleri sarsmaması için yeryüzüne kök salmış dağları[6] ve yönünüzü bulasınız diye ırmakları, yolları alametler olarak koydu. Onlar yıldızlar ile de yönlerini bulur.
17: O halde yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Düşünmüyor musunuz?
18: Allah’ın nimetlerini tek tek okusanız sayamazsınız. Allah bağışlayandır, merhametlidir.
19: Allah gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir
20: Allah’ın peşi sıra yalvardıkları kimseler, yaratıldıkları için hiçbir şey yaratamaz.
21: Onlar diri değil ölüdür. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
22: İlahınız, tek bir ilahtır. Fakat ahirete inanmayanların kalpleri, büyüklenerek inkar eder.
23: Hiç şüphe yok ki Allah onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir. Allah büyüklenenleri sevmez.
24: Onlara “Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman, “Öncekilerin masalları!” derler.
25: Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kişilerin de günahlarının bir kısmını yüklenecekler. Dikkat edin! Yüklenecekleri şey ne kötüdür.
26: Onlardan öncekiler de tuzak kurdu. Allah da onların binalarını temelleri ile yok etti, üstlerindeki tavan üzerlerine çöktü. Bu azap, onlara fark edemedikleri bir zamanda geldi.
27: Sonra kıyamet gününde Allah, onları rezil edecek ve diyecek ki “Kendileri için düşman olduğunuz ortaklarım nerede?” Kendilerine ilim verilmiş olanlar da diyecek ki “Bugün rezillik ve kötülük kafirler içindir.”
28: Meleklerin vefat ettirdiği kendilerine zulmeden kimseler “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk” diyerek teslim olur. Hayır! Allah, sizin yaptıklarınızı bilir.
29: Cehennemin kapılarından girin. Orada ölümsüzdürler. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür.
30: Sakınanlara “Rabbiniz size ne indirdi?” denildiğinde “hayr” diyecekler. Bu dünyada güzel davrananlara güzellik vardır. Ahiret yurdu daha hayırlıdır. Sakınanların yurdu ne güzeldir.
31: Sakınanlar aralarından ırmaklar akan adn cennetlerine girecek. Sakınanlar için diledikleri şeyler oradadır. Allah sakınanları böyle mükafatlandırır.
32: Sakınanlar, meleklerin iyiler olarak vefat ettirdiği kişilerdir. Melekler diyecek ki “Selam size, yapmış olduklarınıza karşılık cennete girin.”
33: Onlar kendilerine meleklerin veya Rabbinin emrinin gelmesini bekliyor. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara haksızlık etmedi fakat onlar kendilerine haksızlık etti.
34: Yaptıkları kötülükler kendilerine isabet etti ve alay etmiş oldukları şey başlarına geldi.
35: Ortak koşanlar dedi ki “Allah dileseydi biz de babalarımız da O’nun peşi sıra başka şeylere tapmazdık. Allah olmaksızın da hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Rasullere ait olan, sadece apaçık duyurudur
36: Oysa biz “Allah’a kulluk edin ve tağuttan uzak durun.” diye her ümmete bir rasul göndermiştik. Allah onlardan bir kısmını doğru yola ulaştırdı ama onlardan bir kısmı içinde sapkınlık hak oldu. Yeryüzünde dolaşın ve yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.
37: Sen onların doğru yola ulaşmalarını temenni etsen de Allah sapkınlık içinde bıraktığı kimseyi doğru yola ulaştırmaz. Onların hiçbir yardımcısı da olmaz.
38-39: Onlar Allah’ın ölen kişiyi diriltmeyeceğine dair var gücü ile Allah’a yemin ettiler. Aksine, hakkında anlaşmazlığa düştükleri şeyi Allah’ın onlara açıklaması ve inkar edenlerin de kendilerinin yalancı olduklarını bilmeleri için, bu Allah’a ait gerçek bir vaattir. Fakat insanların çoğu bilmez.
40: Biz bir şeyi istediğimiz zaman sözümüz, ona sadece “Ol!” dememizdir. O da olur.
41: Haksızlığa uğratıldıktan sonra Allah uğrunda hicret edenleri, dünyada güzelce yerleştireceğiz. Eğer bilirseler, ahiretin mükafatı daha büyüktür.
42: Hicret edenler, Rableri için sabrettiler ve sadece Rablerini vekil[7] seçtiler.
43-44: Kendilerine vahyettiğimiz kişileri apaçık deliller ve sayfalarla senden önce de gönderdiğimizi bilmiyorsanız, kitap ehline sorun. Fikretmeleri ve insanlara, kendilerine indirileni[8] beyan etmen için sana kitabı[9] indirdik.
45-46-47: Kötülük planları yapanlar, Allah’ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir zamanda azabın gelmesinden veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah’ın kendilerini yakalamasından veya kendilerini bir korkuyla yakalamasından güvendeler mi? Onlar kaçamaz da. Oysa Rabbin şefkatlidir, merhametlidir.
48: Allah’ın yarattıklarından herhangi bir şeyin gölgelerinin sürünüp Allah’a secde[10] ederek sağdan ve soldan döndüğüne bakmazlar mı?
49: Canlılardan göklerde ve yerde olanlar ve melekler kibirlenmeden Allah’a secde eder.
50: Onlar, Rablerinden çok korkar ve emredileni yaparlar.
51: Allah dedi ki “İki ilah edinmeyin. Allah sadece tek ilahtır. Yalnız benden korkun!”
52: Göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah’a aittir. Din de daima Allah’a aittir. Allah’tan başkasından mı sakınıyorsunuz?
53: Size ait olan her nimet Allah’tandır. Size bir zarar dokunduğunda ise sadece Allah’a yalvarırsınız.
54-55: Sizden o zararı kaldırdığı zaman ise içinizden bir grup hemen, kendilerine verdiklerimize karşılık nankörlükleri yüzünden Rablerine ortak koşar. Keyfini çıkarın. Yakında bileceksiniz.
56: Kendilerine rızık olarak verdiklerimizin bir kısmını pay olarak bilmedikleri şeylere ayırıyorlar. Allah’a yemin olsun ki uydurduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
57: Onlar kızların, kusursuz olan Allah’a, arzu ettiklerinin de kendilerine ait olduğunu söylüyor.
58: Kendilerinden birine kız çocuğu müjdelendiği zaman, öfkelenerek yüzü kapkara olur.
59: Kendisiyle müjdelendiği şeyin fenalığından dolayı toplumdan gizlenir. Kız çocuğunu utanç ile mi tutsun ya da onu toprağa mı gömsün? Dikkat edin. Verdikleri hüküm ne kötüdür.
60: Kötü örnek ahirete inanmayanlara aittir. En yüce örnek ise Aziz ve Hakim olan Allah’a aittir.
61: Allah, insanları haksızlıkları nedeniyle cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Ancak, onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman da artık ne bir saat ertelenir ne de öne alınır.
62: Kendilerinin hoşlanmadıkları şeylerin Allah’a ait olduğunu söylüyorlar. Dilleri de en güzel olanın kendilerinin olacağı yalanını uyduruyor. Hiç şüphe yok ki, onlar için ateş var ve onlar ateşe bırakılacak.
63: Allah’a ant olsun ki Biz, senden önceki toplumlara da rasuller gönderdik. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü gösterdi. Şeytan, onları sever. Bugün, onlar için elim bir azap olacak.
64: Biz sana Kitabı, hakkında ayrılığa düştükleri şeyleri kendilerine beyan etmen ve iman eden bir topluluğa rehber ve rahmet olması için indirdik.
65: Allah gökten su indirip, su ile yeryüzüne ölümünden sonra hayat verir. Bunda işiten bir toplum için delil vardır.
66: Her hayvanda, sizin için mutlaka ibret vardır. Size, onların karınlarındaki atık ile kan arasındaki içenlerin kolayca yuttuğu saf süt içiririz.
67: Üzüm ve hurma meyvelerinden sarhoşluk ve güzel rızık elde edersiniz. Bunda, akleden bir toplum için ayet vardır.
68-69: Rabbin bal arısına “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine yuvalar edin. Sonra her üründen ye ve Rabbinin yollarını boyun eğerek izle!” diye vahyetti. Karınlarından renkleri çeşitli içecek[11] çıkar ki onda insanlar için şifa vardır. Bunda, fikreden bir toplum için bir delil vardır.
70: Sizi Allah yarattı, sonra vefat ettirir. Sizden bir kısmınız, bildiği şeylerden sonra bilemez olsun diye ömrün en kötü haline döndürülür. Allah bilendir, gücü yetendir.
71: Allah rızıkla ilgili olarak kiminizi kiminize üstün kıldı. Üstün kılınan kimseler rızıklarını, akitle malik olduklarına aralarında eşit olarak vermez. Onlar, Allah’ın nimetini bilerek inkar mı ediyor!
72: Allah size, nefisleriniz için eşler, eşleriniz ile de çocuklar ve nesiller yarattı. Sizi temiz rızıklar ile rızıklandırdı. Onlar, Allah’ın nimetini[12] inkar ederek batıla mı inanıyor!
73: Müşrikler Allah’ın peşi sıra, kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızka gücü yetmeyen ve bir şey yapamayan şeylere tapıyor.
74: Allah’a örnekler vermeyin. Çünkü, siz bilemezken Allah bilir.
75: Allah hiçbir şeye gücü yetmeyen bir köle kul ile katımızdan kendisini güzel rızık ile rızıklandırdığımız kimseyi örnek verir. O, güzel rızıktan gizli ve açık olarak infak eder. Onlar[13] eşit olur mu? Hamd Allah içindir. Fakat onların çoğu idrak etmez.
76: Allah şu iki kişiyi örnek vermektedir. İkisinden birisi dilsizdir, bir şeye gücü yetmez. O dilsiz, efendisine muhtaç[14] bir kimsedir. Onu her nereye gönderse bir hayır getiremez. O ile doğru yolda olup adaleti emreden kişi eşit olur mu?
77: Göklerin ve yeryüzünün gaybı Allah’a aittir. O Saat’in emri, sadece göz açıp kapama gibi hatta daha yakındadır. Allah her şeye gücü yetendir.
78: Siz bir şey bilmezken Allah, sizi annelerinizin karınlarından çıkarır ve şükretmeniz için size işitme, gözler ve fuadlar verir.
79: Onlar, göğün boşluğunda emre boyun eğdirilmiş[15] kuşları görmezler mi? Onları gökte sadece Allah tutar. Bunda, iman eden bir toplum için ibretler vardır.
80: Allah size, huzur için evlerinizi verdi. Sizin için hayvan derilerinden, göç ve ikamet gününüzde kolay taşıyabileceğiniz evler, hayvanların yünlerinden, postlarından ve kıllarından bir süreye kadar ev eşyası ve geçimlik verdi.
81: Allah yarattığı şeylerden sizin için gölgelikler ve dağlarda barınaklar yarattı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ile savaşınızda sizi koruyacak zırhlar[16] var etti. Teslim olmanız için Allah, üzerinize nimetini böylece tamamlıyor.
82: Yine de yüz çevirirlerse sana ait olan, sadece apaçık duyurmaktır.
83: Onlar Allah’ın nimetini[17] tanırlar. Sonra da onu inkar ederler. Onların çoğu kafirdir.
84: Her ümmetten bir şahit çıkardığımız gün, inkar edenlerin ne özür isteği kabul edilecek ne de onlara izin verilecek.
85: Zulmedenler azabı gördükleri zaman, artık onların ne azabı hafifletilir ne de onlara mühlet verilir.
86: Allah’a ortak koşanlar, ortak koştuklarını gördükleri zaman diyecek ki “Rabbimiz! İşte bunlar, senden başka yalvardığımız ortaklarımız.” Ortakları da onlara “Siz yalancısınız!” sözüyle karşılık verecek.
87: Müşrikler o gün Allah’a teslimiyet bildirecekler ve uydurdukları şeyler kendilerinden uzaklaşıp gidecek.
88: Yaptıkları bozgunculuğa karşılık inkar eden ve Allah yolundan uzaklaştıranlara azap üstüne azabı artıracağız.
89: Her ümmet ile ilgili içlerinden kendilerine bir şahit çıkaracağımız gün, seni de onlar için şahit olarak getireceğiz. Sana bu Kitabı her şeyi beyan eden, rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.
90: Allah adaleti, iyiliği, akrabaya vermeyi emreder; her[18] çirkinliği, her kötülüğü, her azgınlığı da yasaklar. Allah düşünmeniz için size öğüt verir.
91: Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’ın ahdini tam olarak yerine getirin ve pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Çünkü Allah’ı kendinize kefil yaptınız. Allah yaptıklarınız şeyleri bilir.
92: Bir toplum diğer bir toplumdan daha gelişmiş olduğu için, yeminlerinizi aranızda bir hile edinerek, iplerini sağlamca eğirdikten sonra, çözüp bozan gibi olmayın! Allah bununla sizi imtihan eder. Allah kıyamet gününde, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri mutlaka size açıklayacak.
93: Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dileyeni sapkınlık içinde bırakır[19], dileyeni de doğru yola ulaştırır. Siz yaptığınız şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
94: Yeminlerinizi aranızda hile edinmeyin. Yoksa ayaklar, sağlam bastıktan sonra kayar ve insanları Allah yolundan uzaklaştırdığınız için felaketi tadarsınız. Sizin için büyük bir azap olacaktır.
95: Allah’a ahdinizi az bir değere satmayın. Eğer bilirseniz, Allah katında olan sizin için hayırlıdır.
96: Sizin yanınızdaki tükenir ama Allah katındakiler kalıcıdır. Sabredenlerin mükafatını, yapmış oldukları şeylerin karşılığını en güzel şekilde vereceğiz.
97: Erkek veya kadın kim mümin olarak iyi iş yaparsa, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatacağız. Onların mükafatını, yapmış oldukları şeylerin karşılığını mutlaka en güzel şekilde vereceğiz.
98: Kur’an okuyacağın zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın.[20]
99: İman edip Rablerini sahip[21] edinenlere karşı şeytanın gücü yoktur.
100: Şeytanın gücü, ancak şeytanı efendi edinenler ve Allah’a ortak koşanlar üzerindedir.
101: Biz bir ayetin yerine başka bir ayet geçirdiğimiz zaman ve Allah ne indirdiğini bilirken, “Sen ancak uyduruyorsun.” derler. Hayır, onların çoğu idrak etmez.
102: De ki “Ruhul-Kudüs[22] Kur’anı[23], iman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara rehber ve bir müjde olarak Rabbinden bir amaç ile indirdi.”
103: Biz onların “Kur’anı ancak bir beşer öğretiyor!” dediklerini biliyoruz. Tartıştıkları kimsenin dili belirsizdir. Bu ise, anlamlı açık bir dildir.
104: Allah’ın ayetlerine inanmayanları, Allah hidayete iletmez. Onlar için elim bir azap vardır.
105: Yalanı, ancak Allah’ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar yalancıdır.
106: Kalbi iman ile mutmainken zorlanan kimse hariç Allah’ın gazabı, imanından sonra Allah’ı inkar eden ve sudurunu küfre açan kimseler içindir. Onlara büyük bir azap vardır.
107: Bu, onların dünya hayatını ahirete tercih etmeleri ve Allah’ın, kafirler toplumunu doğru yola ulaştırmaması sebebiyledir.
108: İşte onlar kalplerini, kulaklarını ve gözlerini Allah’ın mühürlediği kişilerdir. Onlar gafildir.
109: Hiç şüphe yok ki onlar, ahirette kaybedecekler.
110: Rabbin, eziyet edildikten sonra hicret eden, sabreden ve cihad eden kimseler iledir. Elbette Rabbin, bunlardan sonra bağışlayacak, merhamet edecektir.
111: O gün her nefs, kendini savunmak için gelecek. Haksızlık edilmeden her nefse, yaptığı tam olarak verilecek.
112: Allah güvenli, huzurlu, rızkı her yerden bol bol gelen bir şehri örnek verir. Ama onlar, Allah’ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Bu sebeple Allah onlara, yaptıklarından dolayı açlık ve korku elbisesi giydirdi.
113: Kendi içlerinden onlara rasul gelmiş, onlar da rasulu yalanlamıştı. Azap ise onlar zulmederken kendilerini yakaladı.
114: Allah’ın size verdiği iyi ve helal rızıktan yiyin. Yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız Allah’ın nimetine şükredin.
115: Allah size yalnız ölüyü[24], kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası için sunulan[25] şeyleri haram kıldı. Ama kim sınırı aşmadan ve zorunlu miktarı geçmeden mecbur kalırsa Allah bağışlayandır, merhametlidir.
116: Dillerinizin yalan yere yakıştırması ile “Şu helaldir, şu da haramdır!” demeyin. Doğrusu Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Allah’a karşı yalan uyduranlar başaramaz.
117: Onların menfaati azdır. Onlar için elem verici bir azap vardır.
118: Sana anlattıklarımızı daha önce yahudi olanlara da haram kıldık. Biz onlara haksızlık etmedik fakat onlar kendilerine haksızlık etti.
119: Ayrıca Rabbin, cahillik sebebiyle kötülük yapan, bunun ardından da tevbe edip telafi edenler iledir. Rabbin tevbeden sonra çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
120: İbrahim, hanif olarak Allah’a gönülden yönelen iyi bir kişiydi ve müşriklerden değildi.
121: İbrahim Allah’ın nimetlerine şükrederdi. Allah onu seçti ve doğru yola ulaştırdı.
122: İbrahim’e dünyada güzellik verdik. O, ahirette de salihlerdendir.
123: Sonra sana “Hanif olan İbrahim’in yoluna tabi ol, o müşriklerden değildi” diye vahyettik.
124: Cumartesi, onda anlaşmazlığa düşenler için farz kılındı. Rabbin, ihtilafa düştükleri şey hakkında kıyamet günü aralarında hükmedecek.
125: Sen, Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır. Onlarla en güzel şekilde mücadele et. Kendi yolundan kimin saptığını ve kimin doğru yolda olduğunu en iyi bilen Rabbindir.
126: Karşılık vereceksiniz, size verilen karşılığın dengiyle karşılık verin. Sabrederseniz bu, sabredenler için daha hayırlıdır.
127: Sabret. Senin sabrın ancak Allah içindir. Onlar için üzülme ve kurdukları tuzaklardan dolayı endişe içinde olma.
128: Allah sakınanlar ve güzel iş yapanlarla beraberdir.
[1] “Er-Ruh” Kur’anda, istisnasız olarak Cebrail isimli meleği işaret eder.
[2] Ayetten anlıyoruz ki vahyi getiren Cebrail tek değil, diğer meleklerle birlikte geliyormuş.
[3] Kur’an, sadece bilinen hayvanlardan bahseder diyenlere cevabımız; tüm hayvanlardan bahsetmesi gerekmediği gibi “bilmediklerinizi” diyerek zımni olarak bahsetmiştir.
[4] Kur’anda, sadece bilinen ürünlerden bahseder diyenlere cevabımız; tüm ürünlerden bahsetmesi gerekmediği gibi “her türlü ürün” diyerek zımni olarak bahsetmiştir.
[5] Bu ayet, öncekinin devamı olduğundan onun fiilini alır.
[6] Genel olarak, dağ ne kadar yüksekse, kökler o kadar aşağıya doğru uzanır. Yani dağların yeraltında kökleri vardır. Bu ilkeye izostazi ilkesi denir.
[7] Vekil; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı ve şahit anlamlarına da sahiptir.
[8] İddia şudur ki; “İnsanlara indirilen Kur’an, nebiye indirilen Ez-zikr ise hadistir. Hadis, vahiy ile indirildiğinden, hadislere iman da farzdır.”
Eğer bu iddia, ayetleri okuma hatası değilse kasıtla yapılmış bir tahriftir. Çünkü insanlardan kasıt ehli kitap, insanlara indirilenden kasıt diğer kutsal kitaplardır. Nebiye indirilen ise hadis değil, Ez-Zikr yani Kitap yani Kur’andır. (9. dipnota bakınız.) Allah; bu vahiy ehlinden, ayetleri insanlara beyan edeceklerine dair söz almış fakat onlar sözlerini tutmamıştır. Böyle olduğunu Ali İmran-187 ve Maide-15. ayetlerden öğreniriz. Nahl-44. ayetse; kitap ehlinin tutmadıkları sözlerine atıf yaparak, onlara indirilenlerden gizlediklerini beyan etmeleri için Ez-Zikrin (Kur’anı) indirildiğinden bahseder. Israrla kitap olan Ez-Zikr’in nebiye ait hadis olduğu sunucu çıkarılmış, bu sonuç ile nebiye ait olmayan sözler ile Kur’anda olmayan hükümler müslümanlara kolaylıkla kabul ettirilmiştir. Öyle ki nebiye, Kur’ana muhalif sözler söylettirilmiş ve sonuç olarak Kur’andan uzaklaşmaları sağlanmıştır. Oysa her müslüman şunu çok iyi bilmelidir ki Kasas-85. ayet gereği Allah rasulu Muhammed nebiye sadece Kur’an farz kılınmıştır. Bu da kendisinin sadece Kur’an ile amel etmiş olması demektir. Bu durumda Kur’anda yer almayan hükümler; farz hükümler değil, en fazla şartların gereği verdiği hükümlerdir.
[9] Ez-zikr’in elbette farklı anlamları vardır. Fakat şu ayetten Ez-zikr’in Kitap anlamında da kullanıldığını öğreniriz. Fussilet-41: ““Onlar kendilerine gelen Ez-zikri inkar ettiler. Oysa o aziz bir kitaptır.
[10] Bizler ve yaratılmış canlı cansız her şey, istese de istemese de Allah’ın koyduğu fizik ve diğer yasalara göre hareket etmek zorunda kalması da secde olarak ifade edilmiştir. Bu secde ile namazdaki secde birbirine karıştırılmamalıdır. İki secde türü de Kur’anda önemle yer almıştır. Ayete dönersek hiçbir şey, Allah’ın belirlediği yasaların dışına çıkıp varlığını devam ettiremez. Gölgenin oluşumu ve yön değiştirmesi de fizik kanunları çerçevesinde gerçekleşir mesajı, mesajlardan birisidir.
[11] Allah bal için yiyecek değil “içecek” demektedir.
[12] Ayet metninde “nimet” olarak geçen kelime, Kur’anda “vahiy, ayet, din” anlamında da kullanılmıştır.
[13] Çoğulun, 3 değil 2’den başladığına delil ayetlerden biridir.
[14] Ayet metninde yazan “kellun” kelimesinin bilinen anlamı yük iken diğer anlamı, birinin desteklemesi gereken bir kimse yani muhtaç, bağımlı kimsedir. Ayet metninde mukayese edilen kimseler, muhtaç olan ile olmayan 2 iyi kimsenin mukayesesidir.
[15] Yaratılmış her şeyin, istese de istemese de Allah’ın koyduğu fizik ve diğer yasalara göre hareket etmeye mecbur olması, onun boyun eğmesi demektir. Kuşlara uçacak donanım verilmiştir. Ama o donanım, Allah izin verdiği sürece kuşun uçmasına imkan verir.
[16] Ayet metninde “serabile” kelimesi 2 kez geçer. Birinde elbise, diğerinde zırh anlamı kazanır. Bu “serabile” kelimesin eş sesli olduğu anlamına gelir. Ayrıca Enbiya-80. ayette yazan “lebus” kelimesi de “zırh” anlamına gelir. Enbiya-80: “Davud’a savaşınızda sizi koruması için zırh(lebus) yapımını öğrettik.” O halde “lebus” ile “serabile” kelimeleri eş anlamlı kelimelerdir. Birçok ayette eş anlamlı ve eş sesli kelime vardır. Bu ayette örnek ayetlerden biridir.
[17] Ayet metninde “nimet” olarak geçen kelime, Kur’anda “vahiy, ayet, din” anlamında da kullanılmıştır.
[18] El takısı, her zaman özel bir ismi nitelemez. Bu şekilde okuma yapmak en genel yanılgıdır. Bu ayetteki vazifesi “İstiğrakü’l-efrad”tır. Yani bir cinsin fertlerinin bazısına işaret eden başka bir delil bulunmadıkça, bütün fertlerini tek tek içine alan bir belirlemedir. Bu durumda ayetin meali yapılırken; “her çirkinlik, her kötülük, her azgınlık” olarak çevrilir. Yani Kur’anda şu kötülük, bu çirkinlik hususi olarak zikredilmemiş demek ancak bilgisizliktir.
[19] “İ’fal” babının 17 farklı görevi vardır. Bunlardan en bilineni “Teaddi” yani lazım (geçişsiz) olan fiilin, müteaddi (geçişli) yapılması görevidir. Bu görevi nedeniyle birçok kimse “dalle” fiilini standart olarak “saptırmak” olarak çevirir ki bu önemli bir hatadır. Oysa görevlerinden biri de “Ta’riz” görevidir. Ta’riz görevi fiile; “sunmak, arz etmek, sergilemek ve maruz bırakmak” anlamları katar. Bu babda bazı fiiller, öznesine göre anlam kazanır. Eğer bir kul şeytana uyarak sapmayı tercih etmişse o kul için, Allah da seçim yapacaktır. Ya onu içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakacak ya da kurtaracaktır. İşte “dalle” fiilinin öznesi Allah olduğunda i’fal babı fiile, maruz bırakma yani “kişiyi içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakmak, kişinin o sapkınlığa maruz kalmasına müsaade etmek” anlamı katar. Çünkü Araf-16: “Beni azdırmana karşılık, onlar için senin doğru yoluna oturacağım. Sonra önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim. Onların çoğunu şükreden bulmayacaksın” ayetinde Allah, şeytanın maksadının insanları doğru yoldan uzaklaştırmak, saptırmak olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda sapan insan, saptıran şeytandır. Peki Allah neden, kimi sapıtmışları kurtartır ama kimilerini düştüğü sapkınlıkta bırakır? Kimi insanlar işlediği günahlardan dolayı sıkılır, içine düştüğü sapkınlık onu huzursuz eder, savrulmuş olsa da iş veya sözleriyle farkında olarak veya olmayarak pişmanlık yaşar. Kişi, bu pişmanlığına sahip çıkma gayreti içinde ama neyi nasıl yapacağını bilemiyorsa, Allah da onu yarı yolda bırakmaz. Bu durumda şu ayeti hatırlayın. Rad-27: “Allah kendisine yönelen kimseyi hidayete iletir.” Özetle Allah’ın dilemesi, kulun gayreti istikametindedir. Diğeri de şeytanla sarmaş dolaş olmuştur fakat zerre pişmanlık hissetmemiş, pişmanlık hissetse de ona sahip çıkmamıştır, pervasız ve kuralsızdır, duyarsızdır, inkar ve alayı seçmeye devam etmektedir. İşte Allah, bu kimseleri içine düştükleri sapkınlıkta bırakır. Bu durumda o kişi için, onu Allah saptırdı denemez. Allah onu yukardaki sebeplerden dolayı, kendi seçtiği sapkınlığa maruz bırakmayı tercih etmiştir. Çünkü Allah diler ama kulun gayreti istikametinde diler.
[20] Ankebut-45: “Namaz kılarken Kitaptan sana vahyedilenden oku.” ayetinin gereği namazda Kur’an okuruz. Bu ayetin gereği ile de namaz kılarken ayet okumadan önce Euzu besmele çekeriz.
[21] Vekil; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı ve şahit anlamlarına da sahiptir
[22] Nahl-102: “De ki “Ruhul-Kudüs onu, iman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara rehber ve bir müjde olarak Rabbinden bir amaç ile indirdi.” ve Bakara-97: De ki “Kim Cebrail’e düşmansa o, Allah’ın emriyle öncekinin yerine geleni müminler için bir rehber ve müjde olarak senin kalbine indirdi.” ayetlerini mukayese ettiğimizde, Ruhu-l Kudus’ün Cebrail olduğu öğrenmekteyiz
[23] Ayet metnindeki “hu” zamiri Kur’anı işaret eder.
[24] Ölü olandan kasıt, insanın bizzat öldürmediği hayvandır. Bunlar bir sebeple kendiliğinden ölmüş olan veya ölü doğan hayvanlardır.
[25] Hayvan helal olan hayvanlardan olsa bile, Allah’tan başkası adına kesilmişse artık haram olur.