017: İSRA

1: Bir gece, kendisine delillerimizi gösterelim diye kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya[1] yürüten Allah kusursuzdur. Allah duyandır, görendir

2: Musa’ya da Kitabı verdik ve onu “Benden başka hiçbir vekil[2] edinmeyin!” diye İsrailoğullarına bir rehber yaptık.

3: Ey Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın nesli. Nuh şükreden bir kuldu.

4: Biz Kitapta İsrailoğullarına “Siz yeryüzünde iki kez bozgunculuk yapacak ve büyük bir azgınlıkla kibirleneceksiniz.” diye bildirdik.

5: Bunlardan ilkinin zamanı[3] geldiğinde, üzerinize acımasız güç sahibi kullarımızı gönderdik. Sizi yurtları boyunca talan etiler. İlk vaat yerine getirilmiş oldu.

6: Sonra onlara karşı sizi tekrar gönderdik[4]. Sizi servet ve çocuklarla destekledik, sayınızı daha çok yaptık.

7: İyilik yaparsanız kendiniz için iyilik yaparsınız, kötülük yaparsanız yine kendiniz için yaparsınız. İkincinin zamanı geldiği[5] zaman da yüzleriniz kederlendi, ilk kez girdikleri gibi yine o mescide girip ele geçirdiklerini tahrip ederek mahvettiler.

8: Rabbiniz size merhamet etmeyi vaad eder. Eğer dönerseniz, biz de döneriz. Cehennem kafirler için bir hapishanedir.

9: Bu Kur’an, en doğruya ulaştırır ve iyi işler yapan müminlere büyük bir mükafat olduğunu müjdeler.

10: Ahirete inanmayanlar için ise elem verici bir azap hazırlayacağız.

11: İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.

12: Biz geceyi ve gündüzü iki delil yaptık. Rabbinizin lütfunun peşinde olmanız ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için gece delilini giderip, gündüz delilini aydınlatıcı yaptık. Biz her şeyi detaylı olarak anlattık.

13: Her insanın amelini kendi boynuna bağladık. Kıyamet gününde onu, açılmış bulacağı bir kitap olarak çıkarırız.

14: Oku kitabını! Bugün nefsin sana hesap sorucu olarak yeter.

15: Kim doğru yola gelirse, sadece kendisi için gelir. Kim de saparsa, sadece kendi aleyhine sapar. Bir günahkar, başkasının günahını yüklenemez. Biz rasul göndermedikçe azap etmeyiz.

16: Bir şehri helak etmek istediğimizde, o şehirdeki refahın azdırdığı kimseleri uyarırız. Ama onlar orada kötülüğe devam eder. Böylece, o şehir için hüküm hak olur. Biz de orayı tarumar ederek yerle bir ederiz.

17: Nuh’tan sonraki nice nesilleri helak ettik. Kullarının günahlarından haberdar ve gören olarak Rabbin yeter.

18: Kim geçici[6] olanı isterse, dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadarını dünyada veririz. Sonra onun için, aşağılanmış ve kovulmuş olarak gireceği cehennemi hazırlarız.

19: Ahireti isteyen ve onun için mümin olarak gayretle çaba gösterenlerin gayretleri mükafatlandırılacak.

20: Hepsine, onlara da bunlara da Rabbinin ihsanından veririz. Rabbinin ihsanı kısıtlı değildir.

21: Onların kimini kiminden nasıl üstün yaptığımıza bak. Ahiret derece ve üstünlük bakımından daha büyüktür.

22: Allah ile birlikte başka bir ilah edinme. Yoksa aşağılanmış, yüzüstü bırakılmış olarak kalırsın.

23-24-25: Rabbin sadece kendisine kulluk etmenizi ve anneye-babaya iyiliği hükmetti. Anne babadan birisi veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf” bile deme, onları azarlama! Onlara seçkin sözler söyle. İkisine de merhametli, yumuşak başlı, saygılı ol ve de ki “Rabbim! Beni küçükken büyüttükleri gibi sen de anne-babama merhamet et!” Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. İyi kişiler olursanız Allah, kendisine yönelenleri bağışlar.

26: Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Saçıp savurma.

27: Saçıp-savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı nankördür.

28: Ama Rabbinin rahmetini beklerken, onlardan kaçınırsan[7] da kendilerine yumuşak söz söyle.

29: Ne eli sıkı ol ne de elini açtıkça da aç. Sonra kınanır ve eli boş kalırsın.

30: Rabbin dilediği kimseye rızkı açar ve daraltır. Allah, kullarından haberdardır, onları görendir.

31: Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Size de onlara da biz rızık veririz. Onları öldürmek büyük bir günahtır.

32: Zinaya yaklaşmayın. Çünkü zina o bir fuhuştur ve kötü bir yoldur.

33: Allah’ın haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmeyin. Kim haksız yere öldürülürse, Biz onun velisine yetki verdik. Velisi de öldürmede haddi aşmasın. Çünkü velisine yardım olunmuştur.

34: Yetim ergenlik çağına gelinceye kadar, yetimin malına en güzel şekilde yaklaşın. Verdiğiniz sözü ise yerine getirin. Çünkü ahit yapan mesul tutulacak.
35: Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam yapın ve doğru terazi ile tartın. Bu hayırlı ve sonuç olarak güzeldir.

36: Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin arkasından gitme. Çünkü kulak, göz ve fuad bunların hepsi ondan mesul tutulacak.

37: Yeryüzünde kibirlenerek yürüme. Çünkü ne yeri delebilirsin, ne de boyca dağlara erişebilirsin.

38: Bunların hepsi, Rabbinin yanında hoş görülmeyen kötü şeylerdir.

39: Bunlar, Rabbinin sana hikmetten vahyettikleridir. Allah ile birlikte başka ilah edinme. Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.

40: Rabbiniz meleklerden kız çocuklar edinerek, erkek çocukları ile sizi mi onurlandırdı?  Siz çok ağır bir söz söylüyorsunuz.

41: Öğüt almaları için bu Kur’anı çeşitli şekillerde açıkladık. Ama bu, onlarda yalnızca nefreti artırıyor.

42: De ki “Dedikleri gibi Allah ile birlikte başka ilahlar olsaydı, onlar da arşın sahibine doğru bir yol arardı.”

43: Allah kusursuzdur, onların söylediklerinden uzaktır, yücedir.

44: Yedi gök ve yedi yer ile bunların içindeki herkes Allah’ı yüceltir. Her şey Allah’ı hamd ile yüceltir. Ancak siz onların yüceltmesini kavrayamıyorsunuz. O hoşgörülüdür, bağışlayandır.

45: Kur’an okunurken, seninle ahirete inanmayanların arasına gizlenmiş bir örtü çekeriz.

46: Kur’anı idrak etmesinler diye kalplerine kılıflar çekeriz. Kur’an ile Rabbinin birliğini andığında kulaklarına bir sağırlık veririz. Onlar da nefretle arkalarını dönüp gider.

47: Onlar seni dinlerken ne dinlediklerini, onlar fısıldaşırken zalimlerin “Siz ancak büyülenmiş bir adama tabi oluyorsunuz” dediklerini biliriz.

48: Seninle ilgili nasıl örnekler [8] verdiklerine bak. Artık onlar saptı ve yol bulamazlar.

49: Dediler ki “Biz kemik ve ufalanıp toprak olduktan sonra mı? Gerçekten yeni bir yaratma ile mi diriltileceğiz?”

50-51: De ki “İster taş olun, ister demir veya sudurlarınız içinde büyüyen bir varlık.” Onlar diyecek ki “Bizi kim geri döndürecek?” De ki “Sizi ilk kez yaratan.” Onlar başlarını küçümseyerek sallayıp sana diyecekler ki “O ne zaman?” De ki “Belki de çok yakındır.”

52: Allah’ın sizi çağıracağı o gün, O’nu hamd ile çağrısına uyacak ve dünyada ancak pek az kaldığınızdan emin olacaksınız.

53: Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Şeytan ise insanın apaçık düşmanıdır.

54: Rabbiniz sizi en iyi bilendir. Rabbiniz size dilerse merhamet eder, dilerse azap eder. Biz seni onlar için vekil(otorite)[9] göndermedik.

55: Rabbin, göklerde ve yeryüzünde olanları en iyi bilendir. Biz nebilerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık.[10] Davud’a ise Zebur’u verdik.

56: De ki “Allah’ın peşi sıra kabul ettiklerinize yalvarın. Oysa onlar, sizin sıkıntınızı kaldırmaya da değiştirmeye de gücü yetmez.

57: Onların yalvardıkları da Rablerine ulaşmanın peşinde olan, Allah’ın merhametini uman ve Allah’ın azabından korkan kimselerdir. Çünkü Rabbinin azabı, korkulan bir azaptır.

58: Her şehri kıyamet gününden önce ya helak ederiz ya da şiddetli bir azapla cezalandırırız. Bu Kitapta yazılmıştır.

59: Bizi, mucizeler[11] göndermekten alıkoyan şey, öncekilerin onları inkar etmeleridir. Biz Semud’a belirli bir dişi deve verdik. Onlar da dişi deveye zulmetti. Oysa biz mucizeleri korkutmak için göndeririz.

60: Sana “Rabbin, insanları kuşatmıştır.” dediğimiz vakit, sana gösterdiğimiz o rüyayı ve Kur’an’da lanetlenmiş o soyu[12], insanlar için imtihan yaptık. Biz insanları korkutuyoruz. Fakat bu, onların azgınlığını daha çok artırıyor.

61: Meleklere “Adem için saygı ile eğilin[13]” dediğimiz vakit, İblis hariç onlar saygı ile eğildi. İblis dedi ki “Ben, çamurdan yarattığın kimse için secde mi edeceğim?

62: İblis dedi ki “Benden daha çok değer verdiğin buna bakar mısın? Beni kıyamet gününe kadar ertelersen, azı dışında onun neslini mutlaka hakimiyetime alacağım.”

63-64: Allah dedi ki “Git! Onlardan kim sana uyarsa cehennem, eksiksiz bir ceza olarak sizin cezanızdır. Onlardan gücünün yettiği kişileri sesinle kışkırt. Süvarilerin ve yayalarınla onları kendine çek. Malları ve çocuklarında onlara ortak ol. Onlara vaatler ver.” Şeytan, insanlara sadece aldatma vaadeder.

65: Kullarım üzerinde senin bir gücün yoktur. Rabbin vekil(sahip)[14] olarak yeter.
66: Rabbiniz, lütfundan aramanız için gemileri denizde sizin için yüzdürür. Allah size karşı merhametlidir.

67: Denizde size bir sıkıntı geldiğinde, Allah’tan başka yalvardıklarınız kaybolur. Sizi karaya çıkardığı zaman da yüz çevirirsiniz[15]. İnsan nankördür.

68: Allah’ın, sizi kara tarafında batırmasından veya üzerinize taş fırtınası[16] göndermesinden güvende misiniz? Üstelik kendiniz için bir koruyucu da bulamazsınız.

69: Veya inkarınıza karşılık, Allah’ın başka bir sefer denize döndürüp, üzerinize kırıp geçiren bir rüzgar yollayarak sizi boğmasından güvende misiniz? Nankörlüğünüze karşılık, bize karşı sizin hakkınızı arayacak kimse de bulamazsınız.

70: Ademoğlunu değerli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Onlara temiz rızıklar verdik ve onları, üstünlük olarak yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.

71: Her insan topluluğunu önderiyle çağıracağımız gün, kitabı sağından verilenler kitabını okuyacak ve kıl kadar haksızlığa uğratılmayacak.

72: Bu dünyada kör kalan[17] kimse, ahirette de kördür ve yolunu sapıtmıştır.

73-74: Sana vahyettiğimiz ile ilgili ondan başkasını bize iftira etmen için neredeyse seni fitneye düşüreceklerdi. İşte o zaman seni dost edineceklerdi. Seni kararlı kılmasaydık, onlara az kalsın güvenmek üzereydin.

75: İşte o zaman, sana ölümün de hayatında azabını da kat kat tattırırdık. Üstelik bize karşı kendin için yardımcı da bulamazdın.

76: Seni yurdundan çıkarmak için, neredeyse cesaretini kırmak üzereydiler. O takdirde onlar da senin ardından az bir süre kalırdı.

77: Bu, senden önce gönderdiğimiz rasuller ile ilgili yasadadır ve yasamızda bir değişiklik bulamazsın.

78: Güneşin sarkmasından gecenin kararmasına kadar[18] ve fecr vaktinde namaz kıl. Fecr vakti gözle görülür.

79: Gecenin bir kısmında uyan. Sana mahsus fazladan[19] namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni, övgüye değer bir makama ulaştırır.

80: De ki “Rabbim! Girilen yere beni doğrulukla girdir, çıkılan yerden de doğrulukla çıkar. Bana katından yardımcı bir güç ver.”

81: De ki “Gerçek geldi ve batılın hükmü kalmadı. Çünkü batıl hükümsüz olmaya mahkumdur.”

82: Biz müminler için şifa ve rahmet olan Kur’anı indiriyoruz. Kur’an, sadece zalimlerin zararını artırır.

83: Biz insana nimet verdiğimizde yüz çevirip kibirlenir. Kendisine bir şer dokunduğu zaman da ümitsizliğe kapılır.

84: De ki “Herkes kendi niyetine göre amel eder. Rabbiniz, kimin doğru yolda olduğunu en iyi bilendir”.

85: Sana er-ruhtan soruyorlar. De ki “Cebrail[20], Rabbimin emrindedir.[21] Ve size bilgi olarak pek az verildi.”

86-87: Dilersek sana vahyettiğimizi alırız. Rabbinin merhameti hariç üstelik bize karşı kendin için bir sahip[22] de bulamazsın. O’nun sana karşı lütfu büyüktür.

88: De ki “Bu Kur’anın bir benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya gelseler, birbirlerine destek de olsalar onun benzerini getiremezler.”

89: Biz, bu Kur’anda insanlara her örneği çeşitli şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkarda diretir.

90-91-92-92-93: Dediler ki “Bizim için yerden bir su kaynağı fışkırtıncaya veya sana ait bir hurma ve üzüm bahçen olup içlerinden ırmakları gürül gürül akıtıncaya veya iddia ettiğin gibi üzerimize gökten parçalar düşürünceye veya Allah’ı ve melekleri karşımıza getirinceye veya senin altından bir evin olana veya sen göğe yükselinceye kadar sana inanmayacağız. Hatta bizim için okuyacağımız bir kitap indirene kadar göğe çıkmana da inanmayacağız.” De ki “Benim Rabbim kusursuzdur. Ben ancak rasul olarak gönderilen bir beşerim.”

94: Kendilerine bir rehber geldiğinde insanları iman etmekten alıkoyan şey, “Allah rasul olarak bir beşer mi gönderdi” demeleridir.

95: De ki “Yeryüzüne yerleşen ve toplananlar melekler olsaydı, onlar için gökten elbette melek rasul[23] indirirdik.”

96: De ki “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Çünkü Allah, kullarından haberdardır, kullarını görendir.

97: Allah’ın hidayet ettiği kişi, doğru yolda olandır. Sapkınlıkta bıraktığı[24] kişi içinse Allah’ın dışında dostlar bulamazsın. Kıyamet gününde onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü bir araya toplayacağız. Onların barınağı, ateşi her yavaşladıkça alevini artıracağımız cehennemdir.

98: Onların bu cezası, ayetlerimizi inkar etmeleri ve “Biz kemik ve ufalanmış toprak olduktan sonra mı? Gerçekten yeni bir yaratma ile mi diriltileceğiz?” demeleri nedeniyledir.

99: Gökleri ve yeryüzünü yaratan Allah’ın, onların aynısını yaratmaya gücünün yeteceğini görmez mi? Allah insanlar için, onda şüphe olmayan bir süre tayin etti. Zalimlerse inkarda diretir.

100: De ki “Rabbimin rahmet hazinelerine sahip olsaydınız, harcanır korkusuyla yapışırdınız.” İnsan çok cimridir.

101: Musa’ya apaçık dokuz mucize[25] verdik. İsrailoğullarına sor! Musa onlara geldiğinde Firavun’un ona dedi ki “Ey Musa, senin sihirlenmiş olduğunu sanıyorum.”

102: Musa dedi ki “Bunları, kanıt olarak göklerin ve yerin Rabbinin indirdiğini biliyorsun. Ey Firavun! Ben de senin helak edileceğini biliyorum.”

103: Firavun onları, ülkeden sürmek istedi. Biz de onu ve beraberindekileri topluca suda boğduk.

104: Firavun’dan sonra İsrailoğullarına dedik ki “O ülkeye yerleşin! Ahiret vaadi geldiğinde sizi birbirinize karışmış olarak toplayacağız.”

105: Biz Kur’anı bir amaç ile indirdik. O bir amaç ile indi. Seni de sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.

106: Biz onu, insanlara yavaş yavaş okuyasın diye ayetlere[26] ayırdık ve onu bölük bölük indirdik.

107-108-109: De ki “Kitaba ister inanın ister inanmayın. Kendilerine daha önce vahiy verilenler , kitap kendilerine okunduğu zaman çeneleri üzerine secdeye kapanırdı.[27]” Onlar derdi ki Rabbimiz kusursuzdur. Rabbimizin vaadi kesinlikle yerine getirilecektir.” Onlar, ağlayarak çeneleri üzerine kapanırken ayrıca kitap onların huşularını artırırdı.

110: De ki “İster Allah diye çağırın ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, en güzel isimler O’nundur. İbadetinde ne sesini yükselt ne de çok kıs. Bu ikisi arasında yol ara.

111: De ki “Hamd çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve zayıflık nedeniyle bir yardımcısı olmayan Allah’a aittir. Allah’ı yücelttikçe yücelt.”

[1] Mescid-i Aksa anlam olarak “uzak mescid” demektir. Mescid-i Aksa; Kubbet’üs Sahra ve Kıble Mescidi’ni de kapsayan 144 dönümlük alandır. Mescid-i Aksa alanı, Süleyman Mabedi’nin olduğu alandır. Süleyman nebi tarafından inşa edilen ilk tapınak, MÖ 586 yılında Babil Kralı II. Nebukadnezar (Buhtunnasra) tarafından Kudüs’ün işgali sırasında yıkıldı. Sürgünden dönen Yahudilerin aynı yere inşa ettiği “Herodes Tapınağı” olarak bilinen II. Tapınak ise Romalılar tarafından MS 70 yılında yıkıldı. Bizans İmparatorluğu Roma İmparatorluğu’nun devamıdır. Bizanslılar döneminde de bu alan, Halife Ömer tarafından 638 yılında fethedilinceye kadar harabe olarak kalmıştır. Halife Ömer döneminde Mescid-i Aksa denen alana yapılan ilk bina olan Kıble Mescidi’dir.

Mescid-i Aksa denildiğinde pek çok kimsenin aklına altın kaplı, sekiz köşeli yer gelse de onun adı Kubbet’üs Sahra’dır. Kubbetü’s Sahra, Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan tarafından 691 yılında inşa edildi. Kubbesi sonradan, Kanuni Sultan Süleyman tarafından altın ile kaplatıldı. Özetle; yaşandığı iddia edilen Mirac olayı zamanında, Mescid-i Aksa denen alan yine harabe bir alandı. Dolayısı ile ilgili rivayetleri, bu bilgiler ile okumanızı önemle tavsiye ederim.

[2] Vekil; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı ve şahit anlamlarına da sahiptir.

[3]Süleyman mabedi yani 1. Tapınak, MÖ 586 yılında Babil Kralı II. Nebukadnezar (Buhtunnasra) tarafından Kudüs’ün işgali sırasında yıkıldı ve İsrailoğulları sürgüne gönderildi.

[4] İsrailoğulları gönderildikleri sürgünden yurtlarına geri döndüler.

[5] Sürgünden dönen Yahudilerin Süleyman Mabedi yerine inşa ettiği “Herodes Tapınağı” olarak bilinen II. Tapınak ise Romalılar tarafından MS 70 yılında yıkıldı. Harabe olarak bırakılan bu alan, Halife Ömer tarafından 638 yılında fethedilinceye kadar da Roma ve Bizanslıların elinde kaldı.

[6] Kastedilen, bitecek olan dünya yaşamıdır.

[7] İhtiyaç sahibine verecek bir şey olmadığı zamanlarda, en azından yumuşak söz ile mukabele emri bildirilir.

[8] Muhammed nebi için şair, büyücü, kahin ve mecnun gibi yakıştırmalar yaptıklarından bahseder.

[9] Vekil; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı ve şahit anlamlarına da sahiptir.

[10] Allah, seçtiği rasullerine takdir ettiği nimetlerle üstünlük verip derecelerle yükseltmiştir. Bu takdir ise sadece kendisine aittir. Bakara-285. ayette bahsedilen konu ise iman etmektir. İman edilenler; Allah, melekler, diğer kitaplar ve Allah rasulleridir. Bu ayetteyse “Biz fark gözetmeyiz” derken “onlara iman konusunda fark gözetmeyiz” mesajı vardır. Biz nebiler arasındaki üstünlüğü Allah bildirdiği ve açıkladığı için bilir ama hepsine aynı derecede iman ederiz. Musa nebi Allah ile konuştuğu için ona daha çok iman eder veya İsa nebi ölüleri dirilttiği için ama diğerleri diriltemediği için ona daha farklı iman ederiz şeklinde bir iman skalası asla mümkün değildir. Dolayısıyla ayet; hepsinin Allah tarafından seçilmiş, vahiy almış, vazifelerini yapmış seçkin kullar olduğunu, sahip oldukları üstünlükler ve derecelerin kendilerine daha farklı iman etmemize sebep olamayacağı belirtir. Ayrıca bu ayet, nebiler arasında üstünlük yarışı yaptıranlara da ciddi ikazdır.

[11] Ayet metninde yer alan “ayet” kelimesi, vahiy anlamında değildir. Kastedilen; kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır. Mucizeler, ancak Allah’ın izni ile gerçekleşen delil nitelikli olaylardır.

[12] Ayet metninde yazan “şecere” kelimesi “ağaç” anlamının yanında “soy” anlamına da sahiptir. Onun imtihan olarak Kur’anda lanetlenmiş olması, doğru anlamamız için önemli bir ipucudur. Kimileri zakkum ağacına atıfta bulunmuştur. Oysa o ağaç, cehennem yiyeceğidir ve cehennemde imtihan yoktur, sadece ceza vardır. Adem ile eşinin meyvesini yediği ağaç diyenler var. Ama o ağaç, Kur’anda lanetlenmiş bir ağaç değildir, sadece meyvesinin yenmesi yasaklanmıştır. Kaldı ki o ağaç, ikisi için imtihandı bizler için değil. Aslında ayette kelimenin “soy” anlamı marife olarak kullanılmıştır ve kastedilen soy, yahudi soyudur. Delil ayetler ise; Maide-78: “İsrailoğullarından kafir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanetlendi. Bu isyan etmiş ve hadlerini aşmış olmaları nedeniyledir.” Ve Maide-64: “Yahudiler “Allah’ın eli sıkıdır” dediler. Söyledikleri yüzünden elleri bağlandı ve lanet edildiler.”

[13] Ayet metninde “secde edin” emri vardır. Allah fiziki secdeyi, sadece kendi için emreder. Delil ayet Fussilet-37. ayettir. Fussilet-37: “Gece ve gündüz, güneş ve ay Allah’ın delillerindendir. Ne güneşe ne de aya secde edin.  Sadece Allah’a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah’a secde edin.” İnsanlık geçmişinde ay ve güneşe ilah olarak tapanların, ibadet için fiziki secde ettikleri bilinen bir gerçektir. Oysa Allah bu ayetle, fiziki secdenin ibadet olarak sadece kendisine yapılmasını emretmiştir. Secde, mecazi değil hakiki anlamında kullanılmıştır. Çünkü onlar sözde ilahlarına, fiziki secde ederek tapınırdı. Ki bu fiziki secde, namaz inkarcılarının, “putperesteler gibi, robotik eğilip kalkın” diyerek namaza karşı kullandıkları bir silahtır. Secde kelimesi diğer varlıklar içinse; “selamlamak, saygı göstermek, methetmek gibi anlamlarda kullanılır.

[14] Vekil; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı ve şahit anlamlarına da sahiptir.

[15]Kastedilen bir diğer hususta, vefasızlık ve unutkanlık halidir. İnsan tehlike geçtiğinde; dua eden, yalvaran, kurtulduğu takdirde yapacağına dair verdiği sözleri veren sanki kendisi değilmiş gibi onları unutur ve Allah’tan yine uzaklaşır yani yüz çevirir.

[16] Ayet metnindeki “taş atan” ifadesi taş fırtınasını kasteder. Hud- 82-83: “Emrimiz geldiğinde oranın üstünü altına getirdik ve üzerlerine Rabbin katında işaretli, taşlaşmış çamurdan peş peşe taşlar yağdırdık. Bunlar, zalimlerden uzak değildi”.

[17] Kastedilen akıl körlüğüdür.

[18]

Güneşin sarkması (3.) uçtan başlar. Güneş, zirve yaptıktan sonra sürekli alçalmaya devam eder. Bu alçalma yaklaşık 12 saat kadar sürer.

Biz, güneşin battıktan sonraki alçalmasına şahit olamayız. Zaten ayette alçalma boyunca değil gecenin kararmasına kadar yani güneşin battığı ana  kadar diyerek alçalmanın belli kısmını kasteder. Gecenin kararması (4.) uçtan başlar. Gördüğünüz üzere bu aralıkta sadece 1 namazdan bahseder. Bu namazın ismi Bakara-238. ayette “vusta namazı” yani “orta namaz” olarak beyan edilmiştir. Ama geleneğe göre bu aralıkta öğle+ikindi olmak üzere 2 namaz vardır. Bu ayete göre bu aralıkta 2 namaz olması imkansızdır. Bunu fark edenler öğle ve ikindinin cem edilerek kılınmasından bahseder. Muhammed nebi, Kasas-85. ayetin emri ile Kur’an ile amele farz kılındığı için bu önemli uygulamanın kesinlikle Kur’anda yer alması gerekirdi. Fakat Kur’anda namazları cem etmek ile ilgili asla bilgi yoktur.

[19] Ayet metninde yer alan “nafile” kelimesi “artık, fazlalık, ilave, bağış” anlamlarına sahiptir. Nafile namaz, fazladan namaz veya ilave namaz anlamlarına gelir. Gece uyanıp namaz kılmak, Allah rasulu Muhammed nebinin şahsına emredilmiştir, tüm iman edenlere değil.

[20] El takısı almış olan Ruh olan Er-Ruh’un Cebrail olduğu anlaşılmayınca hakkında ilimden az verilen bilginin, onun rivayetlerle şekillenmiş ruh veya vahiy hakkında olduğunu iddia edenler olmuştur. Oysa Er-Ruh Cebraildir ve ayet onun hakkında az bilgi verildiğinden bahsetmektedir. Kur’anın tamamına baktığınızda Cebrail hakkında verilen bilgi, gerçekten de vahiy meleği ve Allah katında şerefli olduğudur. Cebrail hakkında bilgi sorulmasının diğer nedeni; o dönemde Cebrail’i kendilerine düşman görenlerin yani yahudilerin, Cebrail hakkında yeni gelen dinin ne dediği merakıydı. Er-Ruh’un Cebrail olduğuna dair başka delil sorarsanız; Meryem-17: “Onlarla arasına bir perde çekmişti. Ona Ruhumuzu gönderdik. Tam bir beşer suretinde göründü.” Ruhun vahiy olduğunu iddia edenler, onun nasıl beşer suretinde göründüğünü izah edemez. Bakara-97: De ki “Kim Cebrail’e düşmansa O, Allah’ın emriyle öncekinin yerine geleni müminler için bir rehber ve müjde olarak senin kalbine indirdi.” Şuara-192-193:O(Kur’an), kesinlikle alemlerin Rabbinin indirmesidir. Onu Ruhu’l-emin indirmiştir.” Gördüğünüz üzere Bakara-97 ve Şuara-192-193. ayetleri birlikte okuduğumuzda, Er-Ruhun Cebrail, taşıdığı sıfatın “Emin” ve Allah’ın izni ile vahiy indiren olduğu anlaşılmaktadır. Mearic-4: “Melekler ve Er-Ruh onun miktarı ellibin yıl olan bir günde Allah’a yükselir.” Nebe-38: “Er-ruh ve meleklerin sıra sıra durduğu gün ancak Rahman’ın kendisine izin verdiği konuşacak. İzin verilen de gerçeği söyleyecek.”

Er-Ruh Cebrail değildir diyenler, bu ayetleri açıklayamaz. Vahiy diyenlere cevabımız; vahiy Allah’ın kelamıdır. Nefs sahibi bir varlık değildir. Dolayısıyla vahyin meleklerle birlikte ve neden Allah’a yükseldiği, vahyin din gününde diğer meleklerle birlikte nasıl saflar halinde duracağı soruları, iddiaların mesnedsiz olduğunun ispatıdır.

[21] Cebrailin ancak Allah’ın emri ile görev yaptığını beyan eder.

[22] Vekil; sahip, otorite, koruyucu, yardımcı ve şahit anlamlarına da sahiptir.

[23] Allah insana, ancak kendi türünden Allah rasulu seçeceğini beyan etmektedir.

[24]  “İ’fal” babının 17 farklı görevi vardır. Bunlardan en bilineni “Teaddi” yani lazım (geçişsiz) olan fiilin, müteaddi (geçişli) yapılması görevidir. Bu görevi nedeniyle birçok kimse “dalle” fiilini standart olarak “saptırmak” olarak çevirir ki bu önemli bir hatadır. Oysa görevlerinden biri de “Ta’riz” görevidir. Ta’riz görevi fiile; “sunmak, arz etmek, sergilemek ve maruz bırakmak” anlamları katar. Bu babda bazı fiiller, öznesine göre anlam kazanır. Eğer bir kul şeytana uyarak sapmayı tercih etmişse o kul için, Allah da seçim yapacaktır. Ya onu içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakacak ya da kurtaracaktır. İşte “dalle” fiilinin öznesi Allah olduğunda i’fal babı fiile, maruz bırakma yani “kişiyi içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakmak, kişinin o sapkınlığa maruz kalmasına müsaade etmek” anlamı katar. Çünkü Araf-16: “Beni azdırmana karşılık, onlar için senin doğru yoluna oturacağım. Sonra önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim. Onların çoğunu şükreden bulmayacaksın” ayetinde Allah, şeytanın maksadının insanları doğru yoldan uzaklaştırmak, saptırmak olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda sapan insan, saptıran şeytandır. Peki Allah neden, kimi sapıtmışları kurtartır ama kimilerini düştüğü sapkınlıkta bırakır? Kimi insanlar işlediği günahlardan dolayı sıkılır, içine düştüğü sapkınlık onu huzursuz eder, savrulmuş olsa da iş veya sözleriyle farkında olarak veya olmayarak pişmanlık yaşar. Kişi, bu pişmanlığına sahip çıkma gayreti içinde ama neyi nasıl yapacağını bilemiyorsa, Allah da onu yarı yolda bırakmaz. Bu durumda şu ayeti hatırlayın. Rad-27: “Allah kendisine yönelen kimseyi hidayete iletir.” Özetle Allah’ın dilemesi, kulun gayreti istikametindedir. Diğeri de şeytanla sarmaş dolaş olmuştur fakat zerre pişmanlık hissetmemiş, pişmanlık hissetse de ona sahip çıkmamıştır, pervasız ve kuralsızdır, duyarsızdır, inkar ve alayı seçmeye devam etmektedir. İşte Allah, bu kimseleri, içine düştükleri sapkınlıkta bırakır. Bu durumda o kişi için, onu Allah saptırdı denemez. Allah onu yukardaki sebeplerden dolayı, kendi seçtiği sapkınlığa maruz bırakmayı tercih etmiştir. Çünkü Allah diler ama kulun gayreti istikametinde diler.

[25] Ayet metninde yer alan “ayet” kelimesi, vahiy anlamında değildir. Kastedilen; kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır. Mucizeler, ancak Allah’ın izni ile gerçekleşen delil nitelikli olaylardır.

[26] Yunus-15: “Onlara ayetlerimiz açıkça okunup aktarıldığı zaman, bizimle karşılaşmayı beklemeyenler “Ya bundan başka bir kuran getir veya bunu değiştir!” dediler.” Yunus-15. ayettin metninde “kuran” yazmaktadır. Bu kitabımız olan “El-Kur’an” değildir. El-Kur’an bir kitaptır. Fakat inkarcıların değiştirmesini istedikleri şey gelen vahiy metni olan ayettir. Keyiflerine göre ya başka bir ayet getirmelerini veya gelen vahyi değiştirmelerini istemektedirler. Yani çoğu kimsenin, anlamını sadece İngilizce “the” olarak bildikleri el takısı, sıradan bir takı değildir.

[27] İnsanlar her zaman Allah için veya ilah kabul ettikleri sözde ilahlar için fiziki secdeye kapanmıştır. Bu secdeye kapanma hali, kişinin Allah karşısındaki acziyetinin ve nefsinin teslimiyetini ifadesidir. Kimileri için bu kapanış, robotik tapınmanın sembolüdür. Oysa Allah Fussilet-37. ayette fiziki secdeyi kendi için emretmiştir. Fiziki secdeyi ancak Allah’a ibadete karşı kibirlenenler inkar eder. Fussilet-37: “Gece ve gündüz, güneş ve ay Allah’ın delillerindendir. Ne güneşe ne de aya secde edin. Sadece Allah’a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah’a secde edin.” Gerçekten de bu ayette bahsedilen secde; fiziki mi yoksa mental mi?

İnsanlık geçmişinde ay ve güneşe ilah olarak tapanların, ibadet için fiziki secde ettikleri bilinen bir gerçektir. Oysa Allah bu ayetle, fiziki secdenin kulluğun gereği ve ibadet olarak sadece kendisine yapılmasını emretmiştir. Secde, mecazi değil hakiki anlamında kullanılmıştır. Çünkü onlar sözde ilahlarına, fiziki secde ederek tapınırdı. Ki bu fiziki secde, namaz inkarcılarının, “putperesteler gibi, robotik eğilip kalkın” diye eleştirdikleri ve namaza karşı kullandıkları bir silahtır. Kaldı ki putperestlerin fiziki secdeleri, Allah’a fiziki secdeye engel sebep kabul edilemez. Bu 2 şeyin ispatı olabilir. Bunlar; ya o müşriklerin saf yani bozulmamış inançlarında fiziki secdenin varlığı ya da iman edenlerin ibadetlerinden rol çaldıklarıdır. Akıl edenler için bu reddiye değil vasat mantığın gereğidir. Diğer bir ayete daha bakalım;

Araf-206: “Rabbinin katında olanlar, O’na kulluk etmekten asla kibirlenmez. O’nu yüceltir ve O’na secde ederler.” Kur’andan biliriz ki Rabbin katında olanlar, mukarrabin meleklerdir. Gördüğünüz üzere; kulluk etmek ve fiziki secde her iki ayette de birbiri ile ilişkilendirilmiştir. Fiziki secdeyi inkar edenler, yok diyenler, sadece saygı göstermek, boyun eğmek diye mental seviyeye indirmek kibrin alametidir.