1-2-3-4: Hamd; katındaki şiddetli azaba karşı uyarmak, iyi işler yapan müminlere içinde ebedi kalacakları güzel bir mükafaat olacağını müjdelemek ve “Allah çocuk edindi!” diyenleri de uyarmak için değerli, içinde hiçbir eğrilik olmayan Kitabı kuluna indiren Allah’a aittir.
5: Onların da atalarının da bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan ise büyüktür.[1] Onlar sadece yalan söylüyor.
6: Bu hadise[2] inanmıyorlar diye arkalarından üzülüp kendini helak mı edeceksin?
7: Biz, hangisinin daha güzel iş yapacağını deneyelim diye yeryüzündeki şeyleri ona ait süs yaptık.
8: Biz onun üzerindekileri mutlaka kuru bir toprak yaparız.
9: Yoksa sen Kehf ve Rakim halkını bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?
10: O gençler mağaraya sığındıkları vakit “Rabbimiz! Bize tarafından rahmet ver. Durumumuz için bize bir yol hazırla!” dedi.
11: Biz de o mağarada senelerce onların kulaklarını kapattık.
12: Sonra da iki gruptan hangisinin, onların kaldıkları süreyi daha iyi hesap edeceğini ortaya çıkarmak için uyandırdık,
13: Biz sana onların haberini bir amaç için anlatıyoruz. Onlar, Rablerine iman eden gençlerdi. Biz de onların hidayetini artırdık.
14-15: Onların kalplerini güçlendirdik. Onlar kıyam ettikleri vakit demişlerdi ki “Bizim Rabbimiz, göklerin ve yeryüzünün Rabbidir. Biz O’ndan başka bir ilaha yalvarmayacağız. O takdirde saçma konuşmuş oluruz. Şu bizim kavmimiz Allah’tan başka ilahlar edindi. Onlar apaçık bir delil getirmeliydi. Allah’a yalan uydurandan daha zalim kimdir?”
16: Biri dedi ki “Onlardan ve Allah’tan başka taptıkları şeylerden uzaklaştığınızda mağaraya sığının ki Rabbiniz size merhametini yaysın ve durumunuz için size bir kolaylık hazırlasın”
17: Gençler mağaranın geniş boşluğundayken güneşi, o doğup mağaralarının sağına kayarken, batarken de onların yanından soluna geçerken görürdün. İşte bu, Allah’ın ayetlerindendir. Allah’ın hidayet ettiği kimse doğru yola olandır. Kimi de sapkınlık içinde bırakırsa[3], onun için yol gösterecek bir dost da bulamazsın.
18: Gençler uykudayken sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağa ve sola çevirirdik. Köpekleri de eşikte ön ayaklarını uzatmıştır. Eğer onları görseydin, kaçıp firar ederdin. Onlara karşı korkuyla dolardın.
19-20: Birbirlerine sormaları için onları uyandırdık. İçlerinden konuşan biri dedi ki “Ne kadar kaldınız?” Dediler ki “Bir gün veya günün bir parçası kadar kaldık. Diğerleri dedi ki “Rabbiniz, kaldığınız süreyi daha iyi bilendir. İçinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha ucuz ise size ondan rızık olarak getirsin. Ayrıca dikkatli olsun ve sizi kimseye fark ettirmesin. Eğer farkınıza varırlarsa sizi kovar veya kendi dinlerine çevirirler. O zaman asla başaramazsınız.”
21: Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu ve o Saat’te şüphe olmadığını bilmeleri için gençleri buldurduk. Aralarında onların durumunu tartıştılar. Dediler ki “Onlar için bir bina yapın. Rableri onları daha iyi bilir.” Onların durumuna hakim olanlar ise “Biz onlar için bir mescit yapacağız” dedi.
22: Gayba taş atarak “Onlar üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir.” diyecekler. “Onlar beş kişidir, altıncıları köpekleridir.” diyecekler. “Onlar yedi kişidir, sekizincisi köpekleridir.” diyecekler. De ki “Rabbim onların sayısını daha iyi bilir.” Onları sadece az kişi bilirdi. Onlar ile yüzeysel tartışma dışında tartışmaya girme ve gençler hakkında onların hiçbirinden fikir isteme.
23-24: Bir şey için ancak “Allah izin verirse[4] bunu yarın yapacağım.” de. Unuttuğun zaman Rabbini an ve de ki “Rabbimin beni bundan daha yakın bir doğruya ulaştırmasını umut ederim.”
25: Onlar, mağaralarında 300 sene kadar kaldılar ve 9[5] sene de ilave ettiler.
26: De ki “Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yeryüzünün gaybı Allah’a aittir. Onların Allah’tan başka bir yardımcısı olmadığını ve Allah’ın hükmüne kimseyi ortak etmediğini bil ve duyur.
27: Rabbinin Kitabı’ndan sana vahyedileni okuyup aktar. Allah’ın hükümleri değiştirilemez. Allah’tan başka sığınak da bulamazsın.
28: O’nun rızasını isteyerek Rablerine sabah akşam dua edenlerle birlikte sen de sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Arzusuna uyan ve işi aşırılık olduğu için kalbini kitabımızdan[6] habersiz kıldığımız kimseye boyun eğme.
29: De ki “Bu kitap Rabbinizdendir.” O halde dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Biz, zalimler için dumanı kendilerini kuşatan bir ateş hazırladık. Yardım isteyecek olsalar, erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su ile yardım edilecek. Ne kötü bir içecek ve ne kötü bir yerdir.
30: Onlar iman edip iyi işler yaptı. Biz güzel iş yapanların mükafatını zayi etmeyiz.
31: Onlara aralarından ırmaklar akan adn cennetleri var. Onlar, cennette divanlara kurulacak, altın bileziklerle donatılacak, ince ipek ve gümüş işlemeli ipek kumaştan yeşil elbiseler giyecek. Ne güzel karşılık ve ne güzel yerdir.
32-33-34-35-36: Onlara iki adamı örnek ver. İkisinden birine iki üzüm bahçesi verdik. İki bahçeyi de hurmalar ile çevreledik, aralarında da ekinler yetiştirdik. İki bahçe de ürünlerini verdi ve onu hiçbir şey zarara uğratmadı. İkisinin arasından da bir ırmak fışkırttık. Bu kişinin ürünü oldu. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki “Ben mal olarak senden daha çok, kişi olarak da senden daha güçlüyüm.” Bu kendisine zulmederek bahçesine girdi. Dedi ki “Bu bahçenin hiçbir zaman yok olacağını sanmıyorum.” O Saat’in kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülürsem, bundan daha hayırlı bir akibet bulurum.”
37-38-39-40-41: Onunla konuşan arkadaşı ona dedi ki “Seni topraktan, sonra nutfeden yaratan, daha sonra seni bir adam olarak biçimlendiren Allah’ı inkar mı ediyorsun? Fakat O, Allah’tır, Rabbimdir ve ben Rabbime hiçbir şeyi ortak koşmam. Bahçene girdiğinde “Maşallah, kuvvet yalnızca Allah’a aittir.” demeliydin. Mal ve evlat olarak beni senden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bahçenden daha iyisini verir ve senin bahçenin üzerine gökten afetler gönderir, arazin çoraklaşır veya bahçenin suyu dibe çekilir ve onu bulmaya güç yetiremezsin.”
42: Ve onun ürünleri kuşatıldı. Çardakları yerle bir olmuşken, bahçesine yaptığı harcamalar yüzünden ellerini ovuşturarak dedi ki “Keşke Rabbime kimseyi ortak koşmasaydım.”
43: Allah’tan başka ona yardım edecek kitlesi yoktu. O kendisini de savunamadı.
44: Orada yardım, gerçek olan Allah’a aittir. Mükafatı ve neticesi hayırlı olan Allah’tır.
45: Onlara dünya hayatı örneğini ver. O, gökten indirdiğimiz bir su gibidir. Yeryüzündeki bitkiler su ile karışır sonra da rüzgarların dağıttığı kuru otlar olur. Allah her şeye güç yetirendir.
46: Mal ve çocuklar dünya hayatının süsüdür. İyi işlerin devamlı olanı, Rabbinin katında mükafat ve umut olarak daha hayırlıdır.
47: Dağları yürüttüğümüz gün yeryüzünü dümdüz göreceksin. Onların hiçbirini geride bırakmadan toplayacağız.
48: Onlar sıra sıra Rabbinin huzuruna arz edilecek. “Sizi ilk kez yarattığımız gibi bize geldiniz. Oysa siz vadettiğimiz zaman gelmeyecek sandınız.”
49: Kitap[7] ortaya konulacak. Günahkarların, kitabın içindekilerden korktuğunu göreceksin. Onlar diyecek ki “Yazık bize, bu nasıl kitap? Küçük büyük geride bırakmadan hepsini kaydetmiş” Yaptıklarını da hazır bulacaklar. Rabbin, kimseye haksızlık etmez.
50: Meleklere “Adem için saygı ile eğilin!” dediğimizde melekler hariç İblis saygı ile eğilmedi. O cinlerden idi. Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Siz benim peşim sıra onu ve onun soyunu dost mu ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin için apaçık düşmandır. Zalimler için ne kötü bir bedel.
51: Ben İblis ve soyunu, göklerin, yeryüzünün ve kendilerinin yaratılışına şahit tutmadım. Ben yoldan çıkaranları yardımcı edinmem.
52: O gün Allah “Benim ortaklarım olduğunu sandıklarınızı çağırın!” diyecek. Onlar da çağıracak ama çağırdıkları kendilerine cevap veremeyecek. Çünkü biz onların arasına uçurum koyacağız.
53: Günahkarlar ateşi görecek ve oraya düşeceklerinden emin olacak. Ondan kaçış da bulamayacaklar.
54: Biz bu Kur’anda insanlara her örneği çeşitli şekillerde açıkladık. Ama insanın en çok yaptığı şey tartışmaktır.
55: Evvelkilerin kanunu veya azabı gelmedikçe[8], kendilerine hidayet geldiğinde insanları iman etmekten ve Rablerinden bağışlanma istemekten alıkoyan nedir?
56: Biz, rasulleri sadece müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. İnkar edenlerse gerçeği batıl ile çürütmek için mücadele eder. Onlar ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri alay konusu edinir.
57: Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığında onlardan uzaklaşanlar ile önceden yapmış olduklarını unutanlardan daha zalim kimdir? Onlar Kur’anı idrak etmesinler diye kalplerine perdeler çekip kulaklarına da sağırlık verdik. Sen onları doğru yola çağırsan da doğru yola asla gelmeyecekler.
58: Senin Rabbin bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir. Yaptıkları yüzünden onları cezalandırsaydı, onlara azabı çabuklaştırırdı. Fakat kendilerine vaad edilen bir süre var. O’ndan başka sığınacak bir yer de bulamayacaklar.
59: Haksızlık ettikleri zaman o şehirleri helak ettik. Onların helakı için bir zaman belirledik.
60: Musa uşağına dedi ki “İki denizin birleştiği yere kadar durmayacağım ve uzun zaman ilerleyeceğim.”
61: İki denizin arasının birleştiği yere vardıklarında balıklarını unutmuşlardı. Balık da akan deniz içinde bir yol tutmuştu.
62: İki denizin birleştiği yeri geçtiklerinde Musa dedi ki “Azığımızı bize getir! Bu yolculuğumuz nedeniyle yorulduk.”
63: Uşağı dedi ki “Gördün mü? Kayaya sığındığımız vakit balığı unutmuşum. Onu hatırlamamı bana şeytan unutturdu ve balık şaşılacak bir şekilde deniz içinde yolunu tuttu.”
64: Musa “Aradığımız orasıydı!” dedi ve izlerinden giderek geri döndüler.
65: İkisi, kendisine katımızdan bir rahmet verip tarafımızdan bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular.
66: Musa ona dedi ki “Sana öğretilen bilgiden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?”
67-68: Kul dedi ki “Sen benimle birlikte olmaya sabredemezsin. İç yüzünü kavrayamadığın şeye karşı nasıl sabredeceksin?”
69: Musa dedi ki “İnşallah sen beni sabırlı bulacaksın. Senin işine de karşı çıkmam.”
70: Kul dedi ki “Bana uyarsan, sana ona dair bilgi verinceye kadar bana hiçbir soru sorma!”
71: Yola çıktılar. Sonunda küçük bir gemiye bindikleri zaman kul gemiyi deldi. Musa dedi ki “Gemidekileri boğmak için mi onu deldin? Sen korkunç bir şey yaptın!”
72: Kul dedi ki “Ben sana, benimle birlikte olmaya sabredemezsin demedim mi?”
73: Musa dedi ki “Unuttuğum şeyden dolayı kusuruma bakma ve davranışımdan dolayı bana güçlük çıkarma.”
74: Yine yola çıktılar. Nihayet küçük bir erkek çocuğa[9] rastladıklarında kul, onu öldürdü. Musa dedi ki “Tertemiz bir canı, bir can karşılığı olmaksızın mı öldürdün? Sen dehşet bir şey yaptın!”
75: Kul dedi ki “Ben sana, benimle birlikte olmaya sabredemezsin demedim mi?”
76: Musa dedi ki “Bundan sonra sana bir şey sorarsam, benimle artık arkadaşlık etme! Çünkü benden özür duymuştun.”
77: Yine yola çıktılar. Sonunda bir şehir halkına uğradılar, onlardan yemek istediler. Ancak şehir halkı, ikisini de misafir etmeyi reddetti. Orada yıkılmayı gerektiren bir duvar buldular. Kul onu doğrulttu. Musa dedi ki “Dileseydin, buna karşı bir ücret alırdın.”
78-79-80-81-82: Kul dedi ki “Bu, benimle senin aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin kesin bilgisini bildireceğim. O küçük gemi, denizde çalışan yoksul kişilere aitti. Onun kusurlu olmasını istedim. Çünkü onların ötesinde her gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı. O erkek çocuğunun[10] anne ve babası mümindi. Onları azgınlığa ve inkara sürükleyeceğini biliyorduk. Rablerinden o ikisine, o erkek çocuktan doğrulukta daha hayırlı ve merhamette daha yakın olanını vermesini istedik. Duvar, o şehirdeki iki yetim erkek çocuğuna aitti. Duvarın altında ikisine ait bir servet vardı. Babaları iyi biriydi. Rabbin o ikisinin yetişkinlik çağına ulaşıp da Rabbinden bir rahmet olarak servetlerini çıkarmalarını istedi. Ben kendiliğimden yapmadım. Bunlar, senin sabredemediğin şeylerin kesin bilgisidir.
83: Sana Zulkarneyn hakkında soruyorlar. De ki “Size ondan bilgi okuyup aktaracağım.”
84-85: Biz ona yeryüzünde güç kazandırdık. Ona her şeyden imkan bağışladık. O da bir yol takip etti.
86: Sonunda güneşin battığı yere ulaştı. Güneşi çamurlu bir suyun üzerinde batarken buldu. Onun yanında bir toplum buldu. Dedik ki “Ey Zülkarneyn! Onları ister cezalandır, ister onlara güzellikle müsamaha göster.”
87: Allah dedi ki “Haksızlık edeni yakında cezalandıracağız. O Rabbine geri döndürüldüğünde, Allah onu dehşet bir azapla cezalandıracak.”
88: İman edip iyi iş yapan kimse için ona en güzel mükafaat olacak. Buyruğumuzdan ona kolay olanını söyleyeceğiz.
89: Zulkarneyn yine bir yol takip etti.
90: Sonunda güneşin doğduğu yere ulaştı. Güneşi bir toplumun üzerine doğarken buldu. Onlara güneşin dışında bir örtü yapmadık.[11]
91: Onun yanında olanların iç yüzünü biz biliriz.
92: Zulkarneyn yine bir yol takip etti.
93: Sonunda iki set arasına ulaştı. O iki setten başka, söz idrak etmeyen bir toplum buldu.
94: Onlar dedi ki “Ey Zülkarneyn! Yecuc ve Mecuc[12] yeryüzünde bozgunculuk yapıyor. Bizimle onlar arasında bir set yapmana karşılık sana vergi verelim mi?
95-96: Zülkarneyn dedi ki “Rabbimin bana kazandırdığı güç daha hayırlıdır. Siz bana kuvvet ile destek olun ki sizinle onlar arasına bir engel[13] yapayım. Bana büyük demir parçaları getirin!” Zülkarneyn iki dağın arasını eşitlediğinde “körükleyin!” dedi. Nihayet demiri parlattığında[14] “Bana katran[15] getirin, üzerine dökeyim.” dedi.
97: Yecuc ve Mecucun ona ne zarar vermeye ne de onu delmeye gücü yetti.
98: Zülkarneyn dedi ki “Bu, Rabbimden bir rahmettir. Fakat Rabbimin vaadi gelince, O bunu yerle bir edecek. Rabbimin vaadi gerçektir.”
99: O gün Biz, onları birbirine karışmış bir halde bırakacağız. Sura üflenecek ve hepsini bir araya getireceğiz.
100-101: Gözleri kitabıma[16] karşı perdeli ve dinlemeye dayanamayan kafirlere o gün cehennemi açıkça göstereceğiz.
102: İnkar edenler, beni bırakıp kullarımı yardımcı edineceklerini mi sandı? Biz cehennemi kafirlere konak olarak hazırladık.
103-104: De ki “Amel olarak kaybedenleri size bildirelim mi? Onlar, işleri güzel yaptıklarını zannederken dünya hayatında çabaları boşa gidenlerdir.”
105: Onlar, Rablerinin ayetlerini ve O’nunla karşılaşmayı inkar eden kimselerdir. Amelleri boşa çıkacak. Biz kıyamet gününde onlar için tartı kurmayacağız.
106: Onların cezası inkar ettikleri, ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edindikleri için cehennemdir.
107-108: İman edip iyi işler yapanlara konak olarak içlerinde ölümsüz olacakları ve oradan ayrılmak istemeyecekleri Firdevs cennetleri var.
109: De ki “Rabbimin sözleri için her deniz mürekkep olsa, bir o kadar da deniz ilave etsek, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenirdi.”
110: De ki “Ben sizin gibi bir beşerim. Bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbiyle karşılaşmayı istiyorsa iyi işler yapsın ve Rabbine kullukta hiç kimseyi ortak koşmasın.”
[1] Kastedilen, Allah’ın çocuk edindi iddiasıdır.
[2] Allah’ın sözlerine “hadis” de denir. Kastedilen ise Kur’andır.
[3] “İ’fal” babının 17 farklı görevi vardır. Bunlardan en bilineni “Teaddi” yani lazım (geçişsiz) olan fiilin, müteaddi (geçişli) yapılması görevidir. Bu görevi nedeniyle birçok kimse “dalle” fiilini standart olarak “saptırmak” olarak çevirir ki bu önemli bir hatadır. Oysa görevlerinden biri de “Ta’riz” görevidir. Ta’riz görevi fiile; “sunmak, arz etmek, sergilemek ve maruz bırakmak” anlamları katar. Bu babda bazı fiiller, öznesine göre anlam kazanır. Eğer bir kul şeytana uyarak sapmayı tercih etmişse o kul için, Allah da seçim yapacaktır. Ya onu içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakacak ya da kurtaracaktır. İşte “dalle” fiilinin öznesi Allah olduğunda i’fal babı fiile, maruz bırakma yani “kişiyi içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakmak, kişinin o sapkınlığa maruz kalmasına müsaade etmek” anlamı katar. Çünkü Araf-16: “Beni azdırmana karşılık, onlar için senin doğru yoluna oturacağım. Sonra önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim. Onların çoğunu şükreden bulmayacaksın” ayetinde Allah, şeytanın maksadının insanları doğru yoldan uzaklaştırmak, saptırmak olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda sapan insan, saptıran şeytandır. Peki Allah neden, kimi sapıtmışları kurtartır ama kimilerini düştüğü sapkınlıkta bırakır? Kimi insanlar işlediği günahlardan dolayı sıkılır, içine düştüğü sapkınlık onu huzursuz eder, savrulmuş olsa da iş veya sözleriyle farkında olarak veya olmayarak pişmanlık yaşar. Kişi, bu pişmanlığına sahip çıkma gayreti içinde ama neyi nasıl yapacağını bilemiyorsa, Allah da onu yarı yolda bırakmaz. Bu durumda şu ayeti hatırlayın. Rad-27: “Allah kendisine yönelen kimseyi hidayete iletir.” Özetle Allah’ın dilemesi, kulun gayreti istikametindedir. Diğeri de şeytanla sarmaş dolaş olmuştur fakat zerre pişmanlık hissetmemiş, pişmanlık hissetse de ona sahip çıkmamıştır, pervasız ve kuralsızdır, duyarsızdır, inkar ve alayı seçmeye devam etmektedir. İşte Allah, bu kimseleri içine düştükleri sapkınlıkta bırakır. Bu durumda o kişi için, onu Allah saptırdı denemez. Allah onu yukardaki sebeplerden dolayı, kendi seçtiği sapkınlığa maruz bırakmayı tercih etmiştir. Çünkü Allah diler ama kulun gayreti istikametinde diler.
[4] “Allah izin verirse” ifadesinin Arapçası “inşallah” tır.
[5] Astronomik Hesapta 300 Güneş Yılı = 309 Ay Yılıdır. Güneş Yılında(Miladi), dünyanın güneş etrafındaki bir tam turu esas alınır. Ay Yılında (Hicri), ayın dünya etrafındaki 12 turu esas alınır. 1 güneş yılı, 1 ay yılından yaklaşık 11 gün daha uzundur. Bu fark birikerek ilerler. Her 100 güneş yılında, ay takvimi güneş takviminden 3 yıl öne geçer. Dolayısıyla, 300 güneş yılı geçtiğinde, ay takvimine göre 9 yıl fazladan geçmiş olur. Özetle ayet; hem güneş yılını kullananlar için 300 yıl rakamını verirken, ay yılı kullananlar için 309 yılı işaret etmektedir. Bakara-189. ayet dipnotuna bakınız.
[6] Önündeki şahıs zamirinden dolayı zikr kelimesinin önündeki el takısı düşmüştür. Ez-zikr’in elbette farklı anlamları vardır. Fakat şu ayetten Ez-zikr’in Kitap anlamında da kullanıldığını öğreniriz. Fussilet-41: ““Onlar kendilerine gelen Ez-zikri inkar ettiler. Oysa o aziz bir kitaptır.”
[7] Kastedilen amel defteridir.
[8] Örneğin Firavun, denizde boğulacağını anlayıncaya kadar iman etmedi. İman etse de Allah kabul etmedi.
[9] Ayet metninde yer alan “gulam” ve çoğulu “gılman” olan kelime “küçük oğlan çocuğu” dur. Yusuf-19. ayette kuyuya atılan Yusuf da henüz küçük bir oğlan çocuğuydu. O kadar küçüktü ki 21. ayette köle değil evlat edinilmesinden bahsedilmektedir. Cennet ayetlerinde yer alan gılman, küçük yaşta vefat etmiş erkek çocuklarıdır. Peki kafir kimselerin küçük yaşta vefat etmiş erkek çocukları da cennet halkından mı? Onlar da cennet halkından olacak. Çünkü müminlerin küçük yaşta vefat etmiş çocukların cennet halkından olmasının nedeni, anne ve babalarının mümin olması değil, kendilerinin henüz sorguya muhatap olmamış olmamalarıdır. Kafirlerin küçük çocukları için aksi iddia edilemez. Bu durumda bu küçük çocuklar, kafir anne ve babalarının günahını yüklenmiş olurdu. Bu ise hem yaşları itibarı ile mümkün değildir hem de günah Kur’anda şahsidir, kimse kimsenin günahını yüklenemez.
[10] 74. ayet dipnotuna bakınız.
[11] Furkan-47: “Sizin için geceyi örtü, uykuyu dinlenme ve gündüzü diriliş yapan Allah’tır.” ayetine göre; gece yeryüzü için karanlık bir örtüdür. Kullanılan kelime “libas” kelimesidir. Kehf-90. ayetteyse kullanılan kelime “sitra”dır. “güneşin dışında bir örtü yapmadık.” ifadesinden anladığımız şey; güneşin yaklaşık 12 saatlik görünürlüğünden daha uzun zaman gökte görünmesidir. Bu kelimeye “engel veya siper” anlamını vermek, güneşi engel kabul etmektir. Güneşi sitr kabul ettiğimizde bile o, insanlarla karanlık arasına siper olmuş demektir ki bunun anlamı; o yerlerde gecenin yaşanmaması anlamına gelir. İster diğer anlamı olan “örtü” ister “siper veya engel”, hangi anlamı kullanılırsa kullanılsın kastedilen yerler; güneşin uzun süre batmadığı kutuplar veya kutba yakın ülkeler olabilir.
[12] Yecuc ve Mecuc hakkında Kur’anda çok bilgi yer almasa da insan kavmi olmadıklarını anlayabiliriz. Çünkü onlar yeryüzünde değil yer altında yaşayan canlılardır. Kimi dönemlerde insanların bazı tehditler nedeniyle yer altı şehirleri kurduğu ve yaşadığı bilinir ama ayetlerin devamı böyle olmadığını gösterir. Enbiya-96-97. Ayetlerin beyanı ile bu varlıkların yeryüzüne çıkması kıyametin son alametlerindendir.
[13] Yecuc ve Mecuc ayetlerden anlaşıldığı kadarıyla insanlara ciddi zarar veren varlıklardır. Zulkarneyn’den onlara karışı set yapması istendiğinde o, iki yükseklik arasına yapılan bir set değil, yeraltına inen girişi doldurarak kapatmayı tercih etmiştir. Çünkü ayet metninde “radma” kelimesi geçer. Bu kelime “çukuru doldurmak” anlamına sahiptir. Bu giriş yerde olan bir giriştir. Örneğin neden bir mağara girişi olmasın diyecek olursanız, dikey bir girişe demir yığıp demiri yumuşattığınızda tonlarca eriyen demiri zapt edemezsiniz. Bu girişin tonlarca demir eritilerek doldurulması ve üzerinin de yine aynı şekilde kapatılması, onların yer altında oldukça geniş bir alanda yaşadıklarını ve insanlar için ciddi tehdit olduklarına işaret eder. Yoksa hiçbir insan kavmi toprağın içine hapsedilerek ve üzerleri bu denli sıkı kapatılarak helak edilmemiştir. Ki onlar zaten tamamen yok edilmemiş, halen yaşamlarına devam etmektedirler.
[14] Demir, yaklaşık 700°C’nin üzerindeki sıcaklıklarda kırmızıdan turuncuya, ardından sarıya doğru bir renk geçişine sahip olur. Daha da yüksek sıcaklıklarda, yaklaşık 1200-1300°C civarında, demir beyaza yakın bir renk alır.
[15] Demirin üzerine kıtr mı yoksa katran mı döküldüğü ise kimilerince tartışmalıdır. Katran kelime olarak sadece 1 ayette (İbrahim-50. ayette) cehennem azabı için kullanılır. Erimiş demirin üzerine bakır değil katran dökülür demek, akla zarardır. Çünkü günümüz mühendisliğinde bile pratik veya endüstriyel anlamda erimiş demire katran doğrudan dökülmez ve bu işlem önerilmez. Modern katran (asfalt benzeri petrol türevi) ise organik bir madde olup erime noktası 50-100°C civarındadır. Demir ise 1538°C erir. Eğer erimiş demir üzerine katran dökülse, katran anında yanar, kömürleşir ve zehirli gazlar (karbon monoksit, hidrokarbonlar) çıkarır. Çıkan gazın erimiş demire değil ancak çevreye ve canlılara zararı olur. Demirle kimyasal reaksiyon gerçekleşmez. Metalurji mühendisliğinde de demire katran eklenmez bilgisi mevcuttur. Katran dolgu maddesidir, yapışkandır ama erimiş demirle karıştırılırsa, alaşım bozulur ve mukavemet düşer. Bakırsa, demirin sıcaklığında erimiş halde kalır ve dökümde, metalurjide “kaplama” veya “lehimleme” de kullanılır. Yüzeyi güçlendirir, oksidasyonu önler ve daha sağlam kılar. Ayet, o dönemde öğretilmiş bir mühendislik bilgisinden bahsetmektedir. Bu bilgiler modern bilimin de verileriyken hala erimiş bakır değil katran demek, maddelerin gerçeğine ve bilimin verileriyle inatlaşmak demektir. Ayrıca Sebe-12. ayette de “onun için erimiş bakır kaynağını akıttık” derken Süleyman nebiye verilenler arasında sayılmaktadır. Babası Davut nebiye demir, kendisine de bakır kaynakları verilmiştir.
[16] Önündeki şahıs zamirinden dolayı zikr kelimesinin önündeki el takısı düşmüştür. Ez-zikr’in elbette farklı anlamları vardır. Fakat şu ayetten Ez-zikr’in, kitap anlamında da kullanıldığını öğreniriz. Fussilet-41: ““Onlar kendilerine gelen Ez-zikri inkar ettiler. Oysa o aziz bir kitaptır.”