020: TAHA

1: Ta, Ha,

2-3: Biz Kur’anı sana sıkıntı çekmen için değil ancak hürmetle çekinen kimselere öğüt olarak indirdik.

4-5: Kur’an, yeryüzünü ve yüce gökleri yaratan, arşla beraber düzenleyen Rahman tarafından parça parça indirilmiştir.

6: Göklerde, yeryüzünde, ikisi arasında ve toprağın altında olanlar da Allah’a aittir.

7: Sözü açıkça söylesen de Allah, gizliyi ve gizlinin de gizlisini bilir.

8: Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler Allah’a aittir.

9: Musa’nın hadisi sana geldi mi?

10: O vakit Musa bir ateş gördü ve ailesine dedi ki “Siz bekleyin! Ben bir ateş fark ettim. Umarım ki ondan size bir meşale getirebilirim veya ateşin yanında bir rehber bulurum.”

11-12-13-14-15-16-17: Oraya geldiğinde Musa’ya seslenildi “Ey Musa! Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar. Sen mukaddes Tuva Vadisindesin. Seni ben seçtim. Vahyedilene kulak ver. Ben Allah’ım, Ben’den başka ilah yok. O halde Bana kulluk et ve Beni anmak için[1],[2],[3] namaz kıl. Onu gizlemeye meyletmiş olsam da herkesin peşinde koştuğu şeyin karşılığını alması için o Saat gelecek. Ona inanmayıp arzusuna uyanlar, seni ondan alıkoymasın. Sonra mahvolursun. Şu sağ elindeki nedir ey Musa?”

18: Musa dedi ki “O benim asamdır. Ona dayanır, onunla hayvanlarım için yaprak dökerim. Benim onunla başka ihtiyaçlarım da vardır.”

19: Allah “Onu at ey Musa!” dedi.

20: Musa da onu attı. Birdenbire asa koşan[4] bir yılan oldu.

21-22-23-24: Allah dedi ki “Asayı al ve korkma! Biz asayı ilk haline döndüreceğiz. Elini koynuna sok[5]. En büyük mucizelerimizden[6] birini sana göstermemiz için, diğer mucize olarak elin kusursuz olarak bembeyaz çıkacak. Firavun’a git! Çünkü o azgınlaştı.”

25-26-27-28-29-30-31-32-33-34-35: Musa dedi ki “Rabbim! Suduruma[7] genişlik ver. İşimi kolaylaştır. Dilimin sorununu[8] çöz ki sözümü anlasınlar. Bana ailemden kardeşim Harun’u vezir ver. Harun’la ardımı kuvvetlendir. Seni çok yüceltmemiz ve anmamız için Harun’u işime ortak et. Doğrusu sen bizi görensin.”

36-37-38-39-40-41-42-43-44: Allah dedi ki “Ey Musa! İstediğin sana verildi. Biz sana bir kez daha bir lütufta bulunmuştuk. O vakit hani annene vahyedilecek şeyi vahyetmiştik. “Musa’yı sandığa koy ve onu nehre bırak! Nehir onu sahile bıraksın. Benim de onun da düşmanı olan biri onu alacak!” Gözetimimde yetiştirilesin diye ona senin için tarafımdan bir sevgi vermiştim. O vakit kız kardeşin gidip, “Onu besleyecek birini size tavsiye edeyim mi?” demişti. Böylece, gözü aydın olsun ve üzülmesin diye seni annene geri döndürdük. Sen birini öldürmüştün. Seni endişeden kurtardık. Böylece seni denedikçe denemiştik. Medyen halkı arasında senelerce kaldın. Ey Musa! Nihayet bir takdire göre geldin. Seni kendim için emrettim. Sen ve kardeşin mucizelerimle gidin! Beni anmada güçsüz kalmayın. Firavun’a ikiniz gidin. Çünkü o azgınlaştı. Ona öğüt alır ve korkar diye yumuşak söz söyleyin.”

45: Musa ve Harun “Rabbimiz! Doğrusu, onun bize aşırılık yapıp zulmetmesinden korkuyoruz” dedi.

46: Allah dedi ki “Korkmayın, ben sizinle beraberim, duyar ve görürüm.”

47: Firavun’a gidin ve deyin ki “Biz Rabbinin rasuluyuz. İsrailoğullarını bizimle gönder, onlara azap etme! Biz sana Rabbinden bir delil ile geldik. Selam, doğru yola uyanlar içindir.

48: Bize azabın, yalanlayıp yüz çevirenler için olduğu vahyolundu.”

49: Firavun “Ey Musa! İkinizin Rabbi kim?” dedi.

50: Musa dedi ki “Bizim Rabbimiz her şeye mizacını veren sonra da yol gösterendir.”

51: Firavun “Önceki nesillerin hali nedir?” dedi.

52: Musa “Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim ne şaşırır ne unutur.”

53: Allah yeryüzünü sizin için düz arazi yapıp onda sizin için geçip gideceğiniz yollar yapan ve gökten de su indirendir. Su ile çeşit çeşit bitkiden çiftler çıkardık.

54: Yiyin; hayvanlarınızı otlatın! Bunda anlayış sahipleri için deliller vardır.

55: Sizi topraktan yarattık, yine toprağa döndüreceğiz. Bir kez daha sizi topraktan çıkaracağız.

56: Firavun’a bütün delillerimizi gösterdik. O ise yalanladı ve diretti.

57-58: Firavun dedi ki “Ey Musa! Sihrin ile bizi toprağımızdan çıkarmaya mı geldin? Biz de sana, onun gibi bir sihir getireceğiz. Seninle bizim aramızda, senin de bizim de muhalefet etmeyeceğimiz orta bir yerde buluşma zamanı ayarla!

59: Musa dedi ki “Buluşma zamanınız, süs günü ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir.”

60: Firavun da dönüp gitti. Hilesini derledikten sonra geldi.

61: Musa onlara dedi ki “Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın. Yoksa bir azap ile sizi yok eder. Çünkü iftira edenler kaybedecek.”

62-63: Onlar fısıldaşmalarını gizleyerek işlerini aralarında tartışıp dediler ki “Musa ve Harun, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve örnek yolunuzu yok etmek isteyen iki sihirbazdır.”

64: Musa “Hilenizi derleyin ve sırayla gelin! Bugün üstün gelen kimse başaracak.”

65: Sihirbazlar dedi ki “Ey Musa ya sen at ya da ilk atanlar biz olalım.”

66: Musa “Hayır, siz atın.” dedi. Sihirlerinden dolayı ipleri ve asaları kendisine birden koşuyormuş gibi göründü.

67: Bu nedenle Musa içinde bir korku sezdi.

68-69: Biz de Musa’ya dedik ki “Korkma! Sen galip geleceksin. Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yutsun! Yaptıkları, sadece bir sihirbaz hilesidir. Sihirbazlar nereye gitse başarıya ulaşamaz.”

70: Sihirbazlar secdeye atıldı ve “Harun ve Musa’nın Rabbine iman ettik!” dedi.

71: Firavun dedi ki “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz. Çünkü o, size sihir öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz kestireceğim ve sizi hurma gövdesinde astıracağım. Hangimizin azabının daha şiddetli ve kalıcı olduğunu öğreneceksiniz.”

72-73: Sihirbazlar dedi ki “Açık delillerden bize gelenlere ve bizi yoktan yaratana karşı seni tercih etmeyeceğiz. O halde sen hükmedeceğine hükmet. Ancak sen, bu dünya hayatında hükmedebilirsin. Hatalarımızı ve senin bizi mecbur ettiğin sihri bağışlaması için Rabbimize iman ettik.” Allah hayırlı ve baki olandır.”

74: Kim Rabbine günahkar olarak gelirse cehennem onun içindir. Orada ne ölebilir ne de yaşayabilir.

75: Kim de mümin ve iyi işler yapmış olarak Rabbine gelirse, üstün dereceler onlar içindir.

76: Aralarından ırmaklar akan Adn cennetlerinde ölümsüz olacaklar. İşte arınanların mükafatı budur.

77: Musa’ya “Kullarım ile geceleyin yola çık. Onlar için denizde kuru bir yol aç. Onun ulaşmasından ne kork ne de çekin.” diye vahyettik.

78: Firavun, askerleriyle birlikte onların peşine düştü. Allah, onları örten deniz ile örttü.

79: Firavun kavmini saptırdı. Onlara doğru yolu göstermedi.

80: Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık. Turun sağ tarafında sizinle vaatleştik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik.

81: Size rızık olarak verdiklerimizin iyilerinden yiyin. Bu konuda taşkınlık etmeyin. Sonra üzerinize gazabım iner. Gazabım kimim üzerine inerse o uçurumdan yuvarlanmıştır.

82: Ben tevbe eden, iman edip iyi iş yapan ve doğru yolda olmaya gayret eden kimseyi kesinlikle bağışlarım.

83: Ey Musa! Seni kavminden önce acele ettiren nedir?

84: Musa dedi ki “Onlar benim ardımda. Rabbim! Razı olman için acele ettim.”

85: Allah dedi ki “Senden sonra biz kavmini imtihan ettik. Samiri onları saptırdı.”

86: Musa öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine dönüp dedi ki “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmamış mıydı? Size o zaman uzun mu geldi yoksa Rabbinizin gazabının üzerinize inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden döndünüz?”

87: Kavmi dedi ki “Biz sana verdiğimiz sözden kendi başımıza dönmedik. Bununla birlikte biz, o kavmin ziynetinden birtakım ağırlıklar yüklenmiştik. Onları ateşe attık. Aynı şekilde Samiri de attı.”

88: Samiri onlar için, böğüren bir buzağı bedeni ortaya çıkarmıştı. Dediler ki “Bu, sizin ve Musa’nın ilahıdır. Fakat Musa unuttu!”

89: Onlar, buzağının kendilerine bir sözle karşılık veremediğini, ne zarar ne de yarara gücü yetmediğini görmedi mi?

90: Harun daha önce onlara demişti ki “Ey kavmim! Siz buzağı ile sadece imtihan edildiniz. Rabbiniz Rahmandır. Bana uyun ve emrime itaat edin!”.

91: Kavmi “Musa bize dönünceye kadar buzağıya tapmaktan ayrılmayacağız.” dedi.

92-93: Musa dedi ki “Ey Harun! Onların saptıklarını gördüğün vakit sana ne mani oldu? Bana uymadın, emrime karşı mı geldin?”

94: Harun dedi ki “Ey annemin oğlu! Başımı, sakalımı tutma. Ben, İsrailoğullarının arasında ayrılık çıkardın ve sözümü korumadın! demenden korktum.”

95: Musa “Ey Samiri! Ya senin derdin neydi?” dedi.

96: Samiri dedi ki “Ben onların fark etmediğini fark ettim. Rasulun anlattıklarının bir kısmını bozdum. Böylece nefsim beni sürükledi.”

97: Musa dedi ki “Git! Artık hayatın boyunca sen sadece ‘Bana dokunmayın!’ diyeceksin. Ayrıca senin için kurtulamayacağın bir söz var. Kendisine tapmaya devam ettiğin ilahına bak! Biz onu yakarak yok edeceğiz sonra toz haline getirip denize savuracağız.

98: Sizin ilahınız, ancak kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır. O ilim olarak her şeyi kaplamıştır.”

99: Geçmiş olanların haberlerinden bir kısmını sana böyle anlatıyoruz. Sana tarafımızdan da bir kitap verdik.

100-101: Kim ondan yüz çevirirse o, kıyamet gününde günah yüklenecek. Orada ölümsüz olacaklar. Kıyamet gününde onlar için ne kötü yüktür!

102: O gün Sura üflenecek. Biz o zaman günahkarları gömgök[9] olarak toplayacağız.

103: Onlar aralarında “Dünyada sadece on (gün) kaldınız.” diye fısıldaşacak.

104: Onların dediklerini biz daha iyi biliriz. O vakit içlerinden yolca en isabetli olanı “Siz yalnız bir gün kaldınız.” diyecek

105: Sana dağlardan soruyorlar. De ki “Rabbim dağları toz haline getirip savuracak.”

106: Yeryüzünü dümdüz, boş bırakacak.

107: Yeryüzünde ne çukur ne de tümsek göreceksin.

108: O gün insanlar kendisinden sapamayacakları davetçiye uyacak. Rahman’ın huzurunda sesler kısılacak. Sadece fısıltı duyacaksın.

109: O gün ancak Rahmanın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseye şefaatin faydası olacak.

110: Allah onların önündekilerini de arkalarındakini de bilir. Onlarsa, ilim olarak Allah’ı kuşatamaz.

111: Bütün yüzler, gerçek diri ve Kayyuma boyun eğecek. Zulüm yüklenen ise kaybedecek.

112: Kim mümin olarak iyi işlerden yaparsa artık o, ne zulümden ne de hakkının yenmesinden korkacak.

113: Böylece onu açık[10] bir mucize[11] olarak indirdik. Sakınmaları ve onlara öğüt olması için içinde vaatleri çeşitli şekillerde açıkladık.

114: Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana onun vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an için acele etme ve “Rabbim! İlmimi artır!” de.

115: Biz daha önce Adem’e emretmiştik fakat Adem unuttu. Biz onda azim bulmadık.

116:Meleklere “Adem için saygı ile eğilin.” dediğimiz vakit İblis hariç melekler saygı ile eğildi. İblis reddetti.

117-118-119: Dedik ki “Ey Adem! Bu sana ve eşine düşmandır. İkinizi de bahçeden çıkarmasın. Sonra sıkıntı çekersin. Cennette ne çıplak kalır ne de acıkırsın, ne susarsın ne de güneş çarpar.”

120: Şeytan Ademe vesvese verip dedi ki “Ey Adem! Sana ölümsüzlük ağacını ve yok olmayan hükümdarlığı göstereyim mi?

121: Adem ve eşi ağaçtan yedi, ikisinin de edep yerleri göründü. Ardından bahçe yapraklarını üst üste koyup örtünmeye başladılar. Adem Rabbine karşı geldi ve doğru yoldan şaştı.

122: Daha sonra Rabbi, Ademi seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.

123: Allah dedi ki “Bir kısmınız bir kısmına düşman olarak hepiniz oradan inin!  Artık benden size bir rehber gelince, kim rehberime uyarsa sapmayacak ve sıkıntı çekmeyecek.”

124-125: Kim de kitabımdan[12] yüz çevirirse, onun sıkıntılı bir yaşamı olacak ve kıyamet günü biz onu kör olarak dirilteceğiz. Kitabımdan yüz çeviren diyecek ki “Rabbim, beni neden kör olarak dirilttin? Ben görüyordum.”

126: Allah diyecek ki “Nasıl ki sana ayetlerimiz geldi ve sen onları önemsemedin, bugün de sen böyle önemsenmeyeceksin.”

127: Haddi aşan kimseleri ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandıracağız. Ahiret azabı daha şiddetli ve bakidir.

128: Dolaştıkları yurtlarında kendilerinden önce nice nesilleri helak etmiş olmamız, onlara bir yol göstermedi mi? Bunda idrak sahipleri için deliller vardır.

129: Rabbinin verilmiş hükmü ve belirlenmiş bir süre olmasaydı azap kaçınılmaz olurdu.

130: Onların söylediklerine sabret! Güneş görünmeden önce ve batışından önce[13] Rabbini hamd ile yücelt[14]. Gecenin bir kısım saatlerinde[15] özellikle[16] gündüzün uçlarında[17] da yücelt ki hoşnut olasın.

131: Denemek için onlardan bazılarını kat kat yararlandırdığımız şeylere ve dünyanın güzelliğine imrenerek bakma. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve kalıcıdır.

132: Ailene namazı tavsiye et. Sen de namaza sabret[18]. Biz senden rızık istemiyoruz, sana biz rızık veriyoruz. Güzel son, sakınanlar içindir.

133: Onlar dedi ki “Muhammed bize Rabbinden bir mucize getirmeliydi” Onlara önceki sahifelerde olan kanıt gelmedi mi?”

134: Biz Kur’andan önce onları bir azapla helak etseydik diyeceklerdi ki “Rabbimiz! Bize bir rasul göndermen gerekmez miydi ki hakir olmadan ve rezil olmadan önce ayetlerine uysaydık.”

135: De ki “Herkes bekliyor, siz de bekleyin! Doğru yolun sahiplerinin ve doğru yolda olanların kim olduğunu yakında bileceksiniz!”

 

[1] Namaz(es-salat) kılmanın sebebi, Allah’ı anmak ve Taha-130. ayetin beyanı ile  de Allah’ı anarak hoşnut olmaktır.  Kılmak anlamını “ikame” fiili verir. Bu fiilin asıl anlamlarından biri de “kalkmaktır”. Doğru ifade namaza kalkmaktır fakat dilimize “namaz kılmak” olarak yerleşmiştir. Namaz yok diyenler, Kur’anda “kılmak” fiili yoktur gibi gereksiz bir itirazda bulunur. Oysa oluşan durumun izahı “Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evladır.”

[2] Bu ayetten anlıyoruz ki, namaz kılma emri bizden önce İsrailoğullarına da verilmiş ve namazın sebebi Allah’ı anmak olarak açıklanmıştır. Ki yahudiler, bu emir gereği hala namazlarına sadık olup namaz kılmaya devam eder.

Peki Allah, namaz kılmanın sebebini, neden Muhammed nebiye doğrudan değil de Musa nebi üzerinden öğretmiştir? Bildiğimiz cevaplardan birisi; Allah’ın, namazın kadim bir ibadet olduğunu, bizden fark etmemizi istemesidir. Bildiğimiz cevaplardan diğeri ise; Bazı insanlar, “Allah, malumu tekrar etmez” cevabını klasik bulmak ve cevapsızlık halinde geçiştirmek için verilen bir cevap sanmakta kendilerini ikna etmiştir. Oysa bu ayet tam da “Allah, malumu tekrar etmez” cevabına örnektir. Namazın sebebini Musa nebiden bahsederken vermiş, “namaz emri sizin için de geçerli olduğundan, namazın sebebi de sizin için geçerli” muhakemesini kurmamızı istemiştir.

[3] Namaz kılmanın en net amacı, Allah’a kulluk etmek ve Allah’ı anmak için olduğu bu ayetle beyan edilmiştir. Fakat Allah’ı anmanın yanında, namaz kılmanın başka sebepleri de söz konusudur;

  • Nur-56: “Size merhamet edilmesi için namazı kılın, zekatı verin ve rasule itaat edin.” ayetinin beyanı ile namaz, Allah’ın insana merhamet etmesinin sebeplerinden biridir.
  • Ankebut-45: “Namaz, her çirkinlik ve kötülükten alıkoyar.” ayetinin beyanı ile namaz, insanın iç dünyasındaki mizanı her vakit tazeleyerek, dış dünyadaki eğriliklere karşı bir direnç oluşturup müslümanı çirkinlik ve kötülükten alıkoyması için ahlaki bir kalkan oluşturması için kılınır.
  • Bakara-45: “Sabır ve namaz ile yardım isteyin. Çünkü namaz, hürmetle çekinenlerden başkasına ağır gelir.” ayetinin beyanı ile namaz, insanın Allah karşısındaki acziyetini kabul edip sadece Allah’tan yardım istemesi için kılınır.
  • Taha-130: “… Gecenin bir kısım saatlerinde özellikle gündüzün uçlarında da yücelt ki hoşnut olasın.” ayetinin beyanı ile namaz, müslümanın Allah ile bağını kurup kuvvetlendireceği için kalbini hoşnut ve huzurlu etmesi için de kılınır.
  • Ala-14-15: “Arınan ve Rabbinin ismini anarak ibadet eden kimse başarır.” ayetinin beyanı ile namaz, kurtuluşa ermek için de kılınır. Çünkü Allah’ın yüzlerce ayette tekrar tekrar emrettiği namaz, ibadetin bir şubedir.

[4] Yılanlar karınları üzerinde genellikle ağır ağır sürünür. Arapçada sürünmek, başka kelimelerle ifade edilir. Ancak Musa’nın asası o kadar hızlı hareket eden bir hayvana dönüşmüştür ki Allah onu sıradan bir sürünme ile değil, bir insanın koşması veya çok hızlı yürümesi anlamına gelen “say” ile tarif etmiştir.

[5] Kur’anda eş anlamlı kelime yoktur diyenleri boşa çıkaracak ayetlerden bir tanesi de bu ayettir. Neml-12 ve Kasas-32. ayetlerde de aynı kişiden ve aynı olaydan bahsetmekte fakat 3 farklı kelime kullanmaktadır. Elbette bu 3 kelime birbirinden farklıdır ama bu ayetlerde ortak bir anlamda kullanılmıştır. Zaten böyle olduğunda, buna eş anlamlılık denir.

[6] Ayet metninde yer alan “ayet” kelimesi, vahiy anlamında değildir. Kastedilen; kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır. Mucizeler, ancak Allah’ın izni ile gerçekleşen delil nitelikli olaylardır.

[7] Göğüs bölgesi dediğimiz yerin dış tarafı Arapçada cüyub, iç tarafı sudurdur. Bedene canlılık veren nefstir. Sorguya muhatap olacak olan, cennet veya cehennemi hak eden de nefstir. Ve nefsin bedendeki ikameti sudurdur. Sudurdaki huzursuzluk aslında nefisteki huzursuzluğu kastetmektedir.

[8] Musa nebinin konuşmasında sorun olduğunu, Zuhruf-52: “Yoksa ben, kendisi hakir olan ve kendisini neredeyse beyan edemeyen bundan daha hayırlı değil miyim?” ayeti de desteklemektedir. Zaten Musa’nın, Harun’u yardımcı istemesinin sebeplerinden biri de budur.

[9] Bahsedilen “mavilik” dehşet belirtisidir. Aşırı korku ve panik anında vücut, fiziksel bir engel olmasa bile biyokimyasal ve mekanik olarak bir oksijen yetersizliği (hipoksi) hissi yaratır. Kandaki hemoglobin oksijene bağlandığında parlak kırmızı bir renk alır. Ancak oksijen seviyesi düştüğünde (hipoksi), hemoglobin deoksighemoglobin formuna geçer ve renk maviye döner. Bu renk cildin yüzeyinden yansıdığında biz onu mavi veya mor olarak görürüz.

[10] Arabiyyen, “açık” anlamına sahiptir.

[11] Ayet metninde “kuran” yazmaktadır. Bu kitabımız olan “El-Kur’an” değildir. Yunus-15 ve Rad-31. ayetlerin açıklamalarına okuyunuz. Kuran;” ayet” ve “mucize” anlamlarına sahiptir.

[12] Önündeki şahıs zamirinden dolayı zikr kelimesinin önündeki el takısı düşmüştür.  Ez-zikr’in elbette farklı anlamları vardır. Fakat şu ayetten Ez-zikr’in Kitap anlamında da kullanıldığını öğreniriz. Fussilet-41: ““Onlar kendilerine gelen Ez-zikri inkar ettiler. Oysa o aziz bir kitaptır.

[13] “vusta” namazını işaret eder.

[14] Allah elbette sadece namaz ile yüceltilmez. Ama güneşin hareketlerine bağlı vakitlerde yüceltmekten bahsediliyorsa namazdan bahsediliyor demektir.

[15] İsra-79: “Gecenin bir kısmında uyan. Sana mahsus fazladan namaz kıl. Umulur Rabbin seni, övgüye değer bir makama ulaştırır.” ayetinin beyanıyla  nebiye mahsus kılınan gece namazını kasteder.

[16] Bu ayetten 5 vakit namaz bulduğunu iddia edenlerin gözden kaçırdığı detay; ayet metnindeki “ve” kelimesinin görevinin bağlaç değil, taksim görevi olmasıdır. Tıpkı Hud-114 gibi. Taksim görevi; bütün-parça ilişkisini dile getirme veya bir kavramı tarif ve tasnife tabi tutarak taksim yani parçalara ayırma veya sınıflandırma yaparak anlamını ifade eder.

[17] Sabah ve akşam namazlarının kasteder.

[18] Namaza sabretmek demek; çeşitli sebeplerle namazın insan nefsini zorlayabileceğini buna rağmen ona devam edilmesi gerektiği mesajını verir.