1: Bu indirdiğimiz ve kendisini farz kıldığımız bir suredir. Öğüt almanız için, onunla apaçık ayetler indirdik.
2: Zina yapan[1] kadın ve zina yapan erkeğin her birine yüzer sopa[2] vurun. Allah’a ve Ahiret gününe inanıyorsanız Allah’ın dini uğruna ikisine karşı sizi acıma tutmasın. Müminlerden bir grup da ikisinin cezasına tanık olsun.
3: “Zina eden erkek ancak zina eden bir kadın veya müşrik bir kadınla evlenir. Zina eden kadın ise ancak zina eden erkek veya müşrik erkekle evlenir.”[3] Bu ise müminler için haram kılınmıştır.
4-5: Namuslu kadınları suçlayıp sonra da dört şahit getiremeyen[4] kimselere seksen sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin! İşte onlar, yoldan çıkanlardır. Bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar hariçtir[5]. Allah bağışlayandır, merhametlidir.
6-7: Eşlerine suçlayıp da kendilerinden başka şahitleri olmayan kimselerin her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair Allah’ı dört kez şahit tutmasıdır. Beşincisi ise, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah’ın lanetinin kendi üzerine olmasıdır.
8-9: Kadının, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair Allah’ı dört kez şahit tutması kadından cezayı kaldırır. Beşincisi ise, kocası doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasıdır.
10: Bu, Allah’ın size lütfu ve merhametidir. Çünkü Allah tevbeleri çok kabul eden, hakim olandır.
11: O iftirayı atanlar, içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir şer sanmayın. Aksine o, sizin için bir hayrdır. Onlardan her bir kişinin günahından dolayı kazandığı vardır. İçlerinden günahın büyüğünü yüklenen kimse içinse büyük bir azap vardır.
12: İftirayı duyduğunuz vakit, erkek ve kadın müminlerin birbirleri hakkında güzel düşünerek “Bu, apaçık bir iftiradır!” demesi gerekirdi.
13: İftiracıların bunun için dört şahit getirmeleri gerekirdi. Ama onlar şahitleri getirmedi. İşte onlar Allah katında yalancıdır.
14: Size dünyada da ahirette de Allah’ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içine daldığınız iftira hakkında size mutlaka büyük bir azap dokunacaktı.
15: O vakit siz, hakkında bilgi sahibi olmadığınız iftirayı dillerinizle alıyor ve ağızlarınızla söylüyor ve onun önemsiz olduğunu sanıyordunuz. Oysa o, Allah katında önemlidir.
16: İftirayı duyduğunuz vakit “Bu konuda konuşmamız mümkün değil. Sen yücesin. Bu, büyük bir iftiradır!” demeniz gerekirdi.
17: Eğer müminseniz, bunun benzerini asla tekrar etmeyin diye Allah size öğüt veriyor.
18: Allah, ayetleri size beyan ediyor. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
19: İman edenler içinde çirkinliğin yayılmasını sevenler için dünyada da ahirette de elem verici bir azap var. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
20: Bu, Allah’ın size lütfu ve merhametidir. Oysa Allah şefkatlidir, merhametlidir.
21: Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını izlemeyin. Kim şeytanın adımlarına izlerse, şeytan çirkinliği ve kötülüğü emreder. Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbiriniz asla arınamazdı. Fakat Allah, dileyeni arındırır. Allah duyandır, bilendir.
22: İçinizden lütuf ve zenginlik sahibi kişiler yakına, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere vermede geri kalmasın[6]. Onları bağışlasınlar, hoş görsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
23-24-25: İffetli, habersiz mümin kadınları zina ile suçlayanlar, dünya ve ahirette lanetlenmiştir. Onlar için büyük bir azap olacak. O gün dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına karşılık onlara şahitlik edecek. O gün Allah, onlara gerçek cezalarını tastamam verecek. Onlar da Allah’ın apaçık gerçek olduğunu öğrenecek.
26: Şerli kadınlar şerli erkekler için, şerli erkekler de şerli kadınlar içindir. İyi kadınlar iyi erkekler için, iyi erkekler de iyi kadınlar içindir. İyi olanlar, suçlayanların söylediklerinden arındırılacak. Onlar için bağışlanma ve değerli bir rızık olacak.
27: Ey iman edenler! Siz, ev halkına selam vererek aşina oluncaya kadar kendi evinizden başka evlere girmeyin! Bu sizin için hayırlı olandır ta ki öğüt alın.
28: Evde hiç kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar eve girmeyin! Size “Geri dönün!” denirse dönün! O, sizin için doğru olandır. Allah yapmakta olduklarınızı bilendir.
29: İçinde size ait eşyanın olduğu, ikamet edilmeyen evlere girmenizde size günah yoktur. Allah sizin açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.
30: Mümin erkeklere söyle, bakışlarının bir kısmını[7] indirsinler ve ırzlarını korusunlar. Bu, kendileri için doğru olandır. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
31: Mümin kadınlara söyle, bakışlarının bir kısmını indirsinler ve ırzlarını korusunlar. Onlar kendilerine ait ziynetten[8] sadece görünenleri göstersin. Hımarlarını cuyblarının[9] üzerine koysunlar. Kendilerine ait ziyneti ancak kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya kendi oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kendi kadınları veya akitle malik oldukları[10] kadınlar veya şehvet sahibi olmayan erkek veya kadınların açık yerlerini henüz bilmeyen çocuklara göstersinler. Ziynetlerinden gizledikleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Başarmanız için hep birden Allah’a tevde edin.
32: İçinizden bekarları ve erkek köleleriniz ile kadın kölelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer yoksul iseler Allah, onlara lütfu ile imkan verir. Allah Vasidir, Alimdir.
33: Nikaha imkan bulamayanlar, Allah lütfu ile kendilerine imkan verinceye kadar iffetli olsun. Akitle malik olduklarınızdan “hür olma sözleşmesi” yapmak isteyenlerle, haklarında hayır görürseniz sözleşme yapın. Allah’ın size verdiği maldan onlara da verin. Dünya hayatının menfaati için iffetli kalmak isteyen genç kızlarınızı iffetsizliğe zorlamayın. Kim onları zorlarsa Allah, onların zorlanmalarından dolayı onlara karşı çok bağışlayıcıdır, Rahimdir.
34: Biz size apaçık ayetler, sizden önce gelip geçenlerden örnek ve sakınanlar için bir öğüt indirdik.
35: Allah göklerin ve yeryüzünün nurudur. O’nun nuru, içinde kandil bulunan bir oyuk gibidir. O kandil, camın içindedir. O cam da sanki ışık veren bir gezegen gibidir. Ne doğuya ne de batıya da ait olmayan bereketli bir zeytin ağacı ile tutuşturulur. O ağacın yağı, kendisine ateş değmese bile ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah, dileyen kimseyi nuruna ulaştırır. Allah insanlara örnekler verir. Allah her şeyi bilendir.
36: Nur, Allah’ın içlerinde adının yüceltilmesine ve anılmasına izin verdiği evlerdedir. O evlerde sabah akşam Allah’ı yüceltirler.
37: O kişiler, ticaretin de de alışverişin kendilerini Allah’ın kitabından[11], namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoyamadıklarıdır. Onlar, kalplerin ve gözlerin alt üst olacağı bir günden korkar.
38: Allah, onların yaptıklarını en güzeli ile ödüllendirecek ve onları lütfu ile ziyadeleştirecek. Allah dilediği kimseye hesapsız rızık verir.
39: İnkar edenlerin amelleri, düz arazideki serap gibidir. Susayan onu su sanır. Ona ulaşsa bile bir şey bulamaz. Yanında Allah’ı bulur. Allah da onun hesabını eksiksiz görür. Allah hesabı hızlı olandır.
40: Veya inkar edenlerin amelleri, çok derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onu dalga, dalga üstünde dalga, onun üzerinde bir bulut, birbiri üstüne karanlıklar kuşatır. Elini çıkardığı zaman neredeyse elini göremez. Allah’ın nur vermediği kimse için hiçbir nur yoktur.
41: Göklerde ve yerde bulunanlarla, sıra sıra uçan kuşların Allah’ı yücelttiğini görmüyor musun? Her biri kendi ibadet[12] ve yüceltmesini bilir. Allah da onların yaptıklarını bilir.
42: Göklerin ve yerin mülkü Allah’a aittir. Dönüş de Allah’adır.
43: Görmüyor musun ki Allah bulutları sevk ettirir, sonra onların arasını birleştirir ve küme yapar. Sonunda bulutların arasından yağmurun çıktığını görürsün. Allah gökten yankıların içinden dolu indirir de onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de onu uzaklaştırır. Şimşeğin ışığı[13] neredeyse gözleri alır.
44: Allah gece ile gündüzü döndürür. Bunda basar sahipleri için bir ibret vardır.
45: Allah, her canlıyı su ile yaratmıştır. Onlardan kimi karnı üzerinde yürür, kimi iki ayak üzerinde, kimi de dört ayak üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye gücü yetendir.
46: Biz açıklayıcı ayetler indirdik. Allah, dileyeni doğru yola ulaştırır.
47: Onlar “Allah’a ve rasule inandık ve itaat ettik!” der ama içlerinden bir grup bundan sonra yüz çevirir. Bunlar mümin değildir.
48-49: Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve rasule çağrıldıklarında, içlerinden bir grup bir anda geri kalır. Kitap, kendi lehlerine ise ona boyun eğerek gelirler.
50: Kalplerindeki bir hastalık mı? Yoksa şüphe mi ettiler? Veya Allah’ın ve rasulunun kendilerine haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır! İşte onlar zalimdir.
51: Aralarında hükmetmesi için Allah’a ve rasulune çağrıldıklarında, müminlerin sözü ancak “İşittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte onlar başaranlardır.
52: Kim Allah’a ve rasulune itaat eder, Allah’tan hürmetle çekinir ve sakınırsa, işte onlar kazananlardır.
53: Sen kendilerine emredersen, münafıklar mutlaka savaşa çıkacaklarına dair Allah’a güçlü yemin ettiler. De ki “Yemin etmeyin! İtaatiniz bilinmektedir! Çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
54: De ki “Allah’a itaat edin, rasule de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz rasule düşen kendine yüklenen, size düşen de size yüklenendir. Eğer rasule itaat ederseniz, doğru yolu bulursunuz. Rasule düşen ancak apaçık duyurmaktır.
55: Allah sizden iman edip iyi işler yapanlara, kendilerinden öncekileri halife kıldığı gibi onları da yeryüzüne halife kılacağını, onlar için razı olduğu dinlerine güç kazandıracağını ve korkularından sonra kendilerine güven vereceğini vadetti. Onlar, bana kulluk eder, hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Bundan sonra kim inkar ederse, işte onlar yoldan çıkanlardır.
56: Size merhamet edilmesi için namazı kılın, zekatı verin ve rasule itaat edin.
57: İnkar edenlerin, yeryüzünde Allah’tan kaçacaklarını sanma! Onların barınağı ateştir. Ne kötü yerdir.
58: Ey iman edenler! Akitle malik olduğunuz kimseler ile sizden hiç[14] erginlik alameti göstermeyecek olanlar, şu üç vakitte sizden izin istesinler; fecr(sabah )namazından[15] önce, gün ortasında elbiselerinizi çıkardığınızda, işa(akşam) namazından sonra. Bu üç vakit, sizin için “avret” vaktidir. Bunlar dışında birbirinizin yanına girip çıkmanızda size ve onlara bir günah yoktur. İşte Allah, size ayetleri böyle beyan eder. Allah, bilendir, en iyi hükmü verendir.”
59: Sizden küçük çocuklar ergenlik çağına vardığı zaman, onlardan öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah size ayetleri böyle açıklar. Allah bilendir, en İyi hüküm verendir.
60: Nikah ümidi kalmayan yaşlı kadınlara, ziynetin cazibesini göstermeden elbiselerini[16] bırakmalarında kendilerine günah yoktur. İffetli olmaları, kendileri için hayırlı olandır. Allah duyandır, bilendir.
61: Görme engelliye, topala, hastaya, size kendi evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz[17] veya dostlarınızın[18] evlerinde yemenizde kusur yoktur. Toplu veya ayrı ayrı yemenizde de günah yoktur. Evlere girdiğiniz zaman Allah katından bereket, iyilik olarak birbirinize saygıyla selam verin. Akıl etmeniz için Allah, ayetleri size böyle açıklar.
62: Müminler ancak Allah’a ve rasulune iman eder. Onunla birlikte kapsamlı bir mesele üzerindeyken, ondan izin isteyinceye kadar gitmezler. Senden izin isteyenler işte onlar, Allah’a ve rasulune iman edenlerdir. Bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver ve kendileri için Allah’tan bağışlanma dile! Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
63: Rasulun çağrısını, aranızdaki birinin diğerini çağrısıyla bir tutmayın. Allah içinizden, birinin arkasına gizlenerek gizlice sokulanları da bilir. Allah’ın emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir belanın veya elim bir azabın gelmesinden korksun.
64: Dikkat edin! Göklerde ve yerde olanlar Allah’a aittir. Allah, sizin ne üzerinde olduğunuzu bilir. Ona döndürüldükleri gün, kendilerine yaptıklarını bildirecek. Allah her şeyi bilendir.
[1] Bu ayet kadın ve erkeğin zinasından bahsederken; Nisa-15. ayet lezbiyen ilişkiden; Nisa-16. ayet homoseksüel ilişkiden bahseder.
[2] Kur’anda recm cezasının olmadığının delil ayetidir. Çünkü zina eden kadın ve erkeğe bekar veya evli olsun cezası Nur-2. ayet gereği 100’er sopadır. Kur’anda aynı suça farklı 2 ceza verilmez. Recm ayetinin keçi tarafından yendiğini, bu nedenle Kur’anda yer almadığını iddia edenler sadece rivayetlere tutunarak bu iddiayı ortaya atmaktadır. Bu iddiaya iman edenler Hic-9: “Kitabı biz indirdik. Kur’anın koruyucuları da Biziz.” ayetini açıkça inkar eder duruma düşmektedir. Yine de İslam’da recm vardır diyenler, bir kadın nasıl yarım öldürülür? sorusunu cevaplamalıdır. Recm iddiası, Tevrattan boca edilmiş bir iddiadır. Çünkü zina edenlerin Levililer 20:10’da öldürüleceği yazarken ve Yasa’nın Tekrarı 22:23-24’da recm ile öldürüleceği yazar. Birçok Tevrat ayeti ve Talmud uygulaması, rivayetlerle İslama boca edilmiştir. Bu örnekler rivayetlerin bir kısmına kimin müdahele ettiğini de göstermektedir. Rivayetler mutlaka Kur’ana arz edilmelidir denmesi, bu nedenle çok önemlidir. Bir müslüman rivayetlere körü körüne iman etmenin sonunda, nebiye ve Allah’a iftira atabileceğinin şuurunda olmalıdır. Kur’an ile zıtlaşan rivayetler Allah rasulu Muhammed nebiye ait değildir. Çünkü Kasas-85: “Kur’anı sana farz kılan Allah seni dönülecek yere döndürecek.” ayeti gereği kendisine SADECE KUR’AN farz kılınmıştır. Bu nedenle Kur’an dışında ve Kur’ana muhalif tek bir hükmü söz konusu değilidir. Varsa eğer onlar, kendisine ve Allah’a atılmış büyük bir iftiradır. Müslüman Allah’ı, rasulunu ve Kur’anı hakkı ile tanımaz ve anlamaz ise başkaları tarafından savrulması ve imanından edilmesi an meselesidir.
[3] Allah, cahiliye ilkesi olarak benimsenen bu ilkeyi, müminlere haram kılmıştır. Müşrik kimse Mümin-84-85. ayetler gereği kafirdir. Müslüman kimse, Mümtehine-10: “İmanlı kadınlar kafir erkeklere helal değildir; Erkek kafirlerde imanlı kadınlara helal değildir.” ayeti gereği kafir ile evlenemez, eşi sonradan kafir olursa aynı ayetin diğer hükmü gereği tek taraflı boşanma hakkı doğar. Aynı hüküm müşrik için de geçerlidir.
[4] Şahitlerin, kadın veya erkek olma şartı yoktur. Zinayı kayıt altına alan kayıt cihazı dahi şahit sayılır.
[5] Tevbe edip ıslah olanlara tanınan istisna, ceza almalarına engel değil, daha sonradan şahitliklerinin kabul edilmesine yönelik istisnadır.
[6] Yardım edilen kişinin hatasına kızarak, yardım edilmesinden vazgeçilmemesi tavsiye edilmektedir.
[7] Gözleri tamamen kapatıp kör gibi yürüyerek etraftan bihaber olmak değil; bakılması uygun olmayandan bakışı kaydırmak, harama odaklanmaktan sakınmaktır.
[8] Meal edilirken “kadınların ziynetleri” olarak çevrilse de doğru çeviri “kadınların ziyneti” şeklinde tekildir. Yani her kadının bir ziyneti vardır ve o da kadının bedenidir.
[9] Kadın bedeni olan ziynet tekil gelmişken, “kadınların örtüleri(خُمُرِهِنَّ) veya kadınların cuybları(جُيُوبِهِنَّۖ)” çoğul kullanılmıştır. Nur-60. ayetin öznesi de çoğul kadın olmasına rağmen, ziynet yine tekil fakat kadınların elbiseleri(ثِيَابَهُنَّ) yine çoğul gelmiştir. Bu, her kadının “sayıca değil, tür olarak” cuyblarının, elbiselerinin ve örtülerinin olduğu anlamına gelir. Ragıb el-İsfahanı; cuyb’un tekili olan ceyb’in sadece göğüs dekoltesi değil, elbisedeki herhangi bir yırtmaca veya açıklığa da isim olabileceğini belirtir. Ayrıca anatomik olarak bedendeki koltuk altı gibi “çukur” bölgelere de mecazen ceyb denilir. Yani bir kadının göğüs dekoltesi gibi tek bir açıklığından bahsedilmez. O dönemdeki kadın Arap kıyafetleri arasında, dikişsiz veya az dikişli büyük bir kumaş parçasının ortasından baş geçecek kadar bir delik açılarak giyilenleri de vardı. Bu kıyafetlerin yan tarafları bazen tamamen dikilmez, hareket kolaylığı için açık bırakılırdı böylece yan taraflardan göğüsleri ve tenleri görülürdü. Ayet bu durumda, sadece göğüs dekoltesini değil koltuk altı veya yırtmaçlı açıklıkların da kapatılması emretmiştir. Dikkatinizi çekmek isterim ki problem, bu açıklıkların olması değil örtülmemesidir. Örtülerin çoğul olarak gelmesi, kadına ait “tek bir örtüyü” yani baş örtüsünü işaret etmez. Allah, kadına sahip olduğu birden fazla örtü seçeneği sunmuştur. Bunlardan ikisi; Ahzab-59’daki cilbab, Nur-60’daki siyab denen dış elbisedir. Kaldı ki kadim sözlüklerden olan Ragıb el-İsfahanı’nın sözlüğünde hımarın, Arap geleneğinde “sonradan” başörtüsüne dönüştüğü yazmasına rağmen Türkçe çevirilerde “sonradan” ibaresine yer verilmemesi de manidardır. Özetle Kur’anda hususi olarak başörtüsü emri verilmemiştir. Detaylı yazımız için linkimiz: https://nurseldurabay.com/nur-31kuranda-basortusu-emri-yoktur-himar-bu-emre-delil-degildir/
[10] Ma melaket eymanihum; öznesi, erkek ve kadınların olduğu, Ma melaket eymanihunne; öznesi sadece kadınların olduğu bir ifade olup Kur’anda yer almaktadır. Eyman kelimesi “yeminler” anlamına gelir. Bu yeminler aynı zamanda sözleşmedir. Yani bu ifade yeminle, sözleşmeyle birilerini himayesi altına almak demektir. Bu kimseler bakmakla yükümlü olduklarınızdan, himaye altına aldıklarınıza kadar geniş bir yelpazeye dahildir. Nikah, nikah sözleşmesiyle gerçekleştiğinden eş de bir ma meleket eymanihum’dur. Ya da bir fabrika işçisi ya da devlet memuru da sözleşme yaparak çalıştığından bir maleket eymanihum’dur. Gördüğünüz üzere bunun tek sebebi sadece kölelik değil birçok nedeni vardır. Yetimler, yetim kadın (kocası ölmüş kadın), yoksul, fakir öğrenci, akraba, hasta gibi ihtiyaçları üstlenilenler, köleler, ücretli çalıştırdığınız işçiler, zimmetlenmiş savaş esiri de bunlara dahildir. Bu ifadeyi sadece cariye (kaldı ki cariye kelimesi Kur’anda yer almaz ama dilimize köle kadın olarak yerleşmiştir) anlamak ne kadar yanlışsa sadece yetim anlamak veya sadece eş anlamakta hatalıdır. Çünkü her dilde olduğu gibi Arapçada da eş anlamlılık ve eş seslilik vardır ve bu ifadenin konusuna göre kimi işaret ettiği değişir. Eş anlamlılık ve eş sesliliği reddedenler, Kur’anın doğru anlaşılmasını istemeyenlerdir. Bu durumda müslümana bilgi sahibi olup uyanık olmak düşer.
[11] İsim tamlaması olduğundan zikr kelimesinin önündeki el takısı düşmüştür. Ez-zikr’in elbette farklı anlamları vardır. Ez-zikr’in elbette farklı anlamları vardır. Fakat şu ayetten Ez-zikr’in Kitap anlamında da kullanıldığını öğreniriz. Fussilet-41: ““Onlar kendilerine gelen Ez-zikri inkar ettiler. Oysa o aziz bir kitaptır.”
[12] İbadet; Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle yapılan her türlü sözlü ve fiili eylemdir. Bu irade hayvanlar için de cansız kabul ettiğimiz diğer varlıklar için de söz konusudur. İbadetin başka bir türü olan secdeyi, tüm varlıkların yaptığını yine Hac-18. ayetten biliriz. Hac-18: “Göklerde ve yeryüzünde olanların, güneşin, ayın ve yıldızların, dağların, ağaçların, canlılar ve insanların çoğunun Allah’a secde ettiklerini görmüyor musun? Birçoğunun da üzerine azap hak oldu.”
Kur’anda secde kimi ayetlerde fiziki secde olarak kimi ayetlerde saygı göstermek olarak anlam kazanır. Hac-18. ayet; güneş, ay ve yıldızların dahi secdesi yani saygı göstermesinden bahsederken Bakara-74. ayet bazı taşların Allah korkusu sebebiyle düşmesinden bahseder. Bakara-74: “Bazı taşlar Allah korkusundan dolayı düşer.” Buradaki mesele; onların secde edecek istek ve iradeye ayrıca Allah’tan korkacak şuura sahip olmalarıdır. Secdeden kastı; sadece onların kendilerine verilmiş görevleri yapmaları olarak anlamak kısır bir anlamadır. Ayrıca İsra-44.ayette; bizlerin, cansız olarak kabul ettikleri varlıkların da Allah’ı yüceltmesinden bahseder. Biliriz ki Allah’ı yüceltmek için de kesinlikle irade ve şuur gereklidir. İsra-44: “Yedi gök ve yedi yer ile bunların içindeki herkes Allah’ı yüceltir. Her şey Allah’ı hamd ile yüceltir. Ancak siz onların yüceltmesini kavrayamıyorsunuz.”
Tüm bu ayetler; cansız kabul edilen taşların, yıldızların, güneşin, hayvanlar ile bitkilerin de Allah’ı yücelttiğini, secde ettiklerini ve Allah korkusuna sahip olduklarını ama insanların bunu kavrayamadığını beyan eder. Bunları insanların kavrayamaması ise; bu hakikatlerin gerçek olmadığı anlamını taşımaz. Özetle; bu ayetlerin hakiki değil mecaz anlam taşıdığına inanıyor olmanın, ayetleri oldukça sığ bir bakış ile okuma olduğu kanaatine sahibiz.
[13] Dolu yağarken gök gürleyebilir. Dolu, genellikle fırtınalı havalarda, özellikle kümülonimbus bulutlarının yoğun olduğu durumlarda oluşur. Bu bulutlar, şimşek ve gök gürültüsüne neden olan elektrik yüklerini barındırır. Dolayısıyla, dolu yağışı sırasında şimşek çakması ve ardından yankı şeklinde gök gürültüsü duyulması sıkça görülen bir durumdur
[14] Bahsedilen kimseler için çocuk kelimesi kullanılmamıştır. Fakat bu kimselerin evlat olduklarını, 59. ayetin giriş cümlesinden anlarız. Onlara çocuk denmemiştir çünkü onlar artık çocuk değildir. Onlar aslında yetişkinliğe adım atmış fakat tıbben ergenlik alametlerini “Hiç” yaşamamışlardır. Ne adet olmuşlardır ne de ihtilam. Hiç adet olmamış kadınların rahatsızlığına “Amenore” denir. Hiç ihtilam olmamış erkeklerin rahatsızlığına ise “Retrograd ejakülasyon” denir. Bu kimseler bilinen alametlerle ergenliğe girmemiş olsalar da cinsel dürtüleri ve şehvetleri yok değildir. İşte 58. ayet; aslında çocukluktan çıkmış gençlere, diğer yetişkin kimseler gibi mahrem zamanlarda odaya girerken izin istemelerini emreder.
[15] Kur’anda namaz istisnasız “es-salat” kelimesi ile ifade edilir. Bu ayette ise sadece “salat” yazar. Başında el takısı olmadığı için bunların namaz olmadığını iddia edenler, ne yazık ki temel seviyede dahi Arapça bilmeden fikir beyan edenlerdir. Arapçada isim tamlamasında öndeki kelimenin önündeki el takısı düşürülür. El takısının düşmesi, sadece gramer kuralıdır. Yine kastedilen “es-salat” kelimesidir. Bu nedenle ayette; fecr salatı değil fecr es-salatı yani fecr(sabah) namazı, işa salatı değil işa es-salatı yani işa(akşam) namazı yazmaktadır. Bu ayet, namaz vakitleri veya namaza dair başka bilgi vermez. 2’si namaz vakti olmak üzere 3 vakit üzerinden avret yani insanların uygunsuz olduğu mahrem vakit zamanlarından bahseder. Diğer bir detay ise bu ayet, insanların işa(akşam) namazından sonra istirahate ayrıldığından bahseder. Oysa geleneğe göre son farz namaz yatsıdır. Bu çelişkiyi fark eden gelenekçiler her ayette akşam diye çevirdikleri işa’yı “yatsı” diye çevirmiştir. Oysa Kur’anda sadece 3 farz namaz, ismi ile açıklanmışken Kur’anda diğer 2 namazın ismi ve vakitleri yer almamaktadır.
[16] Siyab yani “elbiseler” de tıpkı humur ve cuyub gibi çoğul olarak gelmiştir. Siyab olan dış elbiseler de çeşit çeşittir. Örneğin rida; omuzlara alınan pelerin veya geniş şal tarzı örtü veya milhife; çarşaf benzeri, giysinin üstüne dolanan büyük örtüdür. Ama örtünmeyle ilgili ayetlerde tek zikredilen şey ise zinettir. Zinetin ne olduğunu ise 31. ayette kapatılması istenen yerlerle 60. ayette zinetin cazibesinden bahsetmesinden kadının baş hariç gövdesi olduğunu anlıyoruz. Genel kabuldür ki kadın bedeni, hem kadın hem de erkekler için cazibe unsurudur. Ayetin emri; kadın gövdesindeki cuyub olarak bahsedilen yerlerin özelde rida, milhife, cilbab gibi isimler alan ama genel ismi humur olan örtülerle kapatmaktır.
[17] Anahtarını teslim edecek ve teslim alacak kadar birbirine güvenen kimseler, kadın erkek birlikte yemek yiyebilir ki günah olmadığı açıklanır.
[18] Birbirini dost kabul eden kimseler de kadın erkek birlikte yemek yiyebilir ki günah olmadığı açıklanır.