1: Ey nebi! Allah’tan sakın, kafirlere ve münafıklara boyun etme. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
2: Rabbinden sana vahyedilene tabi ol. Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.
3: Allah’ı vekil[1] edin. Allah vekil olarak yeter[2].
4: Allah, bir adamı göğüs boşluğunu 2 kalp ile yaratmadı. Onlardan zıhar[3] yaptığınız eşlerinizi anneleriniz ve evlatlıklarınızı da öz evladınız kabul etmedi. Bunlar sizin ağızlarınızla söylediklerinizdir. Allah ise gerçeği söyler ve yola iletir.
5: Evlatlıklarınızı babaları ile çağırın. Bu Allah’ın yanında daha doğrudur. Eğer babalarını hiç bilmiyorsanız dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Kalplerinizin bile bile yaptıkları hariç yanılarak yaptığınızda size bir günah yoktur. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
6: Nebi, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Nebinin eşleri müminlerin anneleridir. Allah’ın kitabında, akrabaların bir kısmı diğerlerine mümin ve hicret edenlerden daha yakındır, ancak sevdiklerinize yaptığınız lütuf başka. Bu, Kitapta yazılmıştır.
7-8: Biz nebilerden senden, Nuh’tan, İbrahim’den, Musa’dan ve Meryem oğlu İsa’dan söz aldık. Doğru olanları[4] doğruluklarından hesaba çekmek için onlardan sağlam söz aldık. Allah, kafirler için elim bir azap hazırlamıştır.
9: Ey iman edenler, Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Ordular size geldiği vakit biz de onların üzerine sizin hiç görmediğiniz bir rüzgar ve ordular göndermiştik. Allah yaptıklarınızı görendir.
10: Onlar sizin üstünüzden ve alt taraflarından geldikleri zaman gözler kaydı, kalpler gırtlağa dayandı ve siz zanlarla Allah hakkında zanda bulunuyordunuz.
11: Orada iman edenler sınandı ve şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmıştı.
12: Münafıklar yani kalplerinde hastalık bulunanlar der ki “Allah ve rasulu bizi sadece aldatarak vaadde bulundu”
13: Münafıklardan bir grup dedi ki “Ey Yesrib[5] halkı, sizin için burada yer yok, dönün.” Onlardan bir grup ise nebiden, “Evlerimiz açık[6]” diyerek izin istedi. Fakat onların evleri açık değildi. Onlar sadece kaçmak istiyordu.
14: Eğer Medine’nin her yanından üzerlerine gelinseydi de sonra onlardan bozgunculuk istenseydi biran bile oyalanmadan onu yaparlardı.
15: Oysa onlar daha önce arkalarını dönmeyeceklerine dair Allah’a söz verdiler. Onlar, Allah’a verdikleri sözden mesuldür.
16: De ki “Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size fayda vermeyecek. Kaçsanız bile, pek az yararlandırılırsınız.
17: De ki “Eğer kötülük istese Allah’tan sizi kim koruyabilir veya size rahmet dilese kim önleyebilir?” Onlar kendilerine Allah’tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilir.
18: Elbette içinizden alıkoyanları ve yandaşlarına “Haydi gelin bize” diyenleri Allah bilir. Zaten onların pek azı savaşa gelir.
19: Onlar size karşı açgözlüdür. Korku geldiği zaman, ölüm üzerlerine ansızın çıkıp gelmiş gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gittiği zaman, mala karşı düşkünlük göstererek sivri dillerle sizi incitirler. Onlar hiç iman etmemiştir. Bu nedenle Allah onların işlerini boşa çıkardı. Bu Allah için kolaydır.
20: Münafıklar birliklerin gitmediğini sanıyordu. Birlikler gelse, Arapların arasında çölde olmayı, sizin haberlerinizi oradan sormayı isterdi. Zaten içinizde bulunsalardı çok azı savaşırdı.
21: Sizden Allah’a ve ahiret gününü isteyenler ve Allah’ı çok ananlar için, Allah’ın Rasulunde güzel örnek vardır.
22: Müminlerse birlikleri gördüklerinde “Bu, Allah ve rasulunun bize vadettiğidir. Allah ve rasulu doğru söylemiş.” dedi. Bu, onların ancak imanlarını ve Allah’a teslimiyetlerini artırdı.
23: Mümin kişilerden bir kısmının Allah’a verdikleri sözü gerçek oldu. Onlardan bir kısmı sözünü yerine getirdi, bir kısmı da beklemektedir. Onlar verdikleri sözü değiştirmediler.
24: Allah doğru kimseleri, doğruluklarından dolayı ödüllendirecek, münafıkları dilerse cezalandıracak ya da tevbelerini kabul edecek. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
25: Allah o kafirleri, hiçbir mal elde edemeden öfkeleri ile geri çevirdi. Allah, o savaşta müminleri korudu. Allah Kaviydir, Azizdir.
26: Allah, kitap ehlinden düşmanlara yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine korku saldı. Bir kısmını öldürdünüz bir kısmını esir aldınız.
27: Allah onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve hiç ayak basmadığınız topraklarına sizi mirasçı yaptı. Allah her şeye gücü yetendir.
28: Ey nebi, eşlerine de ki “Eğer siz dünya hayatını ve dünya süsünü istiyorsanız, gelin size geçimlik vereyim ve güzellikle sizi boşayayım.”
29: Allah’ı, rasulunu ve ahiret yurdunu istiyorsanız, Allah içinizden güzel davrananlar için büyük bir ödül hazırlamıştır.
30-31: Ey nebinin kadınları! Sizden kim açık bir çirkin iş yaparsa, ona iki kat azap uygulanır. Bu, Allah için kolaydır. İçinizden kim Allah’a ve rasulune gönülden itaat eder, iyi iş yaparsa, ona da mükafatını iki kere veririz. Biz onun için seçkin bir rızık hazırlayacağız.
32: Ey nebinin kadınları, siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer sakınıyorsanız sözlerinizde yumuşak olmayın ki kalbinde hastalık bulunan kimseler umutlanmasın. Makul söz söyleyin.
33: Evlerinizde ağırbaşlı olun[7]. Önceki cahiliye süslenmesi gibi kendinizi süslenmeyin. Namazı kılın, zekatı verin. Allah’a ve Rasulune itaat edin. Allah, siz ehli beytten her pisliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister.
34: Evlerinizde Allah’ın ayetlerinden ve hikmetten okunup aktarılanları hatırlayın. Allah Latiftir, her şeyden haberdardır.
35: Allah müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, gönülden itaat eden erkekler ve gönülden itaat eden kadınlar, sadık erkekler ve sadık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, hürmetle çekinen erkekler ve hürmetle çekinen kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve koruyan kadınlar ve Allah’ı çok zikreden erkekler ve Allah’ı çok zikreden kadınlar için bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırladı.
36: Allah ve rasulu bir işte hüküm verdiği zaman, mümin erkek ve kadın için kendi işleri hakkında tercih hakkı yoktur. Kim Allah’a ve rasulune isyan ederse, apaçık bir sapıklığa sapmıştır.
37: Sen, Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kimseye dedin ki “Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın.” Allah’ın açığa çıkaracağı şeyi içinde gizliyor[8] ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendinden çekinmene en layık olan Allah’tır. Zeyd eşinden boşandığı zaman, seni onunla evlendirdik ki evlatlıkları, eşlerinden boşandığında evlenme hususunda müminler için bir zorluk olmasın. Böylece Allah’ın emri yerine getirildi.
38: Allah’ın kendisine buyurduğu şeylerde nebiye hiçbir ayıp yoktur. Bu daha önce gelip geçmiş olanlar hakkında da Allah’ın sünnetidir[9]. Allah’ın emri, kesinleşmiş bir hükümdür.
39: Onlar, Allah’ın mesajlarını duyurur Allah’tan hürmetle çekinir ve Allah’tan başka kimseden korkmazlar. Allah hesap görücü olarak yeter.
40: Muhammed erkeklerinizin içinden hiç kimsenin babası değildir. Fakat Allah’ın rasulu ve nebilerin sonuncusudur[10]. Allah, her şeyi bilendir.
41: Ey iman edenler, Allah’ı çok hatırlayarak anın.
42: Allah’ı sabah-akşam yüceltin.
43: Allah ve melekleri, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size destek olur. Allah, müminlere karşı çok merhametlidir.
44: O’nunla karşılaştıkları gün, onların karşılanması “selam”dır. Allah onlara seçkin bir mükafaat hazırlamıştır.
45-46: Ey nebi, Biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı ve O’nun emri ile Allah’a davet eden, aydınlatan bir kandil olarak gönderdik.
47: Müminleri müjdele. Onlar için Allah’tan büyük bir lütuf vardır.
48: Kafirlere ve münafıklara boyun eğme. Onların eziyetlerine aldırma. Allah’ı vekil edin. Allah vekil olarak yeter.
49: Ey iman edenler, mümin kadınları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan boşadığınız zaman, onlardan iddeti hesap etmelerinin isteyemezsiniz. Bundan dolayı onların geçimliklerini verin ve güzellikle boşayın.
50: Ey Nebi! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini ve Allah’ın savaşmadan verdiği akitle malik olduğun eşlerini[11], aynı şekilde seninle birlikte hicret eden amcanın kızları, halalarının kızları, dayının kızları, teyzelerinin kızlarını ve kendisini nebiye hibe eden(mehir istemeyen) nebinin de nikahlamayı istediği mümin kadını müminlerin dışında yalnız sana helal kıldık. Biz sana bir zorluk olmasın diye kendi eşleri ve akitle sahip oldukları ile ilgili müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
51: Eşlerinden dilediğini bırak[12], dilediğini yanında himayende tut. Azlettiğin eşlerinden geri alacağın içinse sana günah yoktur. Bu hepsinin, senin kendilerine verdiklerini kabul etmeleri, üzülmemeleri ve gözlerinin aydın olması için daha uygundur. Allah kalplerinizde olanı bilir. Zira Allah bilendir, Halim’dir.
52: O kadınların[13] dışındakiler[14] sana helal değildir. Onların güzellikleri hoşuna gitse bile onlar ile eşlerini ve[15] akitle sahip olduğun eşlerini boşayarak[16] evlenemezsin. Allah her şeyi gözetleyendir.
53: Ey iman edenler, size izin verilmedikçe, zamanını beklemeden yemek için nebinin evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz zaman girin. Yemeği yedikten sonra dağılın, sözlere dalmayın. Bu nebiye eziyet veriyor fakat o sizden çekiniyor. Oysa Allah gerçekten çekinmez. Nebinin eşlerinden bir şey isteyeceğiniz zaman, perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalpleriniz ve onların kalpleri için daha temiz olandır. Allah’ın rasulune rahatsızlık veremez ve kendisinden sonra onun eşlerini asla nikahlayamazsınız.[17] Bu, Allah katında önemlidir.
54: Bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de Allah her şeyi bilendir.
55: Kadınlara; babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, hemcinsleri ve akitle malik oldukları içinde bir günah yoktur. Allah’tan sakının. Allah, her şeye şahittir.
56: Allah ve melekleri, nebiye destek olur. Ey iman edenler, tam teslimiyetle siz de O’na destek olun.
57: Allah ve Rasulunu kızdıranlara, Allah, dünya ve ahirette lanet etti. Ve onlar için aşağılayıcı bir azap hazırladı.
58: Mümin erkeklere ve mümin kadınlara yapmadıkları bir şey nedeniyle zarar veren kimseler, apaçık bir iftira ve günah yüklenmiştir.
59: Ey nebi! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, üzerlerini cilbabları[18] ile örtsünler. Bu, onların bilinmeleri[19] ve incinmemeleri için daha uygundur. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
60-61. Münafıklar ki kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kargaşa için yalan haber yayanlar vazgeçmezlerse senin, onların üzerinde üstünlük kurmanı sağlarız. Artık lanetlenmiş olarak orada pek az kalabilirler. Nerede bulunurlarsa yakalanır ve öldürülürler.
62: Daha önce gelip geçenler arasında da Allah’ın sünneti[20] budur. Allah’ın kanununda bir değişiklik bulamazsın.
63: İnsanlar sana o Saat’i soruyor. De ki “Onun bilgisi yalnızca Allah katındadır.” Sen bilemezsin. Belki de o Saat yakındır.
64-65-66-67-68: Allah kafirlere lanet etmiş ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır. Orada ebedi ölümsüz olacaklar. Bir koruyucu ve bir yardımcı da bulamayacaklar. Yüzleri ateşte çevrilecekleri gün diyecekler ki “Keşke biz Allah’a itaat etseydik, rasulune itaat etseydik.” Diyecekler ki “Rabbimiz! Biz büyüklerimize ve liderlerimize itaat ettik, onlar da bizi yoldan saptırdı. Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onlara büyük bir lanetle lanet et.”
69: Ey iman edenler! Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın. Allah Musa’yı, onların dedikleri şeylerden temize çıkardı. Musa, Allah katında seçkindi.
70-71: Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve yerinde söz söyleyin. Allah yaptıklarınızı hayra çevirir ve suçlarınızı bağışlar. Kim Allah’a ve Rasulune itaat ederse büyük bir başarıya erişir.
72: Biz, emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk. Fakat onu yüklenmeyi reddettiler ve ondan korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu insan zalim ve cahildir.
73: Ki Allah, münafık erkekleri ve kadınları; müşrik erkekleri ve kadınları cezalandıracak ve mümin erkeklerin ve kadınların tevbelerini kabul edecek. Allah, bağışlayandır, merhamet edendir.
[1] Vekil; otorite, koruyucu, yardımcı anlamlarına da gelmektedir.
[2] Allah bir çok ayette sadece kendisinin vekil seçilmesini beyan eder. Örneğin; İsra-2: “Benden başka vekil edinmeyin.” ve nebilere dahi vekil olmadığını söyletir. Örneğin; Yunus-108: “Ben sizin için vekil değilim”.
[3] Zıhar; erkeğin kendisine haram kılmak maksadıyla karısını veya karısının baş, yüz, sırt gibi bütünü ifade eden bir bölümünü evlenmesi dinen yasak olan yakını bir kadına benzetmesi demektir. Cahiliye Arapları arasında bir boşama şekli olarak bilinen uygulama, genelde anne seçilerek “Sen bana annemin sırtı gibisin” cümlesiyle yapılırdı.
[4] Bu kimseler nebilerdir. Delillerimizden birisi; Nisa-69: “Kim Allah’a, elçiye itaat ederse, işte onlar Allah’ın nimet verdiği sıddıklar, şahitler ve salihler olan nebilerle beraberdir.” Çünkü din gününde nebiler de sorguya çekileceklerdir. Araf-6-7: “Kendilerine elçi gönderilenleri ve gönderilen elçileri de sorgulayacağız.”
[5] Yesrib, Medine şehridir.
[6] Yani korumasız, savunmasız.
[7] Ayetteki “قَرْنَ” kelimesi, “قَرَارٌ=karar” masdarından olup muzaaf harflerinden biri düşürülmüş olsa da bu kelimenin “وَقَارٌ= vakar” masdarından olduğu da ileri sürülmüştür. Oturun değil “ağırbaşlı olun” anlamı daha doğrudur. Çünkü 28. ayetten itibaren kesintisiz nebi eşlerine ciddi uyarılar vardır. Evlerine gelen misafirler çok olduğundan davranışları ve konuşmaları dahil ikaz edilmişlerdir.
[8] Ahzab-37. ayet gelecekte gerçekleşecek bir olay için önceden, Tahrim-3. ayetse geçmişte yaşanmış ama kendisinin bilgisi olmadığı olay hakkında sonradan, nebinin özel haberdar edilmiş olduğunu açıklarken; dikkatinizi önemle şuna çekerim bu haberdar edilmelerin tama içeriği ayet olarak Kur’anda yer almamış olup sadece bilgisi verilmiştir. Bu ayetlerden Allah’ın, gerek gördüğü kadar nebi ile özel iletişimde olduğu çok nettir. Zaten nebinin her alanda ve konuda eğitilmesi için bunun gerekli ve zorunlu olduğunu kabul ederiz. Kur’an metnine dahil olmayan nebiye özel vahiyler hüküm ayeti değildir. Çünkü Maide-101. ayet, müminleri bağlayacak tüm hükümlerin, sadece Kur’anda olduğunu açıklamaktadır. Kur’anın içine koymadığı hükmü, sonradan nebisi aracılığıyla gayri metluv vahiyle bildirmiş değildir. Çünkü Kasas-85. ayet nebiye, sadece Kur’anı farz kılmıştır. O halde Kur’ana girmeyen vahiyden ne nebi ne de biz sorumlu olabiliriz.
[9] Allah’ın sünneti, Allah’ın kanunudur.
[10] Ayette metninde, Muhammed’in son nebi olduğu bildirilmiş fakat Allah rasullerinin sonuncusu olduğu bildirilmediği için, Allah rasulluğunun son bulmadığını iddia ederlerin sayısı hiç az değildir. Oysa bir kimse Allah rasulu olmuşsa mutlaka nebi de olmuştur. Çünkü aşağıdaki ayetlere göre hem Allah rasulunun hem de nebinin, Allah’tan verilmiş kitabı olmak zorundadır. Nisa-136: “Ey iman edenler! Allah’a, rasulune ve rasulune indirdiği Kitaba ve daha önce indirilmiş kitaplara inanın.” Bu ayetin beyanı ile Allah rasulune kitap verilmiştir. Bakara-213: “Allah nebilerle beraber Kitabı, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm vermesi amacı ile indirdi.” Yine gördüğünüz üzere nebilere de kitap verilmiştir. O halde bir kimse Allah rasulu ise nebidir, nebi ise Allah rasuludur. Bir kimse kendisinin Allah rasulu olduğunu iddia ediyorsa, o kimseye Allah’tan “yeni bir kitap” verilmiş olması gerektiği nettir. Özetle; ayet metninde son nebi demesi aynı zaman da son Allah rasulu demesidir. Bize düşen Allah’ın ayetlerini, yine kendi emri ile düşünerek ve anlayarak okumaktır. Ayrıca rasul kelimesi ulak için de kullanılır görevli melekler için de. Yani her rasul, Allah rasulu demek değildir. Ayetin konusunu takip etmek son derece önemlidir.
[11] Ezveceke (=eşlerinden) kelimesinden sonra gelen “ellati” ismi mevsulu, “eşleri” niteleyen ilgi zamiridir. Kadınlar için ilgi zamiri “ellati” olur. İnsan olmayanlar için kullanılan ise “ma” ilgi zamiridir. Fakat “ma” ilgi zamiri Kur’anda istisna olarak, insan için de kullanılmıştır. Örneğin “ma meleket” ifadesinde kastedilenler, kadın veya erkeklerdir veya Zariyat-17. ayette kastedilenler “sakınan kimselerdir”. Ayet metninde “ma” ilgi zamirinin önünde Ezveceke kelimesi yazılmamış olsa da “ve” bağlacı ile “Ezveceke” kelimesine bağlandığını fark etmeyenler, ayeti yanlış anlamış ve yanlış anlaşılmasına neden olmuştur. Öyle ki nebinin nikahlı eşlerinin yanında, sanki akitle malik oldukları kadınlarla nikahsız yaşadığı zorlaması yapılarak kendisine zina suçu atfedilmiştir. Oysa ayet; nebinin, 2 farklı şekilde evlendiği eşlerinden bahseder. İlki; hür kadınlardan mehirlerini vererek evlendiği eşleri diğeri; savaş yapılmadan esir olup akitle malik olduklarından yine Nisa-25. ayet gereği mehrini vererek evlendiği eşleridir. Aslında ayet metni oldukça nettir.
[12] Ahzab-28: Ey nebi, eşlerine de ki “Eğer siz dünya hayatını ve dünya süsünü istiyorsanız, gelin size geçimlik vereyim ve güzellikle sizi boşayayım.” ayetinde eşler, boşanma ile tehdit edildiğine göre anlıyoruz ki nebi ile eşleri arasında ciddi sorunlar yaşanmıştır. Bu sorunlar Tahrim-1. ve 2. ayetlere de yansıtılmıştır. Tahrim-1: “Ey nebi! Eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek Allah’ın sana helal kıldığı şeyi kendine neden haram ediyorsun?” ve Tahrim-2: “Allah size yeminlerinizi bozmanızı buyurdu.” Bu emir, 1. ayette Muhammed nebinin ve eşlerinin ettiği yeminleri bozması emridir. Çoğul olan “yeminleriniz” ifadesinden yemin eden ve bozacak olan kimsenin sadece Muhammed nebi olmadığını, 2 eşinin yemin edenlerin diğer tarafı olduğunu görüyoruz. Belli ki nebi ve eşleri karşılıklı olarak, aslında helal olan bir konuda kendilerine yasak koyarak yeminleşmişlerdir. Bu yeminleşme, nebi ile eşleri arasında ciddi bir mesafenin oluşmasına neden olmuştur. Anlıyoruz ki Allah, nebiye problem yaşatan eşleri bırakma yani boşama veya himayesinde tutma serbestiyeti vermiştir. Sonuçta boşanma, Muhammed nebinin de kullanabileceği bir hakkıdır.
[13] “O kadınlar” anlamını (النِّسَٓاءُ) kelimesinden anlıyoruz. Daha önceden bahsedilmiş ve muhatap yani nebi tarafından tanınan kadınlardır. Bunu, nisa kelimesinin önündeki (ال) takısından anlarız.
[14] “dışındakiler” anlamını (بَعْدُ) kelimesi verir.
[15] “illa” edatının en yaygın bilinen anlamı “hariç” tir ve birçok mealde bu anlamda kullanılmıştır. Fakat “ve” anlamına da sahip olduğundan bu ayette “ve” anlamı kullanılmıştır.
[16] Birçok anlamı olmasına rağmen bu ayette “(boşayarak) evlenmek” anlamı kullanılmıştır. Delil ayetimiz Nisa-20. ayettir. Boşayarak evlenme anlamı sözlüklerde yoktur. Çünkü sözlükler insan birikimi lügatlardır. Ve her zaman dediğimiz gibi Kur’an, önemli kelimelerin anlamını bizzat kendisi açıklar. Ayete bakalım; Nisa-20: “Eğer bir eşinizi yerine başka bir eşle evlenmek(اسْتِبْدَالَ) isterseniz, ona kantar vermiş olsanız dahi verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın. Verdiğinizi, iftira ve apaçık günahla mı geri alacaksınız?” Nisa-20. ayet, eşin mihrini almayın derken bahsedilen şey boşanmaktır. (اسْتِبْدَالَ) kelimesi, erkeğin evli olduğunu işaret eder. Bekar erkekler için bu kelimenin kullanımı söz konusu değildir. Kökü olan “ب د ل” kelimesinin tek anlamı “değiştirmek” demek diyenler, ayetin inceliğini anlamayanlardır.
[17] Bu ayetten, nebi eşlerine yanlış gözle bakanlar olduğunu anlıyoruz.
[18] Cilbab, dış elbisedir. Genel anlamda ise bir hımardır.
[19] Ayet metninde dışarı çıkarken demez ama “onların bilinmeleri ve incinmemeleri için” ifadesinden dışarıyı kastettiğini anlarız. Kadınlar ev içerisinde rahat giyinebilir fakat dışarıya bu rahat giyimle çıkılmasını men eder.
[20] Sünnet; kanun, yasa anlamına sahiptir.