1: O Saat yaklaştı ve ortaya çıkmasına az kaldı.[1]
2: Bir delil görse yüz çevirirler. Derler ki “Bu, ardı arkası kesilmeyen bir büyüdür.”
3: Onlar da heveslerine uyarak yalanladılar. Fakat her hükmün belirli bir zamanı var.
4-5-6-7-8: Onlara içinde ihtar olan, yeterli hüküm olan haberlerden geldi. Ama uyarılar yarar sağlamadı. O halde onlardan yüz çevir. Çağırıcının görülmedik bir şeye çağıracağı günde, kabirlerden gözleri korkarak çıkacaklar. Onlar çağırana doğru gözlerini dikip koşarken dağılmış çekirge gibidir. Kafirler diyecek ki “Bu, zor bir gündür.”
9-10: Onlardan önce Nuh kavmi yalanlamıştı. Kulumuzu yalanlayıp “O cinlenmiş” dediler. Nuh engellenmişti ve Rabbine dua etti “Ben mağlub oldum, yardım et.”
11: Biz de göğün kapılarını sağanak olarak yağan su ile açtık.
12: Yeryüzünü göz göz yardık. Daha sonra sular, takdir edilmiş emre uygun olarak birleşti.
13-14: Nuh’u perçinlenmiş levhalarla taşıdık. Gemi gözetimimizde gitti. Bu, inkar edilen kimse için[2] bir mükafattı.
15-16: Onu bir delil olarak bıraktık. Azabım ve uyarılarımın nasıl olduğu üzerine öğüt alan yok mu?
17: Biz Kur’anı, öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?
18: Ad kavmi de yalanladı. Ardından azabım ve uyarılarım nasıl olmuştu?
19-20: Felaketin ardı arkası kesilmeyen bir günde onların üzerine şiddetli bir kasırga gönderdik. İnsanları sanki köklerinden sökülüp atılmış hurma kütükleri gibi savurmuştu.
21: Sonrasında benim azabım ve uyarılarım nasıl olmuştu!
22: Biz Kur’anı, öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?
23: Semud kavmi de uyarıları yalanladı.
24-25: Dediler ki “Bizim gibi bir beşere mi uyacağız? O zaman biz sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz. Kitap, aramızdan ona mı indirildi? Aslında o, yalancı ve küstahtır.”
26: Onlar küstah ve yalancı kim, yarın bilecek.
27: Onları imtihan etmek için, kendilerine dişi deveyi biz gönderdik. O halde sen, onları gözetle ve sabret.
28: Onlara suyun aralarında paylaştırılacağını, her içme sırasında başında bulunulacağını haber ver.
29: Sonra bir arkadaşlarını çağırdılar. O kimse, ayaklarının ucuna yükselerek elini uzattı[3] ve boğazladı.
30: Ardından azabım ve uyarılarım nasıl olmuştu?
31: Doğrusu biz onların üzerine tek bir çığlık gönderdik. Ardından ağıl yapanın kuru otu gibi oldular.
32: Biz Kur’anı, öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?
33: Lut kavmi de uyarıları yalanladı.
34-35: Biz Lut’un ehli dışındakilerin üzerlerine taş fırtınası[4] gönderdik. Onları katımızdan bir nimet olarak seher vaktinde kurtardık. Şükreden kimseyi böyle mükafatlandırırız.
36: Lut, bizim yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar uyarılara rağmen yalanladılar.
37: Lut’u, misafirlerinden vazgeçirmek istediler. Bu yüzden bizde onların gözlerini kör ettik. Böylece tadın azabımı ve uyarılarımı.
38-39: Sabah erkenden onlara kalıcı bir azap geldi. Tadın azabımı ve uyarılarımı.
40: Biz Kur’anı, öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?
41: Firavn kavmine de uyarılar geldi.
42: Bütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları güçlü, kuvvetli bir cezayla yakaladık.
43-44: Sizin kafirleriniz onlardan daha mı hayırlı? Yoksa sizin için sayfalarda bir beraat mı var? Ya da biz kendisini savunan bir toplumuz mu diyorlar?
45: O topluluk hezimete uğratılacak ve geri kaçacak.
46: Onların buluşma zamanı, o Saat’tir. O Saat ise daha feci ve acıdır.
47: Günahkarlar sapıklık ve çılgınlık içindedir.
48: O gün yüzleri üzerine ateşe sürüklenecekler. Tadın sekarın[5] dokunuşunu.
49: Biz her şeyi ölçü ile yarattık.
50: Bizim emrimiz, gözü bir kez açıp kapama gibidir.
51: Sizin benzerlerinizi helak ettik. Yok mu öğüt alan?
52-53: Yaptıkları her şey, küçük büyük her şey sahifelerde yazılıdır.
54-55: Sakınanlar, her şeye gücü yeten melikin katında doğruluk meclisinde, cennetlerde ve ırmaklardadır.
[1] Gerçekte, ayın yarılmış olması bir mucizedir. Fakat Allah, Muhammed nebiye Kur’an dışında bir mucize vermeyeceğini kendi beyan etmiştir. Ankebut-50-51: ““Ona Rabbinden mucizeler[1] indirilmeli” dediler. De ki “Mucizeler yalnızca Allah’ın katındadır. Ben ise yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.” Kendilerine okunan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Bunda iman eden bir kavim için onda rahmet ve öğüt vardır.” O halde bu ayet, bir mucizeye değil bir deyime işaret etmektedir. Ayetteki “inşikak-i kamer” ifadesi, Arap edebiyatında “bir işin gerçek yüzünün ortaya çıkmasına” anlamında bir deyimdir.
[2] Kastedilen Nuh’tur.
[3] Ayet metninde “te’âtâ” yazar. Kelime tek olsa da bir eylemi tarif eder. Develer büyük hayvan olduğu için yere yatırılarak kesilmesi tercih edilmez. Bu işte uzmanlaşanlar deve ayaktayken, onun boynunda belli bir noktaya bıçağı saplar. Deve ne olduğunu bile fark etmeden yere yığılır ve devam edilir. Develer yerden yüksek ve kesecek olan da kısa ise kişi, kendini yükseltmek için ayaklarının ucunda yükselir. İşte ayetteki kelime, bu eylemi tarifler.
[4] Ayet metnindeki “taş atan” ifadesi taş fırtınasını kasteder. Hud- 82-83: “Emrimiz geldiğinde oranın üstünü altına getirdik ve üzerlerine Rabbin katında işaretli, taşlaşmış çamurdan peş peşe taşlar yağdırdık. Bunlar, zalimlerden uzak değildi”.
[5] Müddesir-27-28-29: “Sakarın ne olduğunu bilir misin? Ne bırakır ne de terk eder. Deriyi yakıp kavurur.” ayetlerinin beyanıyla sakar cehennem ve cehennemde bir azaptır.