1: Elif, Lam, Mim.
2: Bu kitabın içinde şüphe yoktur. Bu kitap sakınanlar için bir rehberdir.
3-4: Sakınanlar gayba inanan, namaz[1] kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak eden kimselerdir. Sakınanlar sana indirilene, senden önce indirilene ve ahirete kesin olarak iman eden kimselerdir.
5: İşte sakınanlar, Rablerinin rehberine tutunan ve başaranlardır.
6: İnkar edenler içinse, onları uyarsan da uyarmasan da farksızdır. Onlar iman etmez.
7: Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözleri de perdelidir ve onlar için büyük bir azap vardır.
8-9-10: İnsanlardan inanmadıkları halde “Allah’a ve ahiret gününe inandık.” diyen kimseler Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışır. Oysa onlar ancak kendilerini aldatır. Onlar kalplerindeki hastalığın farkında değiller. Allah da hastalıklarını artırdı. Yalancı olduklarından dolayı onlara elim bir azap var.
11-12: Münafıklara “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!” denildiği zaman onlar “Biz ancak ıslah edicileriz.” der. Dikkat edin! Aslında onlar bozguncudur fakat farkında değiller.
13: Münafıklara “O iman eden[2] insanların iman ettiği gibi iman edin.” denildiği zaman “O akılsızların iman ettiği gibi mi iman edeceğiz” derler. Bilin ki, aslında onlar akılsızdır. Fakat bilmezler.
14: Münafıklar iman edenlerle karşılaştıkları zaman “Biz iman ettik.” derler. Şeytanları ile baş başa kaldıklarındaysa “Biz sizinle beraberiz, biz iman ederlerle sadece alay ediyoruz.” derler.
15: Allah da münafıklarla alay eder ve onlara zaman tanır. Onlar da azgınlıkları içinde bocalayıp durur.
16: Münafıklar, hidayete karşılık sapkınlığı satın aldı. Münafıklar, ticaretleriyle ne kazandılar ne de doğru yolu buldular.
17-18: Münafıkların durumu, ateş tutuşturan kişinin örneği gibidir. Ateş onun çevresini aydınlattığında Allah onların nurunu giderir ve onları zifiri karanlıklar içinde görmez olarak bırakır. Onlar sağırdır, dilsizdir, âmadır. Onlar geri de dönemez.
19: Veya münafıkların durumu; karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşek bulunan gökten boşanan yağmura tutulmuş kişi gibidir. Münafıklar, yıldırımdan dolayı ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkar. Allah ise kafirleri kuşatandır.
20: Şimşek, neredeyse gözlerini alır. Şimşek her onları aydınlattığında onun ışığı ile yürürler. Üzerlerine karanlık çökünce de kalırlar. Eğer Allah dileseydi elbette onların işitmelerini ve görmelerini yok ederdi. Çünkü Allah her şeye gücü yetendir.
21: Ey insanlar! Sakınmanız için sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin.
22: Allah yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı, gökten su indirdi ve onunla size rızık olarak ürünlerden çıkardı. Artık siz de bilerek Allah’a ortaklar koşmayın.
23-24: Eğer kulumuza indirdiğimizden kuşku içindeyseniz onun benzeri bir sure getirin. Eğer doğru söylüyorsanız Allah’tan başka şahitlerinizi de çağırın. Eğer bunu yapamazsanız ki yapamayacaksınız, o halde kafirler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının.
25: İman edip iyi işler yapanları müjdele. Çünkü onlara aralarından ırmaklar akan cennetler var. Cennetlerdeki rızık olan ürünler ile kendileri her ne zaman rızıklandırılsalar, “Bu daha önce rızıklandırıldığımızdır.” diyecekler. Oysa onların benzerleri verilecek. Onlar için cennetlerde tertemiz eşler de var ve orada ölümsüz olacaklar.
26-27: Allah, bir sivrisinek gibi bir örneği ve ondan üstün olanı da örnek vermekten çekinmez. İman edenler, bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilir. İnkar edenler “Allah, bu örnekle neyi kastetti?” der. Allah bu örnekle birçoğunu sapkınlık içinde[3] bırakır birçoğunu da doğru yola iletir. Allah bununla ancak fasıkları sapkınlık içinde bırakır. Fasıklar, Allah’a verdikleri sözü, sözleştikten sonra bozar, Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri bırakır ve yeryüzünde bozgunculuk yapar. İşte onlar kaybedenlerdir.
28: Allah’ı nasıl inkar edersiniz? Sizler ölü iken size hayat verdi. Sonra sizleri öldürür ve tekrar hayat verir. Nihayetinde de O’na döndürülürsünüz.
29: Yeryüzünde olanların hepsini sizin için yaratan Allah’tır. Sonra göğe yöneldi, onu yedi gök olarak düzenledi. Allah her şeyi bilendir.
30: Rabbin meleklere “Ben yeryüzünde bir hükümdar[4] tayin edeceğim” dediği vakit melekler “Yeryüzünde bozgunculuk yapan, yeryüzünde kan döken kimseyi mi hükümdar tayin edeceksin? Oysa biz Seni övgü ile yüceltiyoruz ve dua ediyoruz.” dedi. Allah da “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim.” dedi.
31: Allah Adem’e bütün isimleri öğretti. Sonra melekleri imtihana tabi tuttu. Allah “Eğer doğruysanız, şunların isimlerini bana bildirin” dedi.
32: Melekler “Sen kusursuzsun. Biz sadece bize öğrettiklerini biliriz. Sen bilensin, doğru hüküm verensin.” dedi.
33: Allah “Ey Adem! Bunların isimlerini meleklere bildir.” dedi. Adem onların isimlerini meleklere bildirdiğinde Allah dedi ki “Göklerin ve yerin gaybını Ben bilirim. Ben, sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilirim, dememiş miydim?”
34: Hani meleklere “Adem için saygı ile eğilin.” dedik. İblis hariç melekler saygı ile eğildi. İblis reddetti, büyüklendi ve kafirlerden oldu.
35: Biz “Ey Adem! Sen ve eşin o bahçeye yerleşin. Bahçede dilediğiniz zaman bol bol yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz.” dedik.
36: Şeytan, bahçede o ikisini yoldan çıkardı. Allah da onları bulundukları cennetten çıkarttı. Biz de “Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzü, bir süreye kadar yerleşim yeri ve geçim olacak.” dedik.
37: Adem, Rabbinden hükümler aldı. Allah da Adem’in tevbesini kabul etti. Çünkü Allah, tevbeleri kabul edendir, merhametlidir.
38: Onlara “Bahçeden hep birlikte inin. Benden size bir rehber gelince, benim rehberime tabi olanlara korku yoktur. Onlar üzülmez de.” dedik.
39: İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ateş halkıdır. Onlar ateşte ölümsüzdür.
40: Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin. Ben de size sözümü yerine getireyim. Yalnız benden korkun.
41: Ve yanınızdakinin yerine gelen[5] indirdiğime iman edin[6]. Sakın onu inkar edenin ilki olmayın! Ayetlerimi az bir değer karşılığında satmayın. Yalnız benden sakının.
42: Gerçeğe batılı karıştırmayın ve gerçeği bilerek gizlemeyin!
43: İtaat edenlerle birlikte itaat ederek namazı kılın, zekatı verin.
44: Kitabı okuyup aktardığınız halde kendinizi unutarak, iyiliği insanlara mı tavsiye ediyorsunuz? Akıl etmeyecek misiniz?
45: Sabır ve namaz ile yardım isteyin. Çünkü namaz[7], hürmetle çekinenlerden başkasına ağır gelir.
46: Hürmetle çekinenler, Rableriyle karşılaşacaklarına ve Rablerine geri döneceklerine emindir.
47: Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
48: Kimsenin kimse için bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden şefaatin kabul edilmeyeceği[8], hiçbir kişiden fidyenin alınmayacağı ve yardım edilmeyeceği günden sakının.
49: Sizi Firavun ehlinden kurtaracağımız zaman, onlar sizi işkencenin en kötüsüne sürmekte, oğullarınızı boğazlatıp, kadınlarınızı hayatta bırakmaktaydı. Bunda Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.
50: Biz sizin için denizi yarıp sizi kurtardığımız vakit, Firavun ehlini de siz bakarken suda boğduk.
51: Biz Musa ile kırk gece için sözleştikten sonra tekrar Allah’ın ardından o buzağıyı ilah edindiniz ve zalim oldunuz.
52: Bunun ardından, şükretmeniz için bir daha sizi affettik.
53: O zaman rehber edinin diye Musa’ya Kitabı ve Furkan’ı verdik.
54: Musa, kavmine dedi ki “Ey kavmim! Siz, buzağıyı ilah edinmekle kendinize zulmettiniz. Bu yüzden, yaratıcınıza tevbe edin ki nefslerinizi öldürün[9]. Bu sizin için yaratıcınızın katında hayırlıdır. O sizin tevbenizi kabul eder. Çünkü Allah tevbeleri çok kabul edendir, merhametlidir.
55: “Ey Musa! Biz Allah’ı açıkça görünceye kadar sana inanmayacağız.” dediğiniz vakit, siz bakarken o yıldırım sizi yakaladı.
56: Yine şükretmeniz için, ölümünüzün ardından sizi dirilttik.
57: Üzerinizi bulutla gölgelendirdik. Size kudret helvası ile bıldırcın eti indirdik, “Size rızık olarak verdiğimiz iyi şeylerden yiyin!” Onlar bize zulmetmediler fakat onlar kendilerine zulmettiler.
58: İsrailoğullarına “Şu şehre girin. Şehirde dilediğiniz yerde bolca yiyin. Kapıdan saygı göstererek girin ve “Bizi bağışla!” deyin. Biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. Güzel davrananlara ise fazlaca vereceğiz.” dedik.
59: Zalim olanlar sözü, kendilerine söylenilenden başkasıyla değiştirdi.[10] Biz de yoldan çıkmaları nedeniyle üzerlerine gökten bir azap indirdik.
60: Musa, kavmi için su istediği vakit “Asanla taşa vur!” dedik. Taştan on iki pınar fışkırdı. Her boy içeceği yeri bildi. Allah’ın rızkından yiyin, için ama bozgunculuk yaparak yeryüzünde karışıklık çıkarmayın.
61: Siz “Ey Musa, biz bir tek yiyeceğe sabredemeyeceğiz. Rabbine bizim için dua et. Bize toprağın yetiştirdiklerinden yeşillikler, salatalık, sarımsak, mercimek, soğan çıkarsın” dediniz. Allah “Daha iyi olanı daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Şehre inin. İstediğiniz şeyler var.” dedi. Onlara yoksulluk, düşkünlük damgası vuruldu ve Allah’ın gazabına uğradılar. Bu, onların Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri, haksız yere nebileri öldürmeleri, isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyledir.
62: İman edenler, yahudi olanlar, hristiyan olanlar ve sabii[11] olanlardan kim Allah’a ve ahiret gününe iman edip iyi iş yaparsa, onlar için Rableri katında mükafatları var. Onlara korku yoktur. Onlar üzülmeyecek.
63: Sizden söz aldığımızda Tur’u üzerinize kaldırdık. Sakınmanız için size verdiğimize kuvvetle tutunun ve içindekini hatırlayın.
64: Siz ondan sonra yine sözünüzden döndünüz. Eğer Allah’ın sizin için lutfu ve merhameti olmasaydı kaybedenlerden olacaktınız.
65: İçinizden Cumartesi ile ilgili haddi aşanları bilirsiniz. Bu nedenle onlara “Sizler aşağılanmış maymunlar olun!” dedik.
66: Bunu, yanındakilere ve arkalarından gelenlere ibretlik bir ceza ve sakınanlar için de bir öğüt yaptık.
67: Musa kavmine “Allah size bir inek kesmenizi emrediyor.” dediği vakit onlar “Bizimle alay mı ediyorsun?” dedi. Musa “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım.” dedi.
68: Kavmi “Bizim için Rabbine dua et. İneğin nasıl olduğunu bize açıklasın.” dedi. Musa “Allah diyor ki o inek, ne yaşlı ne de genç, bunun arasında bir inektir. Size emredileni yapın.” dedi.
69: Kavmi “Bizim için Rabbine dua et, ineğin renginin nasıl olduğunu bize açıklasın.” dedi. Musa “Allah diyor ki o, görenleri hoşnut eden parlak sarı renkli bir inektir.” dedi.
70: Kavmi “Bizim için Rabbine dua et. İneğin nasıl olduğunu bize açıklasın. Çünkü o inek bize benzer geldi. Allah dilerse biz rehbere uyarız.” dedi.
71: Musa “Allah diyor ki o inek, ne toprağı sürmek ne de ekin sulamak için uysal olmayan, kusursuz, renginde leke olmayan bir inektir.” dedi. Kavmi “İşte şimdi bize gerçeği getirdin dedi ve onu kesti. Ama neredeyse yapmayacaklardı.
72: Siz bir kişiyi öldürmüştünüz ve o kişi hakkında birbirinizi suçladınız. Oysa Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır.
73: “Öldürülen kişiye ineğin bir parçasıyla vurun.” dedik. Akletmeniz için Allah, ölüleri böyle diriltir ve size ayetlerini[12] gösterir.
74: Bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı. Artık kalpleniz taş gibi hatta daha da katıdır. Oysa bazı taşın içinden ırmaklar fışkırırken, bazı taş yarılınca içinden su çıkar. Bazı taşlar[13] Allah korkusundan dolayı düşer. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
75: Onların size inanmalarını çok mu istiyorsunuz? Oysa onlardan bir grup, Allah’ın kelamını duyar yine de anladıktan sonra bilerek Allah kelamını tahrif[14] ederdi.
76: Kitap ehlinden bir gurup iman edenlerle karşılaştıkları zaman “Biz iman ettik.” der. Yalnız kaldıklarında ise bazısı bazısına “Allah’ın size gösterdiklerini, Rabbiniz katında size üstün gelmeleri için mi onlara bildiriyorsunuz? Akıl etmiyor musunuz?” der.
77: Onlar Allah’ın, sakladıkları sırlarını da aşikar ettiklerini de bildiğini bilmiyor mu?
78: Kitap ehlinden olan ümmiler kuruntu dışında Kitab’ı bilmez. Çünkü onlar sadece zanneder.
79: Kitab’ı kendi elleriyle yazıp[15], sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu, Allah katındandır.” diyenlere yazık. Elleriyle yazdıklarından dolayı onlara yazık. Kazandıklarından dolayı onlara yazık.
80: Onlar “Ateş bize ancak sayılı günler dokunacak.” dedi. De ki “Allah katından bir söz mü aldınız. Allah sözünden dönmeyecek yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?”
81: Hayır! Kötülük yapıp günahları kendisini kuşatanlar, içinde ölümsüz olacakları ateş ehlidir.
82: Ama iman edip salih iş yapanlar, içinde ölümsüz olacakları cennet ehlidir.
83: Biz, İsrailoğullarından “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, ana babaya yakınlara, yetimlere ve yoksullara iyilik yapın, insanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın ve zekatı verin.” diye söz aldık. Yine azınız hariç, yüz çevirerek döndünüz.
84: Sizden kanınızı dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair söz aldık. Üstelik şahit olarak siz de kabul ettiniz.
85: Ardından siz birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir grubu yurtlarından çıkarıyor, günahta ve düşmanlıkta onlara karşı yardımlaşıyordunuz. Onları çıkarmak size haram iken size esir olarak geldiklerinde ise onlarla fidyeleşiyordunuz. Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapan kimsenin cezası, dünya hayatında ancak rezilliktir. Kıyamet gününde ise en şiddetli azaba konulacak. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
86: Onlar, ahirete karşılık dünya hayatını satın alanlardır. Bu yüzden onlardan ne azab hafifletilir ne de onlara yardım edilir.
87: Biz Musa’ya Kitabı verdik. Musa’nın arkasından rasuller gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya da apaçık deliller verdik ve ona Ruhul Kudüs[16] ile yardım ettik. Her ne zaman bir elçi nefislerinizin arzulamadığı şey ile geldiğinde kibirlenerek bir kısmını yalanladınız, bir kısmını öldürdünüz.
88: Onlar “Kalplerimiz perdelidir.” dedi. Hayır, küfürlerinden dolayı Allah onları lanetledi. Artık çok az şeye inanırlar.
89: Daha önce inkar edenlere karşı yardım isterken, onlara Allah katından yanlarındakinin yerine gelen[17] kitap ulaşıp, o bildikleri kendilerine geldiğinde onu inkar ettiler. Allah’ın laneti ise kafirlerin üzerinedir.
90: Allah’ın kullarından dilediği kimseye lütfundan indirmesini kıskanarak, Allah’ın indirdiğini inkar etmekle kendilerini ne kötü bir şeye karşılık sattılar. Böylece onlar, gazap üstüne gazaba uğradılar. Kafirler için alçaltıcı bir azap vardır.
91: Onlara “Allah’ın indirdiğine iman edin” denilince, “Biz, bize indirilene inanırız.” derler ve ondan sonra geleni inkar ederler. Oysa O, yanlarındakinin yerine gelen[18] kitaptır.[19] De ki “Eğer inanan kimseler idiyseniz, daha önce niçin Allah’ın nebilerini öldürüyordunuz?”
92: Musa, size apaçık deliller ile geldi. Sonra onun ardından, o buzağıyı ilah edindiniz. Çünkü siz zalimsiniz.
93: Sizden bir söz aldık ve üzerinize Tur’u kaldırdık. Size verdiğimize kuvvetle tutunun ve dinleyin. Onlar “İşittik ve isyan ettik.” dedi. İnkarlarına karşılık kalplerine o buzağı yerleştirildi. De ki “Eğer iman ediyorsanız, imanınız size ne kötü şey emrediyor”
94: De ki “Allah katında ahiret yurdu, o insanlardan başka yalnızca size aitse ve doğru söylüyorsanız ölümü arzu edin.”
95: Ama onlar, yaptıklarından dolayı ölümü asla istemeyecek. Allah ise zalimleri bilir.
96: Onları hayata karşı, insanların en hırslısı olarak bulursun. Ortak koşan kimselerden her biri bin sene yaşatılmak ister. Oysa yaşatılması, onu azaptan uzaklaştırmayacak. Allah ise yaptıklarınızı görendir.
97: “Kim Cebrail’e[20] düşmansa onun, Allah’ın emriyle öncekinin yerine geleni müminler için bir rehber ve müjde olarak senin kalbine indirdiğini söyle.”
98: Kim Allah’a, meleklerine, elçilerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşmansa, Allah da kafirlerin düşmanıdır.”
99: Sana apaçık ayetler indirdik. Ayetleri ancak yoldan çıkanlar inkar eder.
100: Onlar her anlaşma yaptığında, onlardan bir grup onu bozmadı mı? Aksine onların çoğu iman etmez.
101: Onlara yanlarındakinin yerine gelen[21] Allah katından bir rasul[22] geldiğinde, kitap verilenlerden bir grup sanki bilmiyorlar gibi Allah’ın kitabını sırtlarının ardına attı.
102: Onlar, Süleyman’ın hükümdarlığı hakkında şeytanların anlattıklarına uydu. Oysa Süleyman kafir olmadı. Fakat şeytanlar insanlara sihri ve Babil’de Harut ile Marut isimli iki hükümdara indirileni öğreterek kafir oldu. İkisi “Biz sadece bir imtihanız, sakın kafir olmayın!” demeden hiç kimseye öğretmezdi. Fakat onlar, o ikisinden, kişi ile eşinin arasını ayıran şeyleri öğreniyordu. Oysa onlar Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezdi. Onlar, kendilerine zarar veren ama yarar sağlamayan şeyleri öğreniyordu. Onu satın alanlarsa, ahiretten hiçbir payı olmadığını biliyordu. Bilselerdi, karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür.
103: İman edip sakınsalardı, Allah katındaki mükafatı hayırlı olurdu. Eğer bilselerdi!
104: Ey iman edenler! ‘Ra’ina[23] demeyin, ‘Unzurna![24]’ deyin ve dinleyin. Elim azap ise kafirler içindir.
105: Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, Rabbinizden size hiçbir iyilik indirilmesini istemez. Oysa Allah rahmetini dilediği kimseye bahşeder. Allah büyük lütuf sahibidir.
106: Biz, bir ayeti yürürlükten kaldırır[25] veya unutturursak ya onun benzerini ya da ondan daha iyisini getiririz. Sen, Allah’ın her şeye gücü yeten olduğunu bilmiyor musun?
107: Göklerin ve yerin mülkünün yalnızca Allah’a ait olduğunu bilmiyor musun? Size Allah’tan başka hiçbir dost ve yardımcı yoktur.
108: Yoksa daha önce Musa’dan istenildiği gibi, siz de rasulunuzden istemeyi mi arzu ediyorsunuz? Kim iman ile küfrü değiştirirse, orta yoldan sapmıştır.
109: Kitap ehlinin çoğu, gerçek kendilerine açık olduğu halde, içlerindeki kıskançlıktan dolayı, imanınızdan sonra sizi küfre döndürmek ister. Allah emrini verinceye kadar onlardan yüz çevirin ve affedin. Kuşkusuz Allah, her şeye güç yetirendir.
110: Namazı kılın, zekatı verin. Kendiniz için hayırdan ne gönderirseniz, Allah katında onu bulacaksınız. Çünkü Allah yaptıklarınızı görendir.
111: Kitap ehli “Ancak yahudi veya hristiyan kimseler cennete girecek.” dedi. Bu onların kuruntularıdır. De ki “Doğru söylüyorsanız delilinizi getirin!”
112: Kim güzel davranarak iradesini Allah’a teslim ederse, onun mükafatı Rabbinin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyecek de.
113: Kitap ehli Kitabı okudukları halde, yahudiler “Hristiyanlar, herhangi bir şey üzerinde değildir.” dedi. Hristiyanlar da “Yahudiler, herhangi bir şey üzerinde değildir.” dedi. Böylece bilmeyen kimseler de onların dediklerinin benzerini söyledi. Allah, onların ihtilaf ettikleri şey hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verecek.
114: Allah’ın mescitlerinde Allah’ın isminin anılmasına engel olan ve mescitlerin harap olması için çalışandan daha zalim kimdir? Onlar mescitlere korkmadan giremez. Onlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük bir azap vardır.
115: Doğu da batı da Allah’ındır. Nereye yönelirseniz Allah’ın rızası oradadır. Muhakkak ki Allah Vasidir, Alimdir.
116: Onlar “Allah çocuk edindi.” dediler. Allah kusursuzdur. Aksine göklerde ve yerde olanlar Allah’a aittir. Hepsi Allah’a yürekten boyun eğmiştir.
117: Allah gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “Ol!” der, o da olur.
118: Bilmeyenler “Allah bizimle konuşmalı veya bize bir ayet gelmeli” dedi. Bunlar gibi onlardan önceki kimseler de onların dediklerinin benzerini dedi. Kalpleri de birbirine benzedi. Emin olacak kavimler için ayetleri beyan ettik.
119: Biz seni bir amaç için müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen o şiddetli ateşin halkından sorumlu tutulmayacaksın.
120: Sen onların dinlerine tabi oluncaya kadar yahudiler de hristiyanlar da senden hoşnut olmayacak. De ki “Allah’ın rehberi[26], gerçek rehberdir.” Vahiy[27] ile sana gelenden sonra onların arzularına uyarsan, Allah’tan başka sana hiçbir koruyucu ve yardımcı olmayacak.
121: Kendilerine verdiğimiz kitabı gerçekten örnek alarak okuyup aktaranlar, Kitaba iman edenlerdir. Kitabı inkar eden kimselerse kaybedenlerdir.
122: Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
123: Kimsenin kimse için bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye kabul edilmeyeceği, kimseye şefaatin fayda vermeyeceği[28] ve yardım da edilmeyeceği günden sakının.
124: Rabbi, İbrahim’i hükümlerle sınadığı zaman, İbrahim onları yerine getirdi. Allah “Ben seni insanlara önder yapacağım.” dedi. İbrahim “Soyumdan da” dedi. Allah “Sözüm zalimlere ermez.” dedi.
125: Biz, Beyt’i insanlar için buluşma yeri ve güvenli kıldık. Mümin[29] olarak siz de İbrahim’in makamını kullanın. İbrahim ve İsmail’i de Evimi tavaf edenler ve ibadete kapananlar ile rükudakiler, secdedekiler için temizlenmesinden sorumlu tuttuk.
126: İbrahim dedi ki “Rabbim! Bu şehri güvenli yap, halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır.” Allah “Kim inkar ederse onu biraz faydalandırır sonra onu ateşin azabına sürüklerim. Ne kötü yerdir.” dedi.
127-128-129: İbrahim, İsmail ile beytin temellerini yükseltirken “Ey Rabbimiz! Bunu bizden kabul et. Sen İşitensin Bilensin. Rabbimiz! Bizi, Sana teslim olanlardan[30] yap. Bizim soyumuzdan da Sana teslim bir ümmet yap. Bize vazifemizi[31] göster, tevbemizi kabul et! Sen tevbeleri çok kabul edensin, çok merhametlisin. Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara Kitap ve hikmeti öğretecek, onları arındıracak bir rasul gönder! Çünkü Sen yücesin, doğru hüküm verensin.
130: Ancak kendini zarara sokan kimse İbrahim’in dininden yüz çevirir. Biz onu dünyada seçtik. İbrahim, ahirette de iyi kimselerdendir.
131: Rabbi ona “Teslim ol” dediğinde, “Alemlerin Rabbine teslim oldum” dedi.
132: İbrahim de Yakup da kendi oğullarına “Ey yavrularım! Allah sizin için bu dini seçti. Sizler ancak müslümanlar olarak ölün!” diye vasiyet etti.
133: Ölüm Yakup’a yaklaştığı zaman siz tanık mıydınız yoksa? Yakup oğullarına “Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?” dedi. Onlar da “Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın tek ilahı olan ilahına kulluk edeceğiz. Biz O’na teslim olanlarız.” dedi.
134: Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine ait, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz, onların yaptıklarından sorumlu tutulmazsınız.
135: Kitap ehli “Yahudi ve Hıristiyan olun ki, doğru yolu bulasınız[32].” dedi. De ki “Aksine. Din, hanif olan İbrahimin dinidir ve o müşriklerden değildi.
136: Deyin ki “Biz Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve onların torunlarına indirilene, Musa’ya, İsa’ya ve nebilere[33] Rablerinden verilenlere iman ettik. Onların arasından hiçbirini ayırt etmeyiz. Ve biz Allah’a teslim olanlarız.”
137: Kitap ehli sizin iman ettiğinize aynen iman ederse doğru yolu bulmuş[34] olur. Dönerlerse, yalnızca husumet içine düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. Allah işitendir, bilendir.
138: “Allah’ın yolu, Allah’ın yolundan daha güzel yolu olan kimdir? Biz Allah’a kulluk ederiz.”
139: De ki “Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz iken Allah hakkında bizimle mi tartışıyorsunuz? Bizim yaptıklarımız bize ait, sizin yaptıklarınız da size aittir. Biz Allah’a bağlı kimseleriz.”
140: Yoksa siz İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarının yahudi veya hristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki “Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?” Allah’a ait yanındaki delili gizleyenden daha zalim kimdir? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
141: Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine ait, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorulmazsınız.
142: İnsanlardan bazı akılsızlar, “bağlı oldukları kıblelerinden onları çeviren nedir?” diyecek. De ki “Doğu da Batı da Allah’ındır. Allah, dileyen kimseyi doğru yola iletir.”
143: Bunun gibi sizin insanlığa şahitler olmanız, rasulun de size şahit olması için sizi vasat bir ümmet kıldık. Sadece rasule uyan ile topukları üzerinde geri döneni ayırt etmek için senin bağlı olduğunu kıble yapacağız.[35] Bu, Allah’ın doğru yola ilettiklerinden başkasına ağır gelir. Allah imanınızı zayi edecek değildir. Allah insanlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
144: Senin, yüzünü göğe doğru çevirdiğini görüyoruz. Seni, razı olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Bundan böyle yüzünü, Mescid-i Haram tarafına[36] çevir.[37] Siz de nerede olursanız olun, yüzlerinizi Mescid-i Haram tarafına çevirin. Kitap verilenler, onun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilir. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.
145: Kitap verilenlere her türlü ayeti getirirsen de senin kıblene uymaz. Sen de onların kıblesine uyma. Onlardan bazısı da diğerinin kıblesine uymaz. Eğer kanıt olarak[38] sana gelenden[39] sonra onların arzularına uyarsan, o zaman zalimlerden olursun.
146: Kendilerine kitap verdiklerimiz onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanır. Onlardan bir grupsa bilerek gerçeği gizlemektedir.
147: Gerçek olan, Rabbindendir. Şüphe edenlerden olma.
148: Herkesin yöneldiği bir yönü vardır. Hayırlarda önde olmaya gayret edin. Nerede olsanız Allah, hepinizi bir araya getirir. Çünkü Allah her şeye gücü yetendir.
149: Her nereye gidersen, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Çünkü bu Rabbinden gelen gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
150-151: Her nereye gidersen, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de her nerede olursanız olun, yüzünüzü Mescid-i Haram tarafına çevirin ki insanlar ve onlardan zalim olanların sizin aleyhinizde bir iddiası olmasın. Onlardan çekinmeyin, Benden çekinin. Ben de doğru yolu bulmanız için sizin için nimetimi[40] tamamlayayım. Aynı şekilde, size kendi içinizden ayetlerimizi okuyup aktaran, sizi arındıran, size Kitabı ve hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir rasul gönderdik.
152: Siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, bana nankörlük etmeyin.
153: Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile yardım isteyin! Allah sabredenlerle beraberdir.
154: Allah yolunda öldürülenlere ‘ölüler’ demeyin! Aksine onlar diridir ancak siz fark etmezsiniz.
155: Biz sizi korku, açlık, malların, canların ve ürünlerin eksikliği ile sınayacağız. Sabredenleri müjdele.
156: Sabredenler, kendilerine bir musibet isabet ettiğinde “Biz Allah’a aidiz ve biz O’na döneceğiz” der.
157: Rablerinden mağfiretler ve rahmet sabredenler içindir. Sabredenler doğru yolda olanlardır.
158: Safa ile Merve Allah’ın işaretlerindendir. Kim Beyti hacceder veya umre yaparsa, ikisini de tavaf etmesinde bir günah yoktur.[41] Kim hayrı içinden gelerek yaparsa, Allah karşılığını verendir, bilendir.
159-160: Kitap ile insanlara beyan ettiklerimizin ardından, rehber ve açık kanıtlar olarak indirdiklerimizi gizleyen kimselere Allah ve lanet ediciler lanet eder. Ancak tevbe edip kendilerini düzelten ve ortaya çıkaranlar[42] hariç. Ben onların tevbelerini kabul ederim. Çünkü Ben tevbeleri çok kabul ederim, çok merhamet ederim.
161: Allah’ın, bütün meleklerin ve insanların laneti, inkar eden ve kafir iken ölen kimseler içindir.
162: Kafirler orada ölümsüzdür. Onların azapları ne hafifletilir ne de onlara mühlet verilir.
163: İlahınız tek bir ilahtır. Rahman, rahim olan Allah’tan başka ilah yoktur.
164: Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ve gündüzün ard arda gelmesinde, insanlara faydası olan şeyler ile denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirdiği ölümünden sonra toprağa hayat verdiği suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve emre hazır bulutları gök ile yer arasında yönlendirmesinde akıl eden bir toplum için deliller vardır.
165: İnsanlardan bazıları, Allah’ın peşi sıra ortaklar edinir. Onları Allah’ı sever gibi sever. Ama iman edenler, Allah’ı daha çok sever. Zalim kimseler azabı gördüklerinde bütün kudretin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu bilecek.
166: Kendilerine tabi olunanlar, onlara tabi olanlardan kaçtığı zaman, onlar ile ilişkileri kesilirken azabı görecek.
167: Onlara tabi olanlar “Keşke bize geri dönüş olsaydı. Onların bizden kaçtıkları gibi biz de onlardan kaçsaydık” diyecek. Allah pişmanlık duydukları işlerini kendilerine gösterecek ama onlar ateşten çıkmayacak.
168: Ey insanlar! Yeryüzünde bulunanların iyi, helal olanlarından yiyin. Şeytanın adımlarının peşinden gitmeyin. Çünkü şeytan, sizin için apaçık bir düşmandır.
169: Şeytan size ancak kötülüğü, çirkinliği ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
170: Müşriklere “Allah’ın indirdiğinin peşinden gidin!” denildiği zaman onlar “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuza uyarız.” der. Onların ataları hiçbir şey akıl etmemiş ve doğruyu bulamamış olsa bile mi?
171: İnkar edenlerin durumu, sadece bağırma çağırma duyan ve haykıran kimse gibidir. Onlar sağırlaşmış, dilsizleşmiş, körleşmiştir.[43] Onlar akıl da[44] edemez.
172: Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların iyi olanlarından yiyin. Yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız Allah’a şükredin.
173: Allah size yalnız ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası için sunulanı haram kıldı. Ama kim sınırı aşmadan ve zorunlu miktarı geçmeden mecbur kalırsa ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayandır, merhametlidir.
174: Kitap ile Allah’ın indirdiklerini gizleyip onu az bir değer karşılığında satanlar, karınlarına ancak ateş yer. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak ve onları arındırmayacak. Onlar için elim bir azap var.
175: Onlar hidayet karşılığında sapkınlığı, bağışlanma karşılığında da azabı satın alanlardır. Fakat onlar ateşe tahammül edemeyecek.
176: Azabın sebebi, Allah’ın kitabı bir amaç ile indirmesi ve Kitap hakkında ayrılığa düşenlerin derin bir husumet içinde olmasıdır.
177: Takva, yüzlerinizi doğanlara[45] ve batanlara[46] çevirmeniz değildir. Fakat takva; kişinin Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve nebilere inanması; yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyenlere ve kölelere sevdiği maldan vermesi; namaz kılması, zekat vermesidir. Antlaşma yaptığı zaman antlaşmalarını yerine getirmesi, fakirlikte, hastalıkta ve savaş zamanlarında sabretmesidir. Onlar doğru olan ve sakınan kimselerdir.
178: Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size hüre hür[47] kısası, köleye köle kısası, kadına kadın kısası yazıldı. Kendisi, öldürülenin kardeşi tarafından bağışlanan kimse, marufa tabi olarak karşılığını güzellikle öldürülenin kardeşine öder. Bu Rabbinizden bir hafifletme ve merhamettir. Kim bundan sonra haddi aşarsa onun için elim bir azap vardır.
179: Ey idrak sahipleri! Sakının diye kısasta sizin için hayat var.
180: Sizden birine ölüm yaklaştığı zaman[48], eğer geride bir hayır bırakacaksa, anneye, babaya, yakınlara iyilik ile vasiyet etmek muttakiler için hak olarak yazıldı.
181: Kim vasiyeti duyduktan sonra değiştirirse, günahı sadece onu değiştirenedir. Allah duyandır, bilendir.
182: Kim vasiyet edenin haksızlık veya günahından endişe eder ve onların arasını düzeltirse kendisine günah yoktur. Allah bağışlayandır, merhametlidir.
183: Ey iman edenler. Sakınmanız için oruç, sizden öncekilere yazıldığı gibi size de sayılı günlerde[49] yazıldı.
184: Sizden hasta veya yolcu olan kimselere ise bekleme süresince diğer günlere yazıldı. Oruca dayanabilecek[50] kimselere bir yoksulu doyuracak kadar fidye yazıldı. Kim hayrı içinden gelerek yaparsa kendi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
185: İnsanlar için bir rehber, ona ait apaçık deliller ve doğruyu yanlıştan ayıran Kur’an, Ramazan ayında indirilmeye başlandı[51]. Sizden o aya şahit olanlar oruç tutsun. Hasta veya yolcu olan kimselerse bekleme süresince diğer günlerde oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Allah şükretmenizi[52], sizi ilettiği şeye karşılık Allah’ı yüceltmenizi ve sayıyı tamamlamanızı[53] ister.
186: Kullarım sana, beni sorarsa Ben yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edenin çağrısına icabet ederim. Doğru istikameti takip etmeleri için, kullarım da bana icabet edip bana iman etsin.
187: Oruç gecesinde kadınlarınız ile cinsellik size helal kılındı. Kadınlarınız sizin için elbisedir ve siz de kadınlarınız için elbisesiniz. Allah sizin nefislerinizi aldattığınızı bilir. Allah sizin tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık kadınlarınıza dokunabilirsiniz.[54] Allah’ın sizin için yazdığını ise kolaylaştırın. Fecre ait fecrin aydınlığı[55] gecenin karanlığından[56] sizin için ayırt edilinceye kadar yiyin ve için. Sonra da geceye kadar[57] orucu tamamlayın. Mescitlerde ibadete kapandıysanız kadınlara dokunmayın. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır; sınırlara yaklaşmayın! Allah, sakınmaları için ayetlerini insanlara böyle açıklar.
188: Mallarınızı aranızda batıl ile yemeyin. Bilerek günah ile insanların mallarından bir kısmını yemeniz için onları hakimlere[58] vermeyin.
189: Sana, hilallerden soruyorlar. De ki “Onlar, insanlar ve hacc için vakitlerdir.[59]” Evlere arkalarından girmeniz takva değildir. Fakat takva,[60] kişinin sakınmasıdır. Öyleyse evlere kapılarından girin. Başarmanız için de Allah’tan sakının.
190: Sizinle savaşanlarla Allah yolunda siz de savaşın. Haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.
191-192: Sizinle savaşanları karşılaştığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşıncaya kadar siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar sizinle savaşırsa siz de onları öldürün. İşte kafirlere karşılık böyledir. Eğer savaşa son verirlerse, Allah çok bağışlayandır, merhametlidir.
193: Fitne kalmayıp, din Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın[61]. Eğer savaşa son verirlerse, zalimlerin dışında kimseye düşmanlık olmaz.
194: Her haram ay, her haram aya karşılıktır[62]. Dokunulmazlıklar da karşılıklıdır. Kim size saldırırsa, siz de ona aynen size saldırdığı gibi saldırın, Allah’tan sakının ve Allah’ın sakınanlarla beraber olduğunu bilin.
195: Allah yolunda infak edin. Ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik yapın. Allah güzel davrananları sever.
196: Allah için Haccı ve Umreyi tamamlayın. Eğer engellenirseniz, o zaman hediyeden kolayınıza geleni infak edin[63]. Ancak hediye yerine ulaşıncaya kadar başınızı tıraş etmeyin. Sizden hasta olan veya başından bir rahatsızlığı bulunan; oruç, sadaka ya da nusuk[64] ile bir fidye versin. Güvende olduğunuzda; kim, hac vaktine kadar umreden faydalanmak isterse, hediyeden kolayına geleni infak etsin. Fakat kim bulamazsa, hac günlerinde üç, döndükten sonra da yedi gün böylece toplam on gün oruç tutar. Bu, ailesi Mescid-i Haram çevresinde yerleşik olmayanlar içindir. Allah’tan sakının ve Allah’ın azabının şiddetli olduğunu bilin.
197: Hacc, bilinen aylardır.[65] Kim haccı o aylarda yaparsa, haccda cinsellik, günah işlemek ve kavga etmek yoktur.[66] [67]Hayr olarak yaptığınız her şeyi Allah bilir. Azık edinin. En hayırlı azık sakınmaktır. Ey idrak sahipleri! Benden sakının.
198: Rabbinizin lütfundan kazancınızı aramanızda sizin için günah yoktur. Arafat’tan[68] akın ettikten sonra Meş‘ar-i Haram’da (Müzdelife’de)[69] size gösterdiği gibi Allah’ı anın. Siz daha önce sapıtmışlardınız.
199: Sonra, Allah’tan bağışlanma dileyerek insanların akın ettiği yerden siz de akın. Çünkü Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
200: Hacc vazifenizi[70] bitirince, atalarınızı andığınız gibi hatta daha güçlü bir şekilde Allah’ı anın. Kimi insanlar der ki “Ey Rabbimiz, bize dünyada ver.” Onun ahiretten hiçbir payı yoktur.
201-202: Onlardan kimisi de “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!” der. İşte onların kazandıklarından payı vardır. Allah, hesabı hızlı olandır.
203: Sayılı günlerde Allah’ı anın. Kim 2 gün[71] içinde hızlıca yaparsa ona günah yoktur. Kim sonraya bırakırsa, sakınan kimse için ona da günah yoktur. Allah’tan sakının ve O’nun huzurunda toplanacağınızı bilin.
204: İnsanlardan kimisinin dünya hayatı hakkında sözleri hoşuna gider. Kalbinde olan için de Allah’ı şahit tutar. O, düşman olanların en azılısıdır.
205: Çünkü o, iş başına geçtiği zaman yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekinleri ve nesli bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.
206: Bozguncuya Allah’tan sakın denildiğinde, gururu onu günaha iter. Artık ona cehennem yeter. Cehennem ne kötü bir yerdir.
207: İnsanlardan kimisi de Allah’ın rızasını kazanmak için nefsini satar.[72] Allah kullara çok şefkatlidir.
208: Ey iman edenler! Hep birden esenliğe girin! Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü şeytan, sizin için apaçık düşmandır.
209: Size apaçık deliller geldikten sonra saparsanız, Allah’ın yüce ve doğru hüküm veren olduğunu bilin.
210: Onlar bulutların gölgeleri içinden Allah ve meleklerin gelmesini ve buyruğun yerine getirilmesini bekliyor. O zaman her şey, Allah’a döndürülmüş olurdu.[73]
211: İsrailoğulları’na, kendilerine nice açık ayetler verdiğimizi sor. Kim kendisine geldikten sonra Allah’ın vahyini[74] değiştirirse, Allah’ın cezalandırması şiddetlidir.
212: İnkar edenlere dünya hayatı güzel gösterildi. Onlar, iman eden kimselerle alay eder. Oysa sakınanlar, kıyamet gününde onlardan üstündür. Allah dilediği kimseye hesapsız rızık verir.
213: İnsanlar tek bir ümmetti. Allah müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak nebileri gönderdi. Allah nebilerle beraber Kitabı, anlaşmazlığa düştükleri konularda insanlar[75] arasında hüküm vermesi amacı ile indirdi. Ancak kitap verilenler, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra aralarındaki kıskançlık nedeniyle anlaşmazlığa düştü. Allah iman edenlere, üzerinde çelişkiye düştükleri gerçeği buyruğuyla gösterdi. Allah dileyeni doğru yola sevk eder.
214: Yoksa siz, sizden önce gelip geçen kimselere dokunan fakirlik ve sıkıntının benzeri size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlar da sarsıldı. Sonunda rasul ve onunla beraber iman edenler “Allah’ın yardımı ne zaman?” dedi. Bilin ki Allah’ın yardımı yakındır.
215: Sana ne infak edeceklerini soruyorlar. De ki “Hayrdan infak edecekleriniz ana baba, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolcular içindir. Hayır olarak yaptıklarınızı Allah bilir.
216: Siz hoşlanmasanız da savaş size farz kılındı. Belki de sizin hoşlanmadığınız şey sizin için daha hayırlıdır. Belki de sizin hoşlandığınız şey sizin için daha kötüdür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
217: Sana, haram ayda savaş hakkında soruyorlar. De ki “Haram ayda savaşmak, büyük günahtır. Ancak Allah’ın yolundan alıkoymak, Allah’ı ve Mescid-i Haramı inkar[76] ve Mescid-i Haramın halkını sürüp çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır. Çünkü fitne, öldürmekten daha büyük günahtır. Onlar yapabilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan vazgeçmez. Sizden kim dininden döner ve kafir olarak ölürse, onların dünyada da ahirette de yaptıkları boşa çıkacak. Onlar, ateş halkı olup orada ölümsüz olacak.
218: İman edenler, Allah yolunda hicret ve mücadele eden kimseler, Allah’ın merhametini umabilir. Çünkü Allah bağışlayandır, merhametlidir.
219: “Sana hamr[77] ve kumarı soruyorlar. De ki “İnsanlara faydası olsa da ikisi de büyük günahtır.[78] Ama ikisinin günahı, faydalarından daha büyüktür. Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki “Bağışlayabildiklerini.” Fikretmeniz için Allah, dünya ve ahiret hakkında[79] ayetleri size böyle açıklar.
220: Sana yetimleri soruyorlar. De ki: “Onları ıslah etmek daha hayırlıdır. Eğer onlarla karışırsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah bozguncu ile ıslah edeni bilir. Allah dileseydi sizi de zora düşürürdü. Allah yücedir, doğru hüküm verendir.
221: Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın. Mümin bir kadın köle, hoşunuza gitse bile müşrik bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri, iman edinceye kadar nikahlamayın. Mümin bir erkek köle, hoşunuza gitse bile müşrik bir erkekten daha hayırlıdır. Allah sizi buyruğu ile cennete ve mağfirete çağırırken müşrikler ise sizi ateşe çağırır. Düşünmeleri için Allah, insanlara ayetlerini açıklar.
222: Sana kadınlardaki adet ve lohusalığı[80] soruyorlar. De ki “O bir ezadır.[81]” Adet ve lohusalık içinde kadınlardan uzak durun[82], temizleninceye kadar yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman kadınlara, Allah’ın size buyurduğu zamanlarda[83] gidin. Allah tevbe edenleri sever ve temizlenenleri de sever.
223: Kadınlarınız sizin eşinizdir[84]. Eşinize ne zaman[85] isterseniz varın. Kendiniz için hazırlık yapın. Allah’tan sakının. O’nunla karşılaşacağınızı bilin. Müminleri müjdele!
224: İyilik etmenize, sakınmanıza ve insanların arasını düzeltmenize, yeminlerinizden dolayı Allah’ı engel yapmayın[86]. Allah duyandır, bilendir.
225: Allah düşünmeden yaptığınız yeminlerle ilgili sizi sorumlu tutmaz. Ancak kalplerinizin[87] kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah Gafurdur, Halimdir.
226-227: Kadınlarına yaklaşmamaya yemin eden kimseler için bekleme süresi dört aydır. Eğer dönerlerse Allah bağışlayandır, merhamet edendir. Eğer boşamaya karar verirlerse Allah duyandır, bilendir.
228: Boşanacak kadınlar[88], kendilerini üç adet süresi[89] gözler. Eğer onlar Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa, rahimlerinde Allah’ın yarattığını gizlemeleri kendilerine helal olmaz. Bu arada kocaları aralarını düzeltmek isterse, onları geri döndürmeleri isabetlidir. Erkeklere, kadınlara karşı tanınmış haklarının aynısı kadınlar için de vardır. Ama erkeklerin o kadınlara karşı bir önceliği vardır. Allah yücedir, doğru hüküm verendir.
229: Boşama iki defadır. Ya iyilikle tutmalı veya güzellikle ayrılmalıdır.[90] Onlara verdiklerinizden bir şey geri almanız[91], Allah’ın sınırlarını koruyamamaktan korkmaları hariç, size helal değildir. Eğer ikisinin de Allah’ın sınırlarını koruyamamasından korkarsanız, kadının kocasına verdiği fidyede ikisi için de günah yoktur.[92] Bunlar Allah’ın sınırlardır. Onları aşmayın. Kim Allah’ın sınırları aşarsa, işte onlar zalimdir.
230: Eğer erkek kadını boşarsa, kadın ondan başka bir kocayla[93] nikahlanmadıkça, bundan sonra ilk kocaya helal olmaz. Eğer yeni kocası kadını boşarsa, Allah’ın sınırlarını koruyacaklarından da eminseler, birbirlerine dönmelerinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah’ın sınırlarıdır. Allah idrak eden bir topluluk için ayetlerini açıklar.
231: Bekleme süresine ulaştıklarında, kadınları boşayacağınız zaman[94], onları ya iyilikle tutun veya iyilikle bırakın. Haksızlık etmek ve zarar vermek için onları tutmayın! Kim bunu yaparsa nefsine zulmeder. Allah’ın ayetlerini alay konusu edinmeyin! Allah’ın size olan nimetini, Kitap ile indirdiğini ve size öğüt veren hikmeti hatırlayın. Allah’tan sakının. Allah’ın her şeyi bildiğini bilin.
232: Bekleme süresine ulaştıklarında, kadınları boşadığınız zaman, aralarında iyilikle anlaştıkları takdirde, onların eşleriyle[95] evlenmelerine engel olmayın! Bu içinizden Allah’a ve ahiret gününe inananlara bir öğüttür. Bu kendiniz için daha doğru ve daha temizidir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
233: Emzirmeyi tamamlatmak isteyen kimse için anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. Onların uygun bir şekilde beslenmesi ve giyimi çocuğun ait olduğu kimseye aittir. Kişi ancak gücü kadar sorumlu tutulur. Anne de çocuğun ait olduğu kimse de çocuk sebebiyle zarara uğratılmasın. Bunun aynısı mirasçıya da aittir.[96] Anne-baba kendi aralarında rıza ve istişareyle sütten ayırmak isterlerse, ikisine de günah yoktur. Çocuklarınızı emzirtmek isterseniz, süt anneye hakkaniyetle vereceğinizi verdikten sonra size vebal yoktur. Allah’tan sakının. Allah’ın yaptıklarınızı gördüğünü bilin.
234: İçinizden vefat edenlerin geride bıraktıkları kadın eşleri, kendilerini 4 ay 10 gün bekler. Bekleme süreleri bittiğinde, kendileri için uygun olanı yaptıklarından dolayı size bir günah yoktur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
235: Kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı söylemenizde veya onu içinizde gizlemekte size bir günah yoktur. Allah sizin kadınları anacağınızı bilir. Meşru söz söylemeniz dışında onlarla gizlice sözleşmeyin. Kitaptaki süreye ulaşıncaya kadar karşılıklı[97] nikah sözleşmesine karar vermeyin. Çünkü Allah, nefislerinizdekileri bilir. Bu sebeple Allah’tan çekinin. Bilin ki Allah bağışlayandır, hoşgörülüdür.
236: Hiç dokunmadan ve[98] mihrini ayırmadan kadınları boşadığınızda, size günah yoktur. Ancak onları faydalandırın. Varlıklı olan da eli dar olan da kendi ölçüsünde uygun geçimlik versin. Bu, güzel davrananlar için bir haktır.
237: Daha önce dokunmadan ama mihrini ayırdığınız kadınları boşadığınızda ise, kadınların veya nikah akdi[99] elinde bulunanın bağışlaması[100] dışında, ayırdığınız mihrin yarısıdır. Bağışlamanız, takvaya daha uygundur. Aranızda iyiliği unutmayın. Allah, yaptıklarınızı görendir
238-239: Namazlara dahi[101] orta[102] namaza devam edin. Allah’ın huzurunda gönülden bağlı kıyam ediniz[103]. Eğer korkarsanız yürüyerek[104] veya binek üzerinde de devam edin. Güvende olduğunuzda, bilmediklerinizi Allah’ın size öğrettiği gibi[105] Allah’ı anın.
240: İçinizden vefat edenlerin geride bıraktıkları kadın eşleri için, çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanması bir vasiyettir. Eğer çıkarlarsa, kendileriyle ilgili maruf ile şeylerden dolayı size bir günah yoktur. Allah yücedir, doğru hüküm verendir.
241: Boşanmış kadınların uygun bir şekilde geçimlerini sağlamak, sakınanlar için borçtur.
242: Allah akıl etmeniz için ayetlerini size böyle açıklıyor.
243: Onlar binlerceyken ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara “ölün!” dedi. Sonra da onları diriltti. Allah insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmez.
244: Allah yolunda savaşın. Bilin ki Allah duyandır, bilendir.
245: Allah’a güzel amel[106] ile dönecek[107] olan kimdir? Çünkü Allah onun amelini kat kat artıracaktır. Allah azaltır ve çoğaltır. Yalnız Allah’a döndürüleceksiniz.
246: Musa’dan sonra, İsrailoğulları’nın yöneticilerini görmedin mi? O vakit nebilerine, “Allah yolunda savaşacağımız bir hükümdar gönder bize” dediler. Nebi de “Ya size savaş yazılır da siz savaşmazsanız?” dedi. Onlar da “Biz Allah yolunda neden savaşmayalım? Biz yurtlarımızdan ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldık” dedi. Kendilerine savaş yazılınca da içlerinden azı hariç yüz çevirdi. Allah ise zalimleri bilir.
247: Nebileri onlara “Allah, Talut’u size hükümdar olarak gönderdi.” dedi. Onlar “Hükümdarlık bizim yerimize nasıl onun olur? Taluta maldan zenginlik verilmemişken biz hükümdarlığa ondan daha layığız.” Dedi. Nebi de “Allah onu sizin için seçti, ilim ve beden yeteneğini ziyadeleştirdi. Allah, hükümdarlığı dilediğine verir. Allah imkanları genişleten, bilendir.
248: Nebileri onlara dedi ki “Onun hükümdarlığının işareti; meleklerin taşıdığı, içinde Rabbinizden bir huzur, Musa’nın ailesi ile Harun’un ailesinin bıraktıklarından bir kalıntı bulunan tabutun size gelmesidir. Eğer iman ediyorsanız bunda sizin için bir delil vardır.
249: Talut ordusuyla ayrıldığı zaman askerlerine “Allah sizi bir nehirle sınayacak. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim ondan eliyle sadece bir avuç alıp tadarsa bendendir”[108] dedi. Buna rağmen içlerinden pek azı hariç nehirden içtiler. O ve onunla beraber iman edenler nehri geçtiklerinde “Bugün bizim Calut ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok” dediler. Allah ile karşılaşacaklarını bilenler “Allah’ın emriyle nice sayıca az birlik, sayıca çok birliği yenmiştir. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir” dedi.
250: Calut ve askerleri meydana çıktığında, Talut’un askerleri “Rabbimiz! Üzerimize sabır boşalt, ayaklarımızı sabit tut ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et.” dedi.
251: Allah’ın emriyle onları yendiler, Davud da Calut’u öldürdü[109]. Allah Davud’a hükümdarlık ve hikmet verdi, dilediği şeyleri Davud’a öğretti. Allah insanların bir kısmını diğerleriyle savmasaydı yeryüzü bozguna uğrardı. Fakat Allah alemlere karşı lütuf sahibidir.
252: Bunlar sana bir amaç için okuyup aktarmakta olduğumuz Allah’ın ayetleridir. Çünkü sen gönderilenlerdensin.
253: Bu rasullerin bir kısmını bir kısmından üstün kıldık. Allah onlardan kimine konuştu, onlardan bazılarının da derecelerini yükseltti. Meryem oğlu İsa’ya da apaçık deliller verdik ve onu Ruhu-l Kudüs[110] ile destekledik. Allah dileseydi onlardan kimi, akabinde kendilerine apaçık deliller geldikten sonra savaşmazdı. Fakat onlardan kimileri ayrılığa düştü, kimileri iman etti, kimileri de inkar etti. Allah dileseydi onlar savaşmazlardı fakat Allah dilediğini yapar.
254: Ey inanan kimseler, İçinde alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmadığı[111] gün gelmeden önce size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Kafirler ise zalimdir.
255: Allah’tan başka ilah yoktur. Allah hayat verendir, koruyup yönetendir. O’nu ne bir uyku ne de bir uyuklama tutmaz. Göklerde ve yerde olanlar O’na aittir. O’nun izni olmadan, katında kim şefaat edebilir?[112] Allah arkalarında ve önlerinde olanı bilir. O’nun ilminden ancak O’nun dilediği şeyi kavrayabilirler. O’nun hükümranlığı gökleri ve yeri kaplamıştır. Gökleri ve yeri gözetmek O’na ağır olmaz. O, Yücedir, Büyüktür.
256: Dinde zorlama yoktur. Doğruluk, sapkınlıktan ayrıldı. Kim tağutu inkar eder ve Allah’a inanırsa o, kopmayan sağlam bir kulpu tutmuştur. Allah işitendir, bilendir.
257: Allah iman edenlerin dostudur. Allah iman edenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin sevenleri ise onları aydınlıktan karanlıklara çıkaran tağuttur. Onlar, içinde ölümsüz olacakları ateş halkıdır.
258: Allah kendisine hükümdarlık verdiği için Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni gördün mü? O vakit İbrahim “Rabbim yaşatan ve öldürendir.” dedi. O da “Ben de yaşatır ve öldürürüm.” dedi. İbrahim “Allah güneşi[113] doğudan[114] getirir, sen de onu batıdan getir.” dedi. O inkar edense şaşakaldı. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
259: Ya da çardakları harap olmuş beldeye uğrayan kimse gibi “Ölümünden sonra Allah bunu nasıl diriltecek?” dedi. Bunun üzerine Allah, onu öldürüp yüz sene sonra diriltti. Allah ona “Ne kadar kaldın?” dedi. O da “Bir gün veya bir günden daha az.” dedi. Allah, “Hayır yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, hiç bozulmamış. Ve eşeğine de bak. Bu seni insanlara delil yapmamız içindir. Kemiklere bak, nasıl iskeleti kurup sonra etle kaplıyoruz.” Onlar, kendisine açık olduktan sonra da “Allah’ın, her şeye güç yetiren olduğunu öğrendim.” dedi.
260: İbrahim “Ey Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster.” dediğinde Allah “İnanmıyor musun?” dedi. İbrahim “Tam aksine ancak kalbimin mutmain olması için” dedi. Allah “Kuşlardan dört tane tut, onları kendine alıştır. Sonra her dağın üzerine onlardan bir parça koy, sen onları çağırdıktan sonra sana koşarak[115] gelecekler.” dedi. Bil ki Allah Aziz ve Hakimdir.
261: Mallarını Allah yolunda infak edenlerin örneği, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tohum bulunan bir tohum gibidir. Allah dilediği kimseye kat kat verir. Allah Vasidir, Alimdir.
262: Mallarını Allah yolunda infak ettikten sonra gelip infak ettiklerini başa kakmayan ve incitmeyenler için Rableri katında ödülleri var. Onlar için korku yok ve de üzülmeyecekler.
263: Güzel bir söz ve bağışlama, arkasından incinmenin geldiği sadakadan daha hayırlıdır. Allah zengindir, hoşgörülüdür.
264: Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş için malını infak eden kimse gibi sadakalarınızı başa kakarak ve inciterek boşa çıkarmayın. Onların durumu, üzeri topraklı bir kayaya benzer. Yoğun yağış alınca, kayayı kıraç bırakır. Onlar da kazandıklarından bir şey elde edemez. Allah, kafirler toplumunu doğru yola iletmez.
265: Allah’ın rızasını kazanmak ve nefislerine karşı güçlenmek için mallarını infak edenlerin durumu, yoğun yağış alıp iki kat ürün veren tepedeki bir bahçeye benzer. Yoğun yağış almasa bile bir çise alır. Allah yaptıklarınızı görendir.
266: İçinizden biri arasından ırmaklar akan, kendisi için orada her çeşit ürün bulunan, hurmalardan ve üzümlerden bir bahçesi olsun ama zürriyeti aciz ve kendisine de yaşlılık gelmişken, içinde ateş bulunan bir kasırga bahçeye isabet ederek yakıp kül etsin ister mi? Fikretmeniz için Allah ayetleri size böyle açıklıyor.
267: Ey iman edenler! Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkardıklarımızın iyilerinden infak edin. Onlardan gözlerinizi kapatmadıkça alamayacağınız kötüleri infak etmeye yönelmeyin. Bilin ki Allah zengindir, Hamiddir.
268: Şeytan size çirkinliği tavsiye ederken fakirlikle de tehdit eder. Allah ise katından size bir bağışlanma ve lütuf vadeder. Allah Vasidir, Alimdir.
269: Allah, hikmeti dilediği kimseye verir. Kime hikmet verilmiş ise ona çok hayır verilmiştir. Bunu ise ancak idrak sahipleri anlar.
270: Allah bağış olarak her infak ettiğinizi ve adak olarak her adadığınızı bilir. Zalimler içinse hiçbir yardımcı yoktur.
271: Sadakaları açıktan verirseniz, bu güzeldir! Sadakaları gizler ve fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Allah da sizin kötülüklerinizin bir kısmını örter. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
272: Onların hidayeti sana ait değil. Fakat Allah dileyeni doğru yola iletir. İyilik olarak infak ettikleriniz kendiniz içindir. Yalnızca Allah’ın rızasını isteyerek infak edin. İyilik olarak infak ettikleriniz, size tastamam verilecek ve de haksızlığa uğratılmayacaksınız.
273: İnfak ettikleriniz, Allah yolundan engellenmiş, yeryüzünde dolaşamayan fakirler içindir. Bilmeyenler, çekinmelerinden dolayı onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Onlar, rahatsız ederek insanlardan istemez. Allah iyilik olarak infak ettiklerinizi bilir.
274: Mallarını gece gündüz, gizli-açık infak edenler için Rableri katında ödülleri vardır. Onlar için ne korku var ne de üzülecekler.
275: Riba yiyenler ancak şeytanın dokunup çarptığı kimsenin kalktıkları gibi kalkar. Bu, onların “Alışveriş de riba gibidir.” demeleri yüzündendir. Oysa Allah alışverişi helal, ribayı haram kıldı. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de ribadan vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve onun hükmü Allah’a aittir. Ribaya dönen kimselerse içinde ölümsüz olacakları ateş halkıdır.
276: Allah ribayı yok eder, sadakaları ise artırır. Allah, hiçbir günahkar nankörü sevmez.
277: İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekat verenler için Rableri katında ödülleri vardır. Onlar için ne korku var ne de üzülecekler.
278: Ey iman edenler! Allah’a karşı takvalı olun. Eğer iman ediyorsanız, ribanın[116] geriye kalanından vazgeçin.
279: Eğer yapmazsanız, Allah ve rasulu ile harpte olduğunuzu bilin. Eğer tevbe ederseniz, malınız sizindir. Ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz.
280: Eğer borçlu darlık içindeyse bir kolaylık bakın. Eğer bilirseniz, bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.
281: Allah’a döndürüleceğiniz, sonra her nefse kazandığının tam olarak verileceği ve haksızlık yapılmayacağı günden sakının!
282: Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süreye kadar borç alıp verdiğiniz zaman borcu yazın. Bir katip de onu aranızda adaletle yazsın. Hiçbir katip, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan sakınmasın ve yazsın. Borçlu kişi de yazdırsın; Rabbi olan Allah’tan sakınsın ve borcundan hiçbir şey azaltmasın. Borçlu kişi, aklı kıt veya zayıf ya da yazdırmaya gücü yetmiyorsa, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahit de bulundurun. İki erkek yoksa, şahit olarak razı olacağınız bir erkek ile kadınlardan biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için iki kadın şahit olsun. Şahitler, çağrıldıkları zaman kaçınmasınlar! Küçük veya büyük hiçbir şeyi süresine kadar yazmaya bıkmayın. Bu Allah katında daha doğru[117], şahitlik daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur, aranızdaki ticareti peşin döndürmeniz hariç. Peşin ticareti yazmamanızda sizin için günah yoktur. Alışveriş yaptığınızda da şahit tutun! Yazan da şahitlik eden de zarara uğratılmasın. Eğer yaparsanız bu, sizin yoldan çıkmanız olur. Allah’tan sakının. Allah size öğretiyor. Allah her şeyi bilendir.
283: Yolculuktayken katip bulamazsanız rehin alın. Birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kişi, emaneti versin ve Rabbi olan Allah’tan sakınsın. Şahitliği gizlemeyin! Kim şahitliği gizlerse onun kalbi günahkardır. Allah yaptıklarınızı bilendir.
284: Göklerde ve yerde olanlar Allah’a aittir. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çekecek. Allah dileyeni bağışlar, dileyene de azap eder. Allah her şeye gücü yetendir.
285: Rasul, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına, rasullerine iman etti. “Allah’ın rasullerinden hiçbiri arasında fark gözetmeyiz. İşittik, itaat ettik. Rabbimiz, bizi bağışla. Varış sanadır.” dedi.
286: Allah kişiyi ancak kudreti kadar sorumlu tutar. Kişinin kazandığı iyilik kendi lehine, kazandığı kötülük kendi aleyhinedir. Rabbimiz, eğer unutur veya hataya düşersek ne bizi helak et ne de bizden öncekilere verdiğin gibi bize bir ceza ver. Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği şeyleri verme. Bizi affet. Bizi bağışla. Bize merhamet et. Sen bizim Mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et!
[1]Namaz ismi Farsça olup Kur’anda yer almaz. Namazın Kur’andaki karşılığı istisnasız olmak üzere “es-salat” kelimesidir. “es-salat” olarak geçtiği her yerde namazdan bahsediyor demektir. Fakat namazı inkar edenlerin görmediği detay; Kuran metni içinde, okunuşu salat olan ama yazılışı farklı 2 tür salat ismi olmasıdır. Bunlar; صَلٰوةِ(vavlı salat) ve صَلاَة(vavsız salat) olarak yazılır. Kur’an metninde namazdan bahsedilen her ayette, vavlı salat, istisnasız ve kesinlikle el takısıyla birlikte الصَّلٰوةَ bir “kalıp” olarak kullanılmıştır.
Kur’an metni içinde;
- Vavlı salat: صَلٰوةِ
- Vavsız salat: صَلاَة ve
- Es-salat: الصَّلٰوةَ
birbirinden farklı anlamlara işaret eder.
Vavlı salat صَّلٰوةَۚ Kur’anda;
1: Din(Hud-87),
2: Mağfiret(Bakara-157),
3: Havra(Hud-40-41),
4: Dua(Tavbe-99),
5: El takısı alarak kalıp halinde sadece namaz(الصَّلٰوةَۚ) anlamında kullanılmıştır.
Vavsız salat صَلَاة ise ;
- Bu kullanımıyla 9 ayet içinde “ibadet” anlamında,
- Kıyame-31. ayetteki fiil formundan “Yönelme”
- Ahzab-56. ayetteki fiil formundan “Destek”
- Tevbe-84. ayetteki fiil formundan “Dua” anlamlarını kazanır. Çünkü vavsız salat, salla(صَلّٰىۙ) fiilinin isim formudur.
Vavlı salatlar ise Kur’anda hiç fiil olarak kullanılmamış ve bunlardan sadece namaz olan الصَّلٰوةَۚ es-salat yine isim formunu koruyarak, yanına sadece ekame fiilini alarak kullanılmıştır. Özetle “الصَّلٰوةَۚ es-salat” yazan kelimeleri ısrarla ve sanki vavsız salat (صَلَاة) ile aynı kelimeymiş gibi kabul ederek anlamlandırmak önemli bilgi eksikliği ve hatadır.
Namazı inkar edenlerin; “Ekame” fiilinin “ayağa kaldırmak, doğrultmak” gibi tek bir anlamı olduğu ama sadece namaz için “kılmak” anlamı verildiği iddiası kasıtlıdır. Çünkü bu fiil birçok anlama sahiptir. Bunlardan bazıları şunlardır; “çevirmek, yapmak, uygulamak, doğrultmak, korumak, vermek, sabit kalmak, ikamet etmek”.
[2] Ayet metninde if’al babında “emene” fiili kullanılmıştır.
İf’al babının yaklaşık 16 farklı kullanımı varken bu ayette kullanılan türü; “Sayruret”tir.
Yani; fail konumunda olan ismin, fiilin kökü olan masdara sahib olmasıdır. Sibeveyh şu örneği verir;
“أَجْرَبَ الرَّجُلُ (Adam kaşıntı hastalığına yakalandı.)” Bu cümlede fail olan الرجل kelimesinin, أجرب fiilinin kökü olup kaşıntı hastalığı anlamındaki الجرب hastalığına sahip olduğu anlamı ortaya çıkmaktadır.
Bakara-13. ayetin bu kısmında ise; fail olan en-nas’tır. İf’al babında olan اٰمَنَ (emene) fiilinin mastarı ise إِيمَان (iman) kelimesidir ve fail, bu mastar olan imana sahiptir. Yani ayet metnindeki insanlar, imana sahip olan insanlardır.
“Kema(gibi)” ifadesi ile birlikte ayetin bu kısmının doğru meali;
Bakara-13: “Onlara, “İman eden insanlar gibi iman edin” denildiği zaman….” olur.
[3] “İ’fal” babının 17 farklı görevi vardır. Bunlardan en bilineni “Teaddi” yani lazım (geçişsiz) olan fiilin, müteaddi (geçişli) yapılması görevidir. Bu görevi nedeniyle birçok kimse “dalle” fiilini standart olarak “saptırmak” olarak çevirir ki bu önemli bir hatadır. Oysa görevlerinden biri de “Ta’riz” görevidir. Ta’riz görevi fiile; “sunmak, arz etmek, sergilemek ve maruz bırakmak” anlamları katar. Bu babda bazı fiiller, öznesine göre anlam kazanır. Eğer bir kul şeytana uyarak sapmayı tercih etmişse o kul için, Allah da seçim yapacaktır. Ya onu içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakacak ya da kurtaracaktır. İşte “dalle” fiilinin öznesi Allah olduğunda i’fal babı fiile, maruz bırakma yani “kişiyi içine düştüğü sapkınlık içerisinde bırakmak, kişinin o sapkınlığa maruz kalmasına müsaade etmek” anlamı katar. Çünkü Araf-16: “Beni azdırmana karşılık, onlar için senin doğru yoluna oturacağım. Sonra önlerinden ve arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim. Onların çoğunu şükreden bulmayacaksın” ayetinde Allah, şeytanın maksadının insanları doğru yoldan uzaklaştırmak, saptırmak olduğunu beyan etmiştir. Bu durumda sapan insan, saptıran şeytandır. Peki Allah neden, kimi sapıtmışları kurtartır ama kimilerini düştüğü sapkınlıkta bırakır? Kimi insanlar işlediği günahlardan dolayı sıkılır, içine düştüğü sapkınlık onu huzursuz eder, savrulmuş olsa da iş veya sözleriyle farkında olarak veya olmayarak pişmanlık yaşar. Kişi, bu pişmanlığına sahip çıkma gayreti içinde ama neyi nasıl yapacağını bilemiyorsa, Allah da onu yarı yolda bırakmaz. Bu durumda şu ayeti hatırlayın. Rad-27: “Allah kendisine yönelen kimseyi hidayete iletir.” Özetle Allah’ın dilemesi, kulun gayreti istikametindedir. Diğeri de şeytanla sarmaş dolaş olmuştur fakat zerre pişmanlık hissetmemiş, pişmanlık hissetse de ona sahip çıkmamıştır, pervasız ve kuralsızdır, duyarsızdır, inkar ve alayı seçmeye devam etmektedir. İşte Allah, bu kimseleri içine düştükleri sapkınlıkta bırakır. Bu durumda o kişi için, onu Allah saptırdı denemez. Allah onu yukardaki sebeplerden dolayı, kendi seçtiği sapkınlığa maruz bırakmayı tercih etmiştir. Çünkü Allah diler ama kulun gayreti istikametinde diler.
[4] “Halife”; sorumlu, hükümdar demektir. Allah’ın yeryüzünde insanlara verdiği sorumluluk, yöneticilik makamını ifade eder. Aynı ifade Sad-26. ayette de vardır. Sad-26: “Ey Davut, biz yeryüzünde seni hükümdar tayin ettik. O halde insanlar arasında hak ile hükmet ve hevana uyma.” Bu ayet ayrıca halifenin görevini açıklayarak tanımını da yapar. Görevi; insanlar arasında hak ile hükmetmek yani yönetmektir.
[5] Ayet metninde yazılı olan “musaddikan li” kelimesinin anlamı “yerine gelen” demektir. Teknik bir detaydır. İlgilenenler web sayfamdaki ilgili yazıyı okuyabilir.
[6] Allah, İsrailoğullarına doğrudan hitap edip Kur’ana iman etmelerini emreder.
[7] Namaz ismi Kur’anda yer almaz. Namazın Kur’andaki karşılığı istisnasız olmak üzere “es-salat” kelimesidir. “es-salat” olarak geçtiği her yerde namazdan bahsediyor demektir. Bu kelime; el takısı almamış “salat” kelimesinden farklıdır. Önündeki el takısının sadece İngilizce “the” anlamına sahip olarak bilinmesi büyük hatadır. Onun 16 farklı kullanımı vardır. Kimi yerlerde kelimenin tamamen farklı anlam kazandığının işaretini verir. Bu nedenle “es-salat” yazan kelimeleri “salat” olarak okumak önemli bilgi eksikliği ve hatadır.
[8] Din gününde kimsenin şefaatinin olmayacağına dair muhkem ayettir. Rivayetlerde şefaatçi olarak bildirilen nebiler, şehitler, hafızlar…dahil kimselerin de şefaat etmesi söz konusu bu ayet gereği mümkün değildir.
[9] Burada nefsin nasıl öldürüleceği açıklanmıştır. Nefs, ancak tevbe ile öldürülür.
[10] Bu ayet, İsrailoğullarının kendilerine indirilen ayetleri değiştirdiklerinin beyanıdır.
[11] Sabiiler, İslam’dan önce Ortadoğu’da, özellikle Mezopotamya bölgesinde (bugünkü Irak ve çevresi) yaşayan ve monoteist bir inanca sahip olduğu düşünülen bir topluluktur. Ancak, kim oldukları ve inançlarının tam doğası hakkında tarihçiler ve İslam alimleri arasında farklı görüşler bulunmaktadır
[12] Ayet metninde yer alan “ayet” kelimesi, vahiy anlamında değildir. Kastedilen; kelime olarak Kur’anda yer almayan ama bizlerin mucize olarak isimlendirdiğimiz Allah’ın yarattığı özel olaylardır.
[13] Akılsız olarak kabul edilen nesnelerin veya diğer canlıların zikrinin olup-olmadığı müslümanlar arasında tartışılan bir konudur. Zikri sadece şuurlu varlıklara mahsus kabul ettikleri için, onların zikrini sadece görevlerini yapmak olarak anlamalarını eksik buluyoruz. Çünkü İsra-44. ayet, onların da Allah’a hamd ettiklerini fakat bizim fark edemediğimizi beyan eder. İsra-44: “Yedi gök ve yedi yer ile bunların içindeki herkes Allah’ı yüceltir. Her şey Allah’ı hamd ile yüceltir. Ancak siz onların yüceltmesini kavrayamıyorsunuz.”
[14] Kur’anda, önceki kitapların tahrif edildiğine dair ayet yok diyenler için örnek bir ayettir.
[15] Önceki kitapların nasıl tahribata uğradığına dair başka bir delildir.
[16] Nahl-102: “De ki “Ruhul-Kudüs onu, iman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara rehber ve bir müjde olarak Rabbinden bir amaç ile indirdi.” ve Bakara-97: De ki “Kim Cebrail’e düşmansa o, Allah’ın emriyle öncekinin yerine geleni müminler için bir rehber ve müjde olarak senin kalbine indirdi.” ayetlerini mukayese ettiğimizde, Ruhu-l Kudus’ün Cebrail olduğu öğrenmekteyiz.
[17] Ayet metninde yazılı olan “musaddikan li” kelimesinin anlamı “yerine gelen” demektir. Teknik bir detaydır. İlgilenenler web sayfamdaki ilgili yazıyı okuyabilir.
[18] Ayet metninde yazılı olan “musaddikan li” kelimesinin anlamı “yerine gelen” demektir. Teknik bir detaydır. İlgilenenler web sayfamdaki ilgili yazıyı okuyabilir.
[19] Ayet metninde “el-hak” yazar. En çok bilinen anlamından biri “o gerçek” veya “gerçek olan” demektir. Fakat kimi ayetlerde kitabı işaret eder. Buna delilimiz şu ayetlerdir. Zuhruf-29-30: “Bunları da atalarını da kendilerine el-hak ve açıklayıcı bir rasul gelinceye kadar yararlandırdım. Kendilerine el-hak gelince de “Bu bir sihirdir. Biz onu inkar ediyoruz.” dediler.” Enam-7: “Sana kağıt üzerinde bir kitap indirseydik ve o kağıda elleriyle dokunmuş olsalardı, inkar edenler “Bu, ancak apaçık sihirdir” derdi.” Ayetleri mukayese ettiğimizde inkarcıların sihir diyerek yalanladıkları “elhak”, Enam-7. ayetin beyanıyla kitaptır. Özetle; kimi ayetlerde el-hak kelimesinin kitabı işaret ediyor olabileceğini dikkate alarak okuma yapmak, mesajı ıskalamamak için elzemdir.
[20] Cebrail’in vahiy meleği olduğuna dair delil ayettir.
[21] Ayet metninde yazılı olan “musaddikan li” kelimesinin anlamı “yerine gelen” demektir. Teknik bir detaydır. İlgilenenler web sayfamdaki ilgili yazıyı okuyabilir.
[22] Bahsedilen elçi, ayetin devamında görüldüğü üzere Allah’ın kitabıdır. Kitaba “elçi” denildiğine dair delil ayettir.
[23] Bazı yahudilerin iman edenler için, çobana muhtaç bir sürü iması yaparak hakaret etmek amaçlı kullanmalarından bahseder.
[24] “Bizi gözet” demektir.
[25] Yürürlükten kaldırmak veya unutturmak ancak farklı şeriatler yani dinler arasında olur. Aynı din içerisinde değil. Özetle Kur’anda nesh yoktur.
[26] Rehber; Bakara-2 ayet gereği kitaptır. Bakara-2: “Bu kitap sakınanlar için bir rehberdir.”
[27] Biliyoruz ki Allah rasulu Muhammed nebiye indirilen ve Allah’ın beyanı ile rehber olan Kur’andır. Kur’an ise vahiy metinleridir. Ayette kullanılan kelime “ilim” olduğuna göre, ilim kelimesinin sözlüklerde yer almayan bir karşılığı da vahiydir.
[28] Bakara-48. ayette kimseden şefaat kabul edilmeyeceği muhkem olarak beyan edilmişti. Bu ayet ile de muhtemel şefaat taleplerinin de reddedileceği sabittir.
[29] Musalliyn (مُصَلّ۪ينَۙ) kelimesinin tekili (مُصَلٍّ) musallin’dir. Ayet metninde “musalla” olarak okunan kelimenin aslı “musalli” kelimesidir. Musalli ise “mümin” anlamına gelir. Delili ise;
Mearic-29-30. ayet ile Müminun-5-6: “Müminler, eşleri ve akitle malik olduğu eşleri dışında ırzlarını koruyandır. Çünkü onlar kınanmazlar.”
Mearic-31. ayet ile Müminun-7: “Ama kim bunun ötesini isterse, işte onlar haddi aşandır.”
Mearic-32. ayet ile Müminun-8: “Müminler, emanetlerini ve ahitlerini himaye edendir.” ayetleri harfi harfine aynıdır. Sadece bahsedilen kimseler Mearic suresinde “musallinler”, Müminun suresinde “müminler” olarak isimlendirilmektedir.
Kıyas ile bunun anlamı musallin=mümin’dir. Bu kimselerin özellikleri ve görevleri sadece bu ayetlerde sayılanlar değildir. Çünkü musallin=müminler, Kur’andaki tüm emirlere riayet edenlerdir.
[30] Ayet metninde “müslümanlar” yazar. Anlamı “teslim olanlar” demektir.
[31] Mensek, vazife demektir.
[32] Allah bu daveti reddederek, İbrahim nebiyi adres göstermiş ve onun müşrik olmayışına vurgu yaparak, daveti yapanların müşrik olduğunu beyan etmiştir. Ayrıca;
Ali İmran-68: “İnsanların İbrahim’e en yakın olanı; İbrahim’e uyanlar, bu nebi ve iman edenlerdir.” ayeti de Yahudi ve Hıristiyanların İbrahim’e uymaktan uzaklaştıklarını bildiren bir diğer ayettir.
[33] Ayette sayılan isimler de nebidir ama kastedilen nebiler, kitapta ismi sayılmayan diğer nebilerdir. Çünkü Nisa-164: “Daha önce sana kıssasını anlattığımız rasullere de kıssasını sana anlatmadığımız rasullere de vahy ettik.” ayeti açıklar ki, Kur’anda kendisinden bahsedilmeyen birçok Allah rasulu vardır. Her Allah rasulu aynı zamanda nebidir. Her nebi de aynı zamanda Allah rasuludur.
[34] Ayet, kitap ehlinin doğru yolda olmadığını ancak Kur’ana iman etmekle doğru yolu bulacağını beyan eder.
[35] Anlıyoruz ki Medine’de, müslümanların kıble olarak Kudüs’e dönmeleri Allah’ın emri değildir. Müslümanlar arasında kıble konusunda anlaşmazlık olduğu da, Kuduse yönelmenin Allah’ın emri olmadığının delidir. Allah, nebisinin istediği yönü yani Kabe tarafını seçeceğini müjdeleyip son noktayı koyar.
[36] “taraf” kelimesinin kullanılması çok yerinde bir kelimedir. Çünkü Kabe’den uzaklaştıkça kimse tam isabetle Kabe’ye yönelemez. Ama Kabe’nin olduğu taraf, maksada ulaşmak için kafidir.
[37] Mescid-i Haram tarafına çevirmekten bahsedilmesi, kıbleye mecazi anlam verenlerin maksadını boşa düşürür. Allah, burada hakiki anlamda yani coğrafi olarak yön bir değişikliğinden bahseder.
[38]Ayet metninde “ilm” yazar. “İlm” kelimesinin bir anlamı da “kanıt”tır. Necm-28: “Onların bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyor.” ayetinde gördüğünüz üzere “ilm”, zannın zıddıdır. O halde “yakin” (kesinlik) ve dolayısıyla reddedilemez bir “kanıt” anlamına da sahip olur.
[39] Kanıt olarak gelen ise Kur’andır.
[40] Ayet metninde “nimet” olarak geçen kelime, Kur’anda “vahiy, ayet, din” anlamında da kullanılmıştır.
[41] Safa ve Merve arasında gidip gelmek yani, sa’y farz değildir. Allah, kişinin isteğine bırakmıştır. Günah yoktur demesinin nedeni, önceden bu tepelerde İsaf ve Naile putlarının olması ve müşriklerin de bu 2 tepe arasında sa’y yapmalarıydı. Allah, bir uygulamanın önceden müşriklerin yani kafirlerin uygulaması olmasını önemsemeyip, niyeti öne çıkarmıştır.
[42] Gerçeği gizleyenlerin sadece tevbe etmesi kafi değildir. Pişmanlıklarının göstergesi olarak gizlenen şeyi ortaya çıkarmaları da emredilmektedir.
[43] Araf-179: “İnsan ve cinlerini birçoğunu cehenneme ayıracağız. Onların idrak edemeyen kalbi, göremedikleri gözleri, duyamadıkları kulakları vardır. Onlar, hayvan gibidir hatta onlar daha sapkındır. İşte onlar gafildir.”
[44] Furkan-43-44: “Hevasını ilah edinen kimseyi gördün mü? Sen mi ona yardımcı olacaksın? Yoksa sen onların çoğunun gerçekten işitiyor veya akıl ediyorlar mı sanıyorsun? Onlar, ancak hayvan gibidir. Hatta onlar yol olarak daha sapıktır.”
[45] Ayet metnindeki kelime, “doğu” anlamında meşrik(مَشْرِقِ) olarak okunduğu gibi “doğan” anlamında مُشْرَق(müşrak) olarak da okunabilir. Rahman-5: “Güneş ve ay bir hesap iledir.” ayeti ile Allah, güneş ve aydan bahsederek ikisinin de bir hesap ile olduğunu söyleyerek, yaratılmış olduklarını vurgular. İnsanların geçmiş dönemlerdeki sapkın inanışları arasında ay ve güneşe ilah diye tapınmaları bilinen bir gerçektir. İkisi de doğar ve batar. İkisi de doğan ve batandır. İşte Allah, ilah diye tapılmış olan güneş ve ayın da yaratıcısı olduğunu vurgular. Allah takvanın, onlara değil “Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve nebilere inanması… şeklinde açıklamıştır.
[46] Ayet metnindeki kelime, “batı” anlamında mağrib(مَغْرِبِ)olarak okunduğu gibi “batan” anlamında muğrab(مُغْرَب) olarak da okunabilir. Rahman-5: “Güneş ve ay bir hesap iledir.” ayeti ile Allah, güneş ve aydan bahsederek ikisinin de bir hesap ile olduğunu söyleyerek, yaratılmış olduklarını vurgular. İnsanların geçmiş dönemlerdeki sapkın inanışları arasında ay ve güneşe ilah diye tapınmaları bilinen bir gerçektir. İkisi de doğar ve batar. İkisi de doğan ve batandır. İşte Allah, ilah diye tapılmış olan güneş ve ayın da yaratıcı olduğunu vurgular. Allah takvanın, onlara değil “Allah’a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve nebilere inanması… şeklinde açıklamıştır.
[47] Bakara-178, şu zamana kadar eksik anlaşılan kısas hukukunun muhkem ayetidir. Fıkıhçılar Maide-45. ayeti muhkem ayet kabul edince kısas; sadece, failin işlediği suçun misli ile suçluya ceza verme, diğer yönüyle mağdur veya mağdur tarafına misli ile intikam alma hakkı ilkesi olarak tanımlanmıştır. Bu da Bakara-178. ayetin yanlış anlaşılmasına, kısas tanımının eksik yapılmasına ve fıkıhçıların olası cinayet kombinasyonları hakkında farklı hükümler vermesine neden olmuştur. Oysa kısas; faile sadece suçun misli ile ceza verme ilkesi değildir. Kısastan vazgeçildiği zaman devreye girecek ve kısastan ayrı bir hüküm olarak değerlendirilen diyet denen maddi tazminat da kısasın diğer cüzüdür.
Kısas hukukunda sadece can değil, her suç türünde Şura-40. ayetin emriyle dengiyle ceza verilir. Bu durumda kısas hukuku sadece infaz sürecinden oluşmaz. Kısas; hem “infaz” hem de “diyetten” oluşur. Yani Bakara-178. ayet, aslında diyet hukukunu düzenleyen ayettir. Bu durumda Kur’an, suç oluştuğunda mağdur tarafa; kısas hukuku olarak 2, bedelsiz af ile toplamda 3 alternatif sunar. Şemada bu alternatifleri görmektesiniz.
[48] Ayette “hadara” fiili kullanıldığından yani kişi henüz yaşadığı için vasiyet emri kişinin mirasçılarına değildir. Emir, mal-mülk sahibi kişiye “yaşarken” vasiyet et emridir.
[49] Hatalı yere ayet numarası verilerek metnin bölündüğü ayet çiftlerinden birisidir. Bu kısım, 184. ayetin başında bırakılmıştır. Oysa ait olduğu ayet, 183. ayetin sonudur.
[50] Kimi çevirilerde “oruca dayanamayanlar veya güç yetiremeyenler” olduğu yazmaktadır. Fiilin anlamında olumsuzluk olmadığı gibi olumsuz yapacak herhangi bir ek de almamıştır. Ayetteki tüm satırlar birbiri ile bağlıdır. Allah ilk cümlede hasta ve yolcu olanlara, sonradan tamam etmek üzere oruç tutmama ruhsatı verir. Kişinin hastalığı ve seyahati oruca mani olmuyorsa; kişi bu ruhsatı yine de kullanabilir ama Allah, onlara bir bedel koymaktadır. O bedel; kişi oruç tutabilecek olduğu halde bu ruhsatı kullanıyorsa, onun fidye vermesi gerektiğidir. Bu çeviri destekleyen cümle ise son cümledir. Allah, kişiye geçici ruhsat vermiştir ama orucu tutacak güçleri olana da bir bilgilendirme yapmaktadır. O da; bu durumda ruhsatı kullanmak yerine oruç tutmalarının daha hayırlı olduğudur. Kıraat farkı ile “güç yetiremeyenler” anlamını verenler var. Kastedilen kişilerin artık hiçbir şekilde sağlığı oruca elvermeyen kimseler olduğu anlaşılır. Öyleyse fidye vermek bu kimseler içindir. Çünkü; diğerleri iyileşince veya seyahati bitince sayıyı
tamamlamakla mesuldür. Ama son cümle, bu anlamı vermeye engel olur. Bu kimseler zaten oruçtan tamamen muaf olmuş kimselerse Allah, onları “Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.” şeklinde oruca teşvik eder mi? Elbette etmez. Bu da kıraat farkının doğru mesajı vermediğini gösterir.
Arapçada if’al babının bir görevi de Ta’rizdir. Bu görev, fiilin bir süreç içerdiğini ve bir anda olmadığını ifade eder. Kaldı ki Kur’anın tek seferde indirilmediğini başka ayetlerden de biliriz.
Örneğin; Furkan-32: “İnkar edenler dedi ki “Kur’an ona hep birden indirilmeli değil miydi?” Ayrıca senin kalbini onunla sağlamlaştırmak için onu sıralayarak düzenledik.”
Allah, bu ayette inkarcıların beklentisinin aksine yine kendi dillerinden, Kur’anın tek seferde toplu olarak indirilmediğini beyan eder.
[52] Ramazan ayına ulaştığımız için, ilettiği şey yani doğru yol için, Allah’a şükretmek ve Allah’ı yüceltmek için oruç tutarız.
[53] Kaza; vaktinde yerine getirilemeyen bir ibadetin sonradan aynı şekilde yerine getirilmesidir. Kefaretse; bir ibadetin bilerek ve meşru bir mazeret olmaksızın bozulması durumunda uygulanan hem bir ceza hem de bir ibadet türüdür.
Bu sayı, Ramazan ayı dışındaki aylarda tamamlanır. Bu arada orucun bozulması durumunda, hiçbir ayette 60+1 gün kefaret zikredilmemiş veya başka ayetlerde de işaret edilmemiştir. Kişinin, isteyerek ve bilerek orucu bozmak niyetiyle oruç tutmasından bahsedilemez. Bu yapılan iş, oruç tutmamakla aynı şeydir. Bu niyette olan kişi için, orucun kendisi de kazası da orucun kazanımları da anlamlı ve gerekli değildir. Bu kimseler hakkında konuşmaya dahi gerek yoktur. Peki kişi Allah’a ve oruca saygılı iken nefsine yenilerek orucunu bozarsa? Bunun karşılığı; yine bir güne bir gün kazadır, 61 gün oruç değildir. Özetle kefaret olarak 61 gün oruç tutmak gerekir demenin Kur’ani bir dayanağı yoktur. Kur’anda 2 ay oruç tutmayı gerektiren kefaretler vardır. Allah’ın özellikle hüküm vermediği konularda, Allah hükmünü eksik bırakmış veya ihmal etmiş de başkaları tamamlıyor değildir. 60 gün oruç tutmak, kefaret olarak sadece 2 durum için emredilmiştir. İlki; zıhar, diğeri; hataen insan öldürmenin karşılığıdır.
[54] Emir formunda olan ابْتَغُوا kelimesinin mazi anlamları arasında “kolay hale geldi” anlamı da vardır. Zaten ayetin başında Allah, erkeklerin eşlerine yaklaşmama konusunda emir olmamasına rağmen kendilerini zorlandıklarından bahsederek, oruç ayında geceleri eşlerine yaklaşmaya izin vererek kolaylaştırdığını, onlarında kolaylaştırması gerektiğini beyan eder.
[55] Ayet metnindeki “beyaz şerit”, yine ayet metninde “fecre ait” dediği için fecrin aydınlığı olarak çevrilmiştir.
[56] Ayet metninde yer alan “siyah şerit”, gecenin karanlığıdır. Çünkü fecr, gecenin karanlığını delerek oluşur.
Ayet; geceye kadar orucu tamamlayın yani gece başladığında orucu bitirin der. Kur’anda gece, güneşin batması yani görülmez olması ile başlar. Şemamıza baktığımızda gece ise 4. uçta başlar. Bu uç, işa(akşam) namazının vaktinin başlangıcıdır. O halde oruç; akşam namazının giriş vakti ile biter. Kur’anın tanımladığı gece-gündüz kavramını bilmeyenler, ayet metninde “gece” kelimesini gördüğünde, orucun bitme vaktini akşam namazının çıkışı olarak anlar.
[58] Rüşveti yasaklayan ayettir. Tekili genellikle “hakim” olarak çevrilen kelime, ilk olarak mahkeme hakimini çağrıştırsa da kastedilen kişiler arasındaki anlaşmazlığın çözümü için gidilen, vereceği hükme itibar edilen kişilerdir. Bu kimseler genellikle kanunla yetkilendirilmiş devlet memuru veya kamu görevlileridir.
[59] Kur’an, ay takviminden bahseder. Bakalım;
Yunus-5: “Güneşi ışık, ayı da aydınlık yapan, yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için aya evreler belirleyen Allah’tır.”
Peki neden ay ve güneş takvimi arasında 10-11 günlük fark var?
Bunun sebebi, tamamen gökyüzündeki “iki farklı tur” süresinin birbirinden farklı olmasıdır. Aslında Ay takvimi “hızlı” gittiği için değil, Güneş yılına göre daha kısa bir yolu olduğu için her yıl öne geçer.
Güneş Yılı (Miladi): Dünyanın güneş etrafındaki 1 tam turudur. Bu süre olarak 365 gün 6 saattir.
Ay Yılı (Hicri): Ayın dünya etrafında 12 kez dönmesidir. Ay’ın bir evresini tamamlaması, burada dikkatinizi çekmek isterim, özellikle hilalden hilale dönmesi için geçen süre yaklaşık 29.5 gündür.
Ay’ın, Dünya etrafındaki bir tam turunu tamamlaması, uzaydaki sabit bir yıldıza göre 27,3 gündür. Fakat Ay, Dünya etrafında dönerken; hem güneş kendi istikametinde ilerlediği hem de Dünya Güneşin etrafında ilerlediği için, Ay’ın tekrar Güneş’le aynı hizaya gelip “Yeni Ay” (Hilal) olması için biraz daha yol gitmesi gerekir. Bu süre ise yaklaşık 29,5 gündür.
Tevbe-36: “Allah’ın katında ayların sayısı on ikidir. Gökleri ve yeri yarattığı gün Allah’ın yasasında, o aylardan dördü haramdır.” ayetinin beyanı ile bir yılda 12 ay olduğunu biliriz.
Bu durumda;
29,5×12 =354 gün çıkar.
365 – 354 = 11 gün fark oluşturur.
Yani her yıl Ay takvimi, Güneş takviminden 11 gün önce seneyi tamamlar.
Peki Allah neden ay takvimini tercih etti? Bilmediklerimiz bir tarafa, bildiğimiz bir sebebi şöyle ifade edelim. Eğer Ay takvimi ile Güneş takvimi eşit olsaydı yani her ikisi de 365 gün olsaydı, ibadetlerimiz her zaman aynı mevsime hapsolurdu. Örneğin: Ramazan orucu ya da hac, hep kışın kısa ve serin günlere veya hep sıcak ve uzun günlerde sabitlenebilirdi. Oysa bu 11 günlük fark sayesinde Ay takvimi, Güneş yılı içinde sürekli “döner” ve yaklaşık 33 yılda bir Ramazan ayı başladığı mevsime geri döner. Bu durum ise; dünyanın her yerindeki müslümanların hem uzun hem kısa, hem sıcak hem soğuk günlerde ibadet ederek adaletli bir döngü yaşamasını sağlamaya neden olur.
[60] Ayet metninde “birra” olarak geçen kelimenin tanımı, ayetin içinde “kişinin sakınması” olarak tanımlanmıştır. O halde birra kelimesinin bir anlamı da takvadır diyebiliriz.
[61] Ayetin sadece bu kısmını alıp, öncesine ve sonrasına bakmayanlar, fitne kabul ettikleri ile savaşmak için hüküm çıkarır. Oysa Kur’an, sadece 2 sebeple savaşa izin verir. Gerisi fikri, akli ve ilmi savaştır. Bu ayet, zaten fiili savaşın içinde olanlardan bahseder, fiili savaş başlatmaktan değil. Allah, savaşta siz galip gelene kadar yani fitne yok oluncaya kadar savaşmaya devam edin der. Savaşılanlar ise; Bakara-191-192. ayetlerde olup, fiilen saldırarak savaşı başlatanlardır.
[62] Bu ayette bir mukayese söz konusudur. Ayette yer alan haram ayların ve dokunulmazlıkların karşılıklı olduğu cümleleri, iki tarafın kabul ettiği haram ayların birbirinden farklı olduğu bilgisini vermektedir. Ayet bize, müslümanlara bildirilmiş olan haram aylar ile Arap cahiliyesinin kabul ettiği haram ayların birbirinden farklı olduğunu, iki tarafın da bu farklı haram aylara ve dokunulmazlıklara karşılıklı riayet etmesi gerektiğini, eğer onlar dikkat etmeyipte saldırırlarsa müslümanların da aynı şekilde cevap vermeleri gerektiğini bildirmektedir.
[63] “İnfak edin” fiili, ayet metni içinde yer almaz. Fakat 195. ayetteki “infak etmek” fiili, bu ayette bahsedilen kurban yani Allah’a yakınlaşmaya vesile olacak hayvandan bahseden cümlenin de fiilidir. Çünkü kurban olarak sunulacak bu hayvanlar hem yenilir hem de infak edilerek dağıtılır.
[64] Nusuk, kurban ve ibadet anlamına sahiptir.
[65] Ayet, haccın bilinen aylarda olduğunu söyler. Üstelik haccın tek bir ayda değil, “aylar” dediği için birden fazla ayda yapılabileceğini açıklar. Yani haram ayların herhangi birisinde gidip hac ibadetini yapabilirsiniz. Bu; mutlaka Zilhicce ayını ve Zilhicce ayının 8-9-10. günlerini beklemek zorunda olmadığınız anlamına gelir.
[66] Hac ibadetinin 1. farzı, niyet ile ihrama girmektir. Tekili haram olan kelimenin çoğulu ehramdır. Hacda dikkat edilmesi belirtilen bu hususlara uymaya “ehram”, dilimizde “ihram” denir. İhramlı olmak yani yasaklı olmak elbise giymek değildir. Hacının ihramda olması demek, hac süresince belirtilen bu yasakları gözetmesi demektir. Ayrıca diğer bir yasak ise Maide-95. ayet gereği, hac süresi boyunca kara avı yapmak da yasaktır.
[67]Kişinin ihramlı yani yasaklı olması demek, hac ve umre süresince kişinin, Allah’ın emri olan yasaklara uyacağına dair en baştan yemin vermiş olduğundan, yemin bozmanın kefaretleri dikkate alınır. Maide-89: “Bunun kefareti ise, ailenize yedirdiğiniz yemeğin orta hallisinden on fakire yedirmek veya on fakiri giydirmek ya da bir köle azat etmektir. Bulamayan kişi de üç gün oruçtur. Yemin ettiğiniz zaman, yeminlerinizin kefareti budur.”
Maide-89. ayette yemin bozmanın kefareti 4 türlüdür. Fakat hac yasağını delmenin cezası yoksulları yedirme kefareti ya da oruç ile sınırlandırılmıştır. Bu durumda av yasağının kefaretleri; hediye dışında on fakire yedirmek veya 3 gün oruç olur.
[68] Haccın 2. farzı; Arafat’a çıkmaktır. Arafat’ta, 199. ayet gereği bağışlanma istenir. Arafat’ta namazlar kılınır. İlginç ki öğle ve ikindi namazları öğle vaktinde birleştirilerek Cem-i Takdim ile kılınır. Kur’ana göre ise bu aralıkta zaten tek vakit namaz kılınır. Cem ile Kur’anın emri yerine getirilmiş olur. Vakfe; sözlükte “durmak, ayakta durmak, bir yerde beklemek” anlamındadır. Aslında Arafat’ta geçirilen sürenin tamamı Arafat Vakfesidir. Orada sürekli bağışlanma dilemek için dua etmek ve kabulünü istemek ise Arafat Vakfesi duasıdır.
[69] Haccın 3. farzı Müzdelife vakfesidir. Arafat’tan buraya geçilir. Müzdelife’de Allah, Allah’ın gösterdiği gibi anılır. Allah’ın gösterdiği ise namaz kılarak gösterdiği şekilde dualar etmektir. Bunlar; “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur, Hamd Allah’a aittir, Allah her şeye gücü yetendir, Senin hiçbir ortağın yoktur, Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver, bizi cehennem azabından koru” gibi ayetlerdir. Fakat Kur’anda yer almayan ve batıl olan şeytan taşlama işi yapılmaz. Akşam ve yatsı namazları yatsı vaktinde birleştirilerek Müzdelife’de Cem-i Te’hir ile kılınır. İlginç ki akşam ve yatsı namazları birleştirilerek Cem-i Takdim ile kılınır. Kur’ana göre ise bu aralıkta zaten tek vakit namaz kılınır. Cem ile Kur’anın emri yerine getirilmiş olur. Müzdelife Vakfesi yapılır. Vakfe; sözlükte “durmak, ayakta durmak, bir yerde beklemek” anlamındadır. Aslında Müzdelife’de geçirilen sürenin tamamı, Müzdelife Vakfesidir ve çokça Allah anılır. Ayrıca Mina’ya giderek Kur’anda yer almayan ve batıl olan büyük şeytan taşlaması yapılmaz.
[70] Mensek, vazife demektir.
[71] Hac görevi; haram olan 4 ay içerisinde en az 2 gün içinde tamamlanır.
[72] İlgili diğer ayet ise; Tevbe-111: “Allah, Allah yolunda savaşan, öldüren ve öldürülen müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerinin olan cennet karşılığında satın almıştır.”
[73] İnsanların Allah ve melekler ile karşılaşması; kıyametin kopması ile ancak din gününde söz konusu olabilir. Çünkü din gününde her insan ve cin Allah’a döndürülmüş olacak.
[74] Ayet metninde “nimet” olarak geçen kelime Kur’anda ayet, kitap, vahiy anlamında da kullanılmıştır.
[75] Kimilerine göre beşer denen varlık insandan üstün olduğunu ve nebilerin ısrarla beşerlerin arasından seçildiğini iddia eder. Oysa gördüğünüz üzere nebiler, insanların arasından insanlar için seçilir. Kaldı ki Kur’anda Allah asla beşere seslenmemiştir. Seslenişi istisnasız insanadır.
[76] Son zamanlarda popüler olan, Mescidi Haramın aslında başka bir yer olduğu iddialarını reddeden ayettir.
[77] Hamr; zihni bulandıran, söylediğini ve yaptığını kontrol edemez ve değerlendiremez hale getiren katı, sıvı her nesnedir.
[78] Hamr veya kumarın günah olması yetmez, Kur’anda haram olduğu yazmıyor iddiasına cevap ayet, Araf-33. ayettir. Bu ayette günahın da haram olduğu beyan edilir. Araf-33: “De ki: “Rabbim kesinlikle çirkinliklerin açık veya gizli olanını, her günahı, haksız yere saldırmayı, kendisine herhangi bir delil indirmediği şeyleri Allah’a ortak koşmanızı ve Allah adına bilmediğiniz şeyler söylemenizi haram kılmıştır.” Dolayısıyla hamr ve kumar, hem günah hem de haram olarak çifte yasaklanmıştır.
[79] Hatalı yere ayet numarası verilerek metnin bölündüğü ayet çiftlerinden birisidir Bu kısım, 220. ayetin başında bırakılmıştır. Oysa ait olduğu ayet, 219. Ayetin sonudur.
[80] Ayet metnindeki el-mehid kelimesi, kadınlarda hem adet hem de lohusalığı kasteder.
[81] Bu dönemler cünüplük veya hastalık hali değildir. Allah’ın beyanı ile kadın için eziyetli durumlardır. Dolayısıyla bu dönemlerde kadınlarda her türlü ibadetini yapabilir. Kan akmasının abdeste neden mani olmadığını ilgili ayette açıklayacağız.
[82] Bu dönemde kadınlara hiçbir yasak konulmamıştır. Tek bir yasak vardır. Kadının eziyetli dönemini rahat geçirmesi için o yasak erkekleredir.
[83] Ayet metnindeki “haysu” kelimesi hem mekan hem zaman zarfıdır. Zaman zarfı olarak çevrilmesi daha doğrudur. Çünkü Allah belli zamanlarda, örneğin kadın adet ve lohusa iken, oruç tutulurken ve hac ibadeti süresince cinsel yaşamı yasaklamıştır. Bunların dışındaki zamanlarda ise serbest bırakmıştır. Bu kelime yer zarfı olarak çevrildiğinde; bazı erkekler eşlerini bu çeviriye dayanarak livataya zorlamaktadır.
[84] Ayet metninde geçen tarla anlamı olan “harse” kelimesinin “kadın eş” anlamı da vardır.
[85] Ayet metninde yer alan “enna” kelimesinin “ne zaman” anlamı da vardır. Allah belli zamanlarda, örneğin kadın adet ve lohusa iken, oruç tutulurken ve hac ibadeti süresince cinsel yaşamı yasaklarken bunların dışındaki zamanlarda serbest bırakmıştır. Muhkem ayet Bakara-222. Ayet olup içindeki “Allah’ın size buyurduğu zamanlarda gidin” emridir.
[86] Yeminlerin Allah’a verilmesi sebebiyle, güzel işler yapılmasına engel olmaması ve bozulması gerektiği bildirilmiştir.
[87] Kur’anda “kalp” kelimesi, nefs anlamında kullanılmaktadır.
[88] Bu ayet; metindeki “el-mutallekatu” kelimesindeki “el takısının“, ilgi zamiri olarak kullanıldığına örnek ayetlerden birisidir. Bu kelime hem “boşanmış kadınlar” hem de “boşanacak kadınlar” anlamına sahip olabilir. Birçok mealde ise “Boşanmış kadınlar” olarak çevrilmiştir. Bu ayet, Kur’anı ilgili ayetleri bir araya getirerek okumanın ne derece önemli olduğunu gösteren ayetlerden birisidir. Çünkü; Talak-1: “Ey nebi! Kadınları boşayacağınız zaman iddet sayarak iddetlerinden sonra boşayın” ve Talak-2: “Kadınlar sürelerini tamamladıklarında onları güzellikle tutun veya içinizden adil 2 kişiyi şahit tutarak onlardan güzellikle ayrılın.” ayetlerinin beyanı, bu kelimeyi sadece “Boşanacak kadınlar” olarak çevirmeyi mecbur kılar.
[89] İddet süreleri ise Talak-4. Ayette belirtilmiştir. Talak-4: “Kadınlarınızdan adetten kesilmiş olanlarla hiç adet görmeyenler hakkında eğer şüphe ederseniz, onların iddetleri 3 aydır. Hamile olanların süresi doğum yapmasıdır.” Özetle boşanma öncesi iddet süresi olduğundan, boşanma sonrası iddet, Kur’anda yoktur. 3 adet dönemi tespit edilmesi ise çok anlamlıdır. Kadın zaten adet oluyorsa hamile olmadığı kabul edilir. Ama en az 2 hikmet fark etmekteyiz. İlki; bazı kadınlar hamileyken de adet olmaya devam eder. İhtimal ki bu süre içinde karnının büyümesi veya farklı sebeplerle hamile olduğunu fark edebilmesi; diğeri, 3 aylık zaman içinde aralarında tekrar sevgi ve saygının oluşma ihtimali.
[90] Talak-2: “Kadınlar sürelerini tamamladıklarında onları güzellikle (nikahınızda) tutun veya içinizden adil 2 kişiyi şahit tutarak onlardan güzellikle ayrılın” ayetinin emri tekrar edilir.
[91] Nisa-20: “Eğer bir eşinizin yerine başka bir eşle boşayarak evlenmek isterseniz, ona kantar vermiş olsanız dahi, verdiğinizden hiçbir şeyi geri almayın” ayeti gereği erkek kadından hiçbir şey almamalıdır.
[92] Ayette Allah, kadına boşanma hakkı vermiştir. Kadının boşanma hakkı, nikah yapılırken erkekten boşanma hakkı almak gibi sahip olduğu bir hak değildir. Boşanmada erkek, kadın sonradan müşrik olmamışsa kadına yaptığı harcamaları geri isteyemez. Ama boşanmayı kadın isterse, kocasına fidye ödemesi gerekir ki bu 2 taraf için de günah değildir.
[93] Evlilikle beraber oluşan aile birliği, ham insanların elinde oynadıkları bir oyuncak değildir. Boşanmak; çoğu zaman eşler, çocuklar ve eşlerin aileleri için yıkıcı etkiye sahiptir. Birçok boşanmış aile, oluşan zararları telafi etme potansiyeline de sahip değildir. Allah hükümlerini önemseyenler için evliliğin ciddiyetine dikkat çekmiş, katlanılması ağır olan bu tedbiri önceden beyan etmiştir.
[94] Meallerin çoğunda “Boşadığınız zaman” olarak çevrilmiştir. Bu durumda oluşan anlam; “Boşanmış erkeğin, isterse eski karısını bekleme süresine kadar yanında tutması demektedir. Artık nikah söz konusu olmadığından, erkeğin kadını yanında tutması zaten imkansızdır.” Bu hata; mazi fiilin gelecek zaman kipinde kullanıldığını gözden kaçırdıkları için yapılmıştır. Oysa aynı yazarlar, başka ayet çevirilerinde, mazi fiili gelecek zaman kipinde kullanmıştır. Kaldı ki Talak-1. ayet, bu çevirinin yanlışlığını açıkça göstermektedir. Talak-1: “Ey nebi! Kadınları boşayacağınız zaman iddet sayarak iddetlerinden sonra boşayın” demektedir.
[95] Ayetin hitabı boşayan erkeğe olduğundan; boşadıkları kadının bir başkasıyla evlenmesine engel olunmasın emri vardır.
[96] Babanın vefat etmesi halinde çocuğun ihtiyaçlarının giderilmesi mirasçıya devredilir.
[97] Nikah, karşılıklı rıza ile yapılmalıdır. Taraflardan biri zorla nikahlanamaz. Çünkü nikah için kullanılan kelimenin tekili “akd” kelimesidir. Akd; ahid’den daha tekniktir; “düğüm” kökünden gelir ve “karşılıklı sözleşme” demektir. En az iki tarafın iradesinin birbirine bir düğüm gibi bağlanmasıdır. Tek taraflı değil, çift taraflı bir rıza ve hukuk barındırır. Hukuki bir zorunluluğu ifade eder. Şartları, sınırları ve sonuçları belirlenmiştir. Yani Kur’an, zorla evlendirmenin önünü kapatır.
[98] Arapçada edatlar, anlamın gereği birbiri yerine kullanılır. Kur’anda yüzlerce örneği mevcuttur. Ayet metninde “veya” yazmasına rağmen ona “ve” anlamı verilir. Çünkü 236 ve 237. ayetlerde; erkeğin kadına hiç el sürmemek şartıyla, mihir belirlenmiş ve belirlenmemiş haline göre hüküm bildirilmektedir.
[99] Nikah, karşılıklı rıza ile yapılmalıdır. Taraflardan biri zorla nikahlanamaz. Çünkü nikah için kullanılan kelimenin tekili “akd” kelimesidir. Akd; ahid’den daha tekniktir; “düğüm” kökünden gelir ve “karşılıklı sözleşme” demektir. En az iki tarafın iradesinin birbirine bir düğüm gibi bağlanmasıdır. Tek taraflı değil, çift taraflı bir rıza ve hukuk barındırır. Hukuki bir zorunluluğu ifade eder. Şartları, sınırları ve sonuçları belirlenmiştir. Yani Kur’an, zorla evlendirmenin önünü kapatır.
[100] Kadının mihri bağışlaması, kabul etmemesi; erkeğin bağışlaması ise mihrin tamamını vermesi demektir. Bu iki durumda gerçekleşmezse, erkek mihrin yarısını kadına vermek zorundadır.
[101] Yapılan hata; ayet metninde yer alan “ve” kelimesinin görevinin bağlaç değil, taksim görevi olduğunun gözden kaçmasıdır. Taksim görevi; bütün-parça ilişkisini dile getirir. Bu durumda “ve” den sonra gelecek olan şey, öncekinden bağımsız değil onun içinden bir bölümü veya parçasıdır. Bu durumda “Orta Namaz” namazların içinden bir namazdır. Ve Allah, onu özellikle dikkatimize vermektedir.
[102] “vusta” kelimenin ismi tafdil olması nedeniyle namaz ismi olmadığı yönünde iddialar var. Oysa Arapçada sıfatlar tam anlamıyla isim gibi amel eder. Hatta diyebiliriz ki, Arapçada birçok isim, aslında bir sıfatın isimleşmiş halidir. Vusta, ismi tafdil olarak; en orta, en merkez gibi anlamlara sahip olsa da “orta” anlamına da sahiptir. Ve gündüz içerisinde ortada olan namazın ismidir. Hayr kelimesi gibidir. Hayr kelimesi de hem isim hem ismi tafdildir.
[103] Namazın ilk ruknu olan kıyamı emreder. Korku halinde kıyamın, yürüyerek veya binek üzerinde de yapılabileceğinden bahsetmesi, mecazi değil fiziki kıyamı kastettiğinin beyanıdır.
[104] Namaz o kadar önemli bir ibadettir ki, korku hissedilen durumlarda bile yürürken ve hatta araç içinde kılınmasına devam edilmelidir.
[105] “Allah’ın size öğrettiği gibi” gibi ifadesi ile Allah, namaz kılmayı bize Kur’anda öğrettiğini beyan eder. Allah bize namaz kılmayı Nisa-102. ayette öğretmiştir.
[106] Borç olarak çevrilen “kardan” kelimesinin bir diğer karşılığı “amel”dir.
[107] Borç vermek olarak çevrilen “yukridu” fiilinin bir anlamı da “dönmek”tir.
[108] Talut, Allah’ın bu imtihanından haberdardı. Bu bilgiyi veren Davut nebidir. Bunu Bakara-251. ayetin işareti ile biliriz. Davut nebi de savaşa katılmıştır.
[109] Davut nebinin savaşa katıldığını bu haber cümlesi ile öğreniriz. O, Calut’u öldürmüştür.
[110] Nahl-102: “De ki “Ruhul-Kudüs onu, iman edenleri sağlamlaştırmak, müslümanlara rehber ve bir müjde olarak Rabbinden bir amaç ile indirdi.” ve Bakara-97: De ki “Kim Cebrail’e düşmansa o, Allah’ın emriyle öncekinin yerine geleni müminler için bir rehber ve müjde olarak senin kalbine indirdi.” ayetlerini mukayese ettiğimizde, Ruhu-l Kudus’ün Cebrail olduğunu öğrenmekteyiz.
[111] Allah’ın din gününde kendisi hariç, tüm şefaati reddettiği ayetlerden birisidir.
[112] Kimi müslümanlar bu sorudan; ancak Allah’ın izin verdikleri şefaat edecek şeklinde anlasa da Allah, bu ironik soru ile din gününde şefaati reddetmektedir. Din gününde şefaatin olmayacağı en net ayetlerden birisi şudur; Bakara-48: “Kimsenin kimse için bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden şefaatin kabul edilmeyeceği, hiçbir kişiden fidyenin alınmayacağı ve yardım edilmeyeceği günden sakının.” Din gününde birilerinin şefaat edeceği inancı, rivayetleri mutlak doğru ve hüküm olarak kabul edenler tarafından iddia edilir. Allah rivayetlere koruma vaadi vermediği gibi Kasas-85. ayet gereği Kur’an rasule farz kılındığı için, kendisinin Kur’ana muhalif hüküm vermesi imkansızdır. Rivayetlerin bir kısmına din düşmanları tarafından müdahele edilmiştir. Bu nedenle rivayetlerin Kur’an ile mukayese edilmesi nebiye saygısızlık veya onu reddetmek değil tam aksine onun yolundan giderek Allah’ın kelamına hizmet etmek olup son derece elzemdir. İlerleyen sayfalarda birçok ayetle zıtlaşan rivayetlerin hüküm olarak kabul edildiğini siz de göreceksiniz.
[113] Müşrak, güneştir yani doğandır.
[114] Meşrik, coğrafi yön olan doğuyu kasteder. Meşrik ve müşrak kelimeleri, yazılışları aynı ama kıraati farklı kelimelerdir. Dikkat edilmemesi, ayetlerin mesajlarını kısmen örtmeye neden olmaktadır.
[115] Kuşların koşarak gelmesini, ayette hata olarak değerlendirenlerin durumu, bilgi sahibi olmadan fikredenlere güzel örnektir. Oysa kuşlar kanatları olmasına rağmen, “uçan” ve “uçamayan” kuşlar olmak üzere 2’ye ayrılır. Uçamayan kuşlar arasında; tavuk, horoz, ördek, hindi kivi, deve kuşu, rea, emu, penguen, veka gibi 60’dan fazla kuş türü vardır. Enam-38. ayette uçan kuşlardan bahsederken, “2 kanadıyla uçan kuşlar” ifadesini kullanması ise sebepsiz değildir. Enam-38: “Yerdeki her canlı ve iki kanadıyla uçan kuşlar ancak sizin gibi topluluklardır. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rablerinin huzurunda toplanacaklar.”
[116] Riba kelimesi, mal için artmak veya çoğalmak, yükselmek anlamlarına sahiptir. Riba; aynı nitelikli 2 malın farklı miktarda, bir vade sonunda değiş-tokuşundan (mübadele) elde edilen “fazlalıktır”. Kur’anda riba; mübadele konusunda “fazlalık” anlamında kullanılmıştır. Ali İmran-130. ayet muhkem ayettir. Diğer ayetler, bu ayet ışığında değerlendirilmelidir. Ali İmran-130: “Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış riba yemeyin.” Bu ayet, helal ribayı değil, kat kat artırılmış haram ribayı yemekten men eder. Allah’ın bu ayette “riba yemeyin” diyebilecekken, Allah’ın “kat kat artırılmış riba yemeyin” vurgusu nedensiz değildir. Helal riba(fazlalık); ister ilk borçlanmada ister borcu ödeyememe durumunda, borç verenin istediği makul fazlalıktır. Buradaki önemli detay; makul fazlalıktır. Makul fazlalık, “malın değerini korumak” için alınan fazlalıktır. Makulun dışında olan ve “Ribadan geriye kalan kat kat fazlalık” olan kısmı ise haramdır. Alınan bu kat kat fazlalık “tefecilik” suçunu oluşturur. Tefecilik ise; borçlunun mağduriyetini istismar edip, haksız ve fazla kazanç elde edildiği için haramdır. Bu iddiama delilim, Bakara-278. ayettir. Bakara-278: “Ey iman edenler! Allah’a karşı takvalı olun. Eğer iman ediyorsanız, ribanın geriye kalanından vazgeçin.” Bu ayeti doğru anlamanın yolu, riba kelimesi yerine Türkçe anlamını yazmak kadar basit bir metottur. Türkçesini ayete yazdığımızda; Bakara-278: “Ey iman edenler! Allah’a karşı takvalı olun. Eğer müminseniz, fazlalıktan geriye kalanı terk edin.” Gördüğünüz üzere fazlalıktan geriye kalan, kat kat artırılan kısmıdır. Allah mübadelede bir miktar fazlalığa izin vermiş fakat bu fazlalığın katlı olmasına izin vermemiş ve terk edin demiştir. Bakara-278. ayet açıkça ribanın(fazlalığın) 2 kısımdan oluştuğunu açıklamıştır:
1-Makul fazlalığın kabul edildiği kısmı; malın değerini korumak için alınandır.
2- Kat kat fazlalıktan vazgeçildiği kısmı; ister ilk borç vermede ister borcun ödenememe durumunda sonradan kat kat eklenendir.
Bakara-275. ayeti nasıl değerlendireceğiz diyecek olursanız cevabım, bu ayeti muhkem ayet olmadan okunduğunuzda mübadelede Allah’ın, borçlunun hakkını koruduğunu ama alacaklının verdiklerinin değer kaybını dikkate almadığı bir hüküm verdiğini iddia etmiş olursunuz ki Allah haksızlık yapmaz ve de emretmez. Senin aksine ben Bakara-275. ayeti muhkem ayet kabul ediyorum da diyebilirsiniz. Cevabım; Allah ribayı Bakara-275. ayet ile haram etmişken, Ali İmran-130. ayette kat kat riba yemeyin diyerek, zaten ribanın azına haram demişken, ribanın kat kat fazlasını yemeyin vurgusunu neden yapmıştır? sorusu izaha muhtaçtır. Eğer riba haramsa, ribanın mikrosu da makrosu da haramdır. Ayrıca Bakara-275. ayeti muhkem ayet kabul ettiğinizde; Bakara-278. ayetteki “ribadan geriye kalanı terk edin” cümlesini açıklayamazsınız. Özetle; makul riba yani verilenin değer kaybını korumak için alınan helal, fakat katlı riba yani resmi adı tefecilik yapılarak alınan ise haramdır. Bankalara gelince; Allah adaleti emredip, kurumları ve insan unsurunun yetiştirilmesini insanlara bıraktığı gibi nasıl bir ekonomik sistem kurulacağını yine insanlara bırakmıştır. Bankacılık sistemi, üretim artış durumunda dengeli rekabet ortamına göre kurulmuş hukuksal bir çaredir. Devlet hazinesi ve uluslararası garantiye sahip olan kurumlardır. Hepsi olmasa da birçok bankacılık işlemi insani ve İslamidir. Vade sonu faiz kazancı ile faizli kredi çekmek haram olan riba değildir. Sebebini açıklayan örnekleri incelemek için web sayfamdaki ilgili açıklamayı inceleyebilirsiniz. Tek cümle ile konuyu özet geçmem gerekirse; Ribanın(fazlalığın) doğrudan haram sayılabileceği ortam; ancak enflasyonun (0) veya (-) olduğu ortamlardır. Böyle ortamlarda ne verdiyseniz aynısını alır, 1 kuruş dahi fazlasını talep edemezsiniz.
[117] “Aksetu”, kıst kelimesinin ismi tafdilidir. “Daha doğru” anlamı da vardır.


